Stokholm Sendromu : Celladına aşık olmak!

Stockholm Sendromu ne demek?
Stockholm Sendromu, bir rehinenin, kaçırılan kişinin veya uzun süre istismar altında kalan bireyin, kendisine zarar veren kişiye zamanla duygusal yakınlık, empati veya bağlılık geliştirmesini tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.
Halk arasında zaman zaman "celladına âşık olmak" şeklinde ifade edilse de, bu tanım sendromun karmaşık psikolojik yapısını tam olarak yansıtmaz.
"Stockholm Sendromu resmi bir psikiyatrik tanı değildir."
Kavram adını, 1973 yılında İsveç'in Stockholm kentindeki Kreditbanken banka soygunundan alır. Altı gün süren rehine krizinin ardından bazı rehinelerin, kendilerini rehin alan kişilere karşı anlayış gösterdiği ve polis müdahalesini eleştirdiği gözlemlenmiştir. Bu olay sonrasında psikiyatrist Nils Bejerot tarafından "Stockholm Sendromu" terimi ortaya atılmıştır.
Ancak günümüzde birçok psikolog ve travma araştırmacısı, olayın medyada aktarıldığı kadar net olmadığını ve rehinelerin davranışlarının hayatta kalma stratejisi olarak da yorumlanabileceğini belirtmektedir. Bu nedenle Stockholm Sendromu, DSM-5 (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) veya ICD-11 (Uluslararası Hastalık Sınıflandırması) içinde resmi bir psikiyatrik tanı olarak yer almamaktadır.
Stockholm Sendromu Neden Gelişir?
Travmatik koşullar altında insan beyninin temel amacı hayatta kalmaktır. Bu nedenle bazı kişiler, kendilerine zarar verme potansiyeli taşıyan kişiye karşı beklenmedik biçimde olumlu duygular geliştirebilir. Bu durumun ortaya çıkmasında rol oynayabilecek faktörler şunlardır:
Hayatta Kalma İçgüdüsü
Kişi, saldırganın öfkesini azaltmak ve hayatta kalma şansını artırmak amacıyla onun davranışlarını anlamaya çalışabilir. İstismarcının küçük bir nezaketi bile yoğun stres altında büyük bir iyilik gibi algılanabilir.
Güç Dengesizliği
Mağdur, tamamen karşı tarafın kontrolü altında olduğunu hisseder. Kaçma imkânının bulunmaması, saldırganla psikolojik uyum geliştirmeyi kolaylaştırabilir.
İzolasyon
Dış dünyayla bağlantının kesilmesi, mağdurun tek sosyal temasının istismarcı olması sonucunu doğurabilir. Bu durum zamanla duygusal bağ oluşmasına zemin hazırlayabilir.
Travma ve Belirsizlik
Uzun süreli korku, stres ve belirsizlik, düşünce süreçlerini etkileyebilir. Mağdur bazen yaşadığı şiddeti açıklamaya veya anlamlandırmaya çalışırken saldırganı haklı göstermeye başlayabilir.
Travma Bağlanması (Trauma Bonding)
Günümüzde birçok uzman, Stockholm Sendromu yerine travma bağlanması kavramının birçok vakayı daha iyi açıkladığını savunmaktadır. Travma bağlanması, ödül-ceza döngüsü içinde gelişen güçlü duygusal bağı ifade eder ve özellikle aile içi şiddet ile romantik ilişkilerde daha sık kullanılır.
Belirtileri
Her mağdurda aynı belirtiler görülmez. Ancak bazı kişilerde şu davranışlar gözlenebilir:
İstismarcıya karşı sempati veya minnet hissetme
Şiddeti küçümseme ya da haklı göstermeye çalışma
İstismarcının davranışlarını savunma
Kurtarma girişimlerine direnç gösterme
Kendisini suçlama
Dışarıdan gelen yardıma güvenmeme
İstismarcının bakış açısını benimsemeye başlama
Bu belirtiler tek başına Stockholm Sendromu tanısı koydurmaz.
Hangi Durumlarda Görülebilir?
Kavram ilk olarak rehine olayları için ortaya atılmış olsa da benzer psikolojik süreçler şu durumlarda da tartışılmaktadır:
Rehine krizleri
Aile içi şiddet
Partner istismarı
Çocuk istismarı
İnsan kaçırma olayları
İnsan ticareti
Bazı tarikat ve yüksek kontrol grupları
Savaş esareti
Bununla birlikte uzmanlar, bu örneklerin önemli bir kısmında "Stockholm Sendromu" yerine travma bağlanması, zorlayıcı kontrol (coercive control) veya karmaşık travma (Complex PTSD) kavramlarının daha açıklayıcı olduğunu belirtmektedir.
Bilimsel Tartışmalar
Son yıllarda Stockholm Sendromu kavramı ciddi biçimde tartışılmaktadır. Eleştirilerin başlıca nedenleri şunlardır:
Tanısal ölçütlerinin net olmaması
Resmi psikiyatrik sınıflandırmalarda yer almaması
Bilimsel araştırmaların sınırlı olması
İlk Stockholm vakasının medyada abartılmış olabileceğine ilişkin değerlendirmeler
Mağdur davranışlarının hayatta kalma stratejisi olarak daha iyi açıklanabilmesi
Bu nedenle modern travma psikolojisinde birçok araştırmacı, Stockholm Sendromu yerine travma bağlanması ve zorlayıcı kontrol modellerini tercih etmektedir.
Sonuç
Stockholm Sendromu, popüler kültürde sıkça anılan bir kavram olsa da günümüzde resmi bir psikiyatrik hastalık olarak kabul edilmemektedir. Bunun yerine travmatik koşullar altında gelişen karmaşık uyum mekanizmalarından biri olarak değerlendirilmektedir. Özellikle uzun süreli istismar, tehdit ve izolasyon yaşayan bireylerde saldırgana yönelik olumlu duygular gelişebilmesi, insan beyninin hayatta kalmaya yönelik savunma stratejilerinin bir sonucu olarak yorumlanmaktadır. Bu tür deneyimler yaşayan kişilerin, yaşadıkları travmayı sağlıklı biçimde işleyebilmeleri için psikolojik destek almaları büyük önem taşır.
Konuyla İlgili Güvenilir Çevrimiçi Kaynaklar
Resmî ve Akademik Kaynaklar
American Psychiatric Association (DSM-5 hakkında): https://www.psychiatry.org/
World Health Organization – ICD-11: https://icd.who.int/
American Psychological Association (APA): https://www.apa.org/
National Center for PTSD (U.S. Department of Veterans Affairs): https://www.ptsd.va.gov/
Hakemli Bilimsel Veritabanları
PubMed: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/
Google Scholar: https://scholar.google.com/
PsycINFO (APA): https://www.apa.org/pubs/databases/psycinfo
Tarihsel Olay ve Güncel Değerlendirmeler
BBC Future – Stockholm Syndrome üzerine değerlendirmeler
Smithsonian Magazine – 1973 Stockholm rehine krizi
Encyclopaedia Britannica – Stockholm Syndrome maddesi
Mitologya.com notu: "Stockholm Sendromu resmi bir psikiyatrik tanı değildir."




Yorumlar