top of page

Arama Sonuçları

Search this site

Boş arama ile 1302 sonuç bulundu

  • ATM’lerdeki sarı tuş

    ATM’lerdeki sarı tuşun asıl işlevi yıllar sonra ortaya çıktı. Uzmanların iddialarına göre bu tuş, sanılandan çok daha önemli bir güvenlik detayını barındırıyor. Hemen herkesin kullandığı ATM’lerde dikkat çeken sarı tuş, merak konusu haline geldi. Banka müşterilerinin çoğu bu tuşun ne işe yaradığını bilmezken, uzmanların iddiaları dikkat çekici bir gerçeği ortaya koydu. ATM SARI TUŞUN ASIL AMACI GÜVENLİKMİŞ! Uzmanların aktardığı bilgilere göre, ATM’lerde yer alan sarı tuşun temel işlevi güvenlik ile bağlantılı. Olağan dışı bir durumda, örneğin zorla işlem yaptırılmak istenildiğinde ya da şüpheli bir tehdit algılandığında, bu tuşun devreye sokulabileceği öne sürülüyor. İddialara göre sarı tuşa basıldığında sistem, güvenlik birimlerine sinyal gönderebiliyor. Ayrıca ATM çevresindeki kameraların kayıtlarının işaretlenmesi sağlanarak olası bir inceleme durumunda kolaylık sunulabiliyor. Bu yönüyle sarı tuşun, kullanıcıların farkında olmadan büyük bir güvenlik desteği sunduğu belirtiliyor. ATM ekranının yanında yer alan sarı tuş, uzmanların iddialarına göre sıradan bir tuştan çok daha fazlasını ifade ediyor. Çoğu kişi tarafından bilinmeyen bu detay, kullanıcıların güvenliğini artırmaya yönelik sessiz bir koruma mekanizması olarak tanımlanıyor. Kaynak https://www.sozcu.com.tr/atm-deki-sari-tusun-gercek-anlami-ortaya-cikti-yillardir-kimse-fark-etmedi-p217004

  • Müren balığı ve çarpması

    Müren Balığı Müren balığı, yılan balığına benzeyen uzun, yassı bir gövdeye sahip, kemikli bir deniz canlısıdır. Genellikle tropik ve ılıman denizlerin kayalık, mercan ve mağara gibi diplerinde yaşar. Çok geniş bir yelpazede türleri bulunur; boyları birkaç santimetreden 4 metreye kadar değişebilir. Müren balığı Mürenlerin en belirgin özelliklerinden biri, keskin ve sivri dişlerle dolu geniş ağızlarıdır. Bu dişler avlarını yakalamak ve parçalamak için evrimleşmiştir. Dişlerinin yapısı, mürenin avını bırakmamasına yardımcı olur, bu da avcılar için oldukça tehlikeli bir özellik olabilir. Müren Balığı Çarpması (Isırması) Mürenler genellikle insanlara saldırmaz. Ancak, özellikle yuvalarına yakın bir tehdit hissettiklerinde veya insanlar tarafından rahatsız edildiklerinde agresifleşebilirler. Müren balığının çarpması veya ısırması, genellikle dalgıçlar, balıkçılar veya kayalıklarda yürüyen insanlar için risk oluşturur. Müren balığı Müren balığı ısırması Müren balığının ısırması son derece acı verici olabilir ve ciddi yaralanmalara neden olabilir. Dişleri derin yırtıklara, doku hasarına ve ciddi kanamalara yol açabilir. Isırık yaraları genellikle düzensizdir ve mikrop bulaşmasına yatkındır. Müren balığı ısırması durumunda yapılması gerekenler: Sakince uzaklaşın:  Eğer mürenin sizi ısırdığını fark ederseniz, sakin kalmaya çalışın ve yavaşça geri çekilin. Mürenler avlarını kolay kolay bırakmazlar ve panik yapmak durumu daha da kötüleştirebilir. Kanama kontrolü:  Yara yerini temiz tutmaya çalışın ve kanamayı durdurmak için temiz bir bez veya bandajla baskı uygulayın. Tıbbi yardım:  Müren ısırması ciddi bir durumdur ve acil tıbbi müdahale gerektirir. En yakın sağlık kuruluşuna başvurun. Yaralar enfeksiyon riski taşır ve genellikle dikiş veya antibiyotik tedavisi gerekebilir. Müren balığı Mürenlerden Korunma Yolları Temas kurmayın:  Mürenlerin yaşadığı bölgelerde, özellikle mercan resifleri, kayalıklar ve mağaralar gibi yerlerde onlara dokunmaktan veya yaklaşmaktan kaçının. Elle beslemeyin:  Mürenleri elle beslemeye çalışmak, onların parmaklarınızı av olarak algılamasına ve sizi ısırmasına neden olabilir. Balık avcılığına dikkat:  Eğer balık tutuyorsanız ve müren yakaladıysanız, balığı dikkatlice serbest bırakın ve ona temas etmekten kaçının. Mürenler, ekosistem için önemli canlılardır. Doğal yaşam alanlarında onlara saygı duymak ve onları rahatsız etmemek, hem kendi güvenliğiniz hem de deniz yaşamının korunması için önemlidir.

  • Şakacı Sahabe Nuayman

    Peygambere Hediye Hz. Peygamber'i çok seven Nuayman, Medine'ye iyi bir şey getirildiğinde hemen alır, O'na hediye ederdi. Yine bir defasında Nuayman, satıcıda gördüğü nefis balı alıp Hz. Peygam-ber'e getirdi ve hediye etti. Daha sonra satıcı parayı isteyince, adamı Hz. Peygamber'e getirdi ve parayı O'ndan almasını söyledi. Rasûlullah "Hani hediye etmiştin " deyince "Ya Rasûlallah! Bu güzel balı senin yemeni çok istedim, param olmadığı için böyle yaptım" dedi. Hz. Peygamber de gülerek adamın parasını ödedi. Nuayman'ın birkaç defa yaptığı bu tür şakalara Hz. Peygamber alışıktı (İ. Abdilberr, el İstiab,4, s.1529)a.g.e., 4). Arkadaşını köle diye satması Hz. Peygamberin vefatından bir yıl önce Hz. Ebu Bekir, Nuayman ve arkadaşı Suveybit'le birlikte ticaret için Busra'ya gitmişti. Nuayman, eşyaların başında bekleyen Suveybit'e geldi ve ondan, yiyecek birşeyler istedi. Suveybit, Ebu Bekir gelmeden olmaz deyip reddedince Nuayman; "Vallahi seni kızdıracak bir iş yapacağım" dedi ve az ilerde bulunan deve tüccarlarına gitti, onlara; Maharetli, arap bir kölem var, satın alîr mısınız? Fakat o çok konuşkan biridir, belki size; "Ben hür bir insanım, diyebilir. Eğer almıyacaksanız, kölemi bana karşı ifsad etmeyiniz," dedi. Onlar da; "Hayır, onu, on deveye alırız" deyince Nuayman develere doğru gitti, onları bağladı ve daha sonra alıcıların yanına geldi. Suveybit'i göstererek, "işte bu,buy-run alın" dedi. Arabiler Suveybit'e, kendisini satın aldıklarını söyleyince; "O yalancıdır, ben hür bir insanım" dediyse de aldırmadılar ve "Tamam, o senin durumunu bize bildirdi" deyip ipi boynuna geçirdiler ve götürdüler. Az sonra Hz. Ebu Bekir geldi, durum kendisine anlatılınca arkadaşlarıyla gitti. Develeri geri verip Suvey-bit'i kurtardı. Olay Medine'de anlatılınca Hz. Peygamber ve ashabı yıl boyunca buna güldüler. Müsned, 6, 316; İ. Mace,£rfe6, 24; 1. Abdilberr, a.g.e., 4,1526-1527; îbnu'l-Esir, Üsdü'l-Gabe, 5, 351-352. (î. Mace bu olayı, Suveybit Nuayman'ı sattı şeklinde (Maklub) tahric etmiştir.). Başkasının Devesini Kesmesi Bir bedevi devesini avluya bağlayıp Hz. Peygamberin yanma gider. Oradaki sahabiler Nuayman'a; — Canımız çekti, şu deveyi kes de yiyelim. Nasıl olsa Rasûlullah (s.a.v.) bedelini öder" derler ve onu, adeta bu işe zorlarlar. Önce kabul etmemesine rağmen onların ısrarı karşısında Nuayman deveyi keser. Arabî çıkıp ta manzarayı görünce bağırmaya başlar. Bu çığlıklar üzerine çıkan Hz. Peygamber, kimin yaptığını sorar, oradakiler Nuayman, deyince Rasûlullah (s.a.v.) onu aramaya çıkar ve saklandığı yerde bulur. Bir çukura saklanmış olan Nuayman, üstüne de hurma yaprakları ve dallarını örtmüştür. Onu gören bir sahabi; "Onu görmedim ya Rasûlallah!" demekte ve eliyle saklandığı yeri işaret etmektedir. Rasûlullah (s.a.v.), Nuayman'ı çukurdan çıkarır; "— Sana bunu kim yaptırdı?" diye sorunca; "— Burayı sana işaret edenler yok mu? Beni buna, işte onlar teşvik etti" cevabını verir. Durumu anlayan Hz. Peygamber, bir taraftan yüzündeki çöpleri silmekte, bir taraftan da gülmektedir. Daha sonra da devenin parasını şahsa ödemiştir. İ. Abdilberr, a.g.e., 4,1527; îbnu'l,Esir, a.g.e., 5, 352; î. Hacer, a.g.e., 6. 465. Kehanet Masalı Bir grup şahabı bir su başında konaklarlar. Nuayman, o bölgede oturan müşriklere, ileride şöyle olacak böyle olacak... diye bazı hikayeler anlatır, onlar da, süt ve çeşitli yiyecekler getirirler. Nuayman bunları arkadaşlarına gönderir, onlar da yerler. Bu durumu öğrenen Hz. Ebu Bekir; "Demek ki gün boyu Nuayman'm kehanetle kazandıklarını yemişim" der ve yediklerini çıkarır (İ. Hacer, el-îsâbe, 6, 466.). Ebu Süfyan'la dalga geçmesi Medine'de Ebu Süfyan'a rastlayan Nuayman: "- Ey Allah Düşmanı! Ensar'ın ulusu Nuayman'ı hicveden sen misin?" diye onu azarlar. Neye uğradığını anlıyamıyan Ebu Süfyan özür diler. Nuayman gidince Ebu Süfyan'a; "Bunları sana söyleyen Nuayman idi" derler. Fakat Nuayman söyleyeceğini söylemiş, muhtemelen, fetih öncesi rica için Medine'ye gelmiş olan ve henüz islâm'ı kabul etmemiş bulunan Ebu Süfyan'a şakasını yapmıştır. (İ. Hacer, el-îsâbe, 6, 463-465.). Mahreme'ye yaptığı oyunlar Olay Hz. Osman zamanında cereyan eder. Mahreme 115 yaşlarında, gözleri görmemektedir. Bir gün mescidde otururken küçük abdest bozmak için kalkar. Gözleri görmediğinden nereye kadar gittiğini farkedemez ve mescid dışına çıktığım zannederek oturmak ister. Etrafındakiler mescidde olduğunu ikaz edince bundan vazgeçer. Bu esnada yanma gelen Nuayman onu biraz öteye, mescidin öbür köşesine götürür ve orada işini görebileceğim söyler. Mahreme bevletmeye başlayınca etrafındakiler yine, mescide bevlediyorsun diye bağırırlar, fakat iş işten geçmiştir. Mahreme, buraya kendisini kimin getirdiğini sorar, Nuayman olduğunu öğrenince de; "Eğer onu bir elime geçirirsem, vallahi bu âsâyı kafasına indireceğim" diye yemin eder. Aradan biraz zaman geçer, yine bir gün mescidde Mahreme-ye rastlar. Halife Hz. Osman da mescidde namaz kılmaktadır. Hz. Osman namaz kılarken kendisini tamamen namaza verir, dışarıyla ilgisini keserdi. Nuayman Mahreme'nin yanma gelir ve ona; "— Hâlâ Nuayman'a kızıyor musun?" der. "— Evet, o nerede? Bana göster" cevabını alınca onu, Hz. Osman'ın yanma götürür ve, "işte bu!" deyince Mahreme hemen değneğini kaldırır ve Nuayman diye Hz. Osman'ın kafasına indirir ve onu yaralar. "Ne yaptın? Emîrul Müminîn'e vurdun" deseler de olan olmuştur. Mahreme'nin akrabaları, Nuayman'ı cezalandırmak için toplanırlar fakat Hz. Osman, Bedir ehlinden olduğu için bunu yapmalarına izin vermez. Bu olaylardan sonra Mahreme de pes eder ve Nuayman'dan intikam almaktan vazgeçer. Ibn Abdilberr, el-İstiab., 4, 1528-1529; îbn Hacer, el-îsâbe, 6, 465) Şakaccı Sahabe Soru&Yorum Sabahe ile ilgili hikayelerde sürekli, adeta başını yerden hiç kaldırmayan, sürekli ibadet eden, başkaca insani hiçbir ihtiyacı olmayan, adeta bir işi gücü geçim derdi olmayan, insanüstü varlıklar anlatıyorlar. Neden? Kaynak: https://islam-tr.org/konu/sakaci-sahabe-nuayman-r-a.40814/

  • Büyük Taarruz öncesi

    Mustafa Kemal Paşa'nın, Büyük Taarruz öncesi Ankara'da bir sohbette İzmir'e giriş tarihini söylemesi. Falih Rıfkı Atay anlatıyor. "Ankara'dan hareket edeceği günün akşamını Keçiören'de yakın adamları ile geçirmişti. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanındakilere: — Taarruz haberini alınca hesap ediniz. On beşinci günü İzmir'deyiz, demişti. Acaba içkinin tesiri mi idi? Arkasından hafifçe gülüştüler bile... İzmir'den dönüşünde karşılayıcılar arasında o gece beraber bulunduklarından bir ikisini görünce: — Bir gün yanılmışım, dedi, ama kusur bende değil, düşmanda! İzmir'e taarruzun on dördüncü günü girmişti." Kaynak: Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Pozitif Yayınları, s. 358.

  • Yıldızname aslında nedir?

    Yıldızname, bir kişinin doğduğu andaki gökyüzü konumunu, yani yıldızların ve gezegenlerin burçlardaki yerleşimini inceleyerek onun karakteri, geleceği ve kaderi hakkında yorumlar yapmaya çalışan geleneksel bir kehanet yöntemidir. Temelde astrolojiye benzese de, kendine özgü yorumlama teknikleri ve daha çok İslam kültüründeki eski inanışlarla harmanlanmış bir yapısı vardır. ​Yıldızname'nin Temel Unsurları ​ Doğum Haritası:  Yıldızname yorumu, kişinin doğum tarihi, saati ve yeri gibi bilgilere dayanarak hazırlanan bir doğum haritası ile başlar. Bu harita, gezegenlerin o anda hangi burçlarda ve hangi evlerde bulunduğunu gösterir. ​ Astrolojik Burçlar:  Burçların her biri, belirli karakter özelliklerini ve enerjileri temsil eder. Yıldızname yorumcusu, kişinin burcunu ve yükselen burcunu dikkate alarak temel karakter analizi yapar. ​ Gezegenlerin Konumları:  Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin haritadaki konumları, kişinin yaşamındaki farklı alanları (ilişkiler, kariyer, sağlık vb.) etkileyen faktörler olarak yorumlanır. ​ İslami Etkiler:  Yıldızname'de, Kuran'dan ayetler, ebced hesabı gibi İslami ve mistik unsurlar da yorumlara dahil edilebilir. Bu, onu modern astrolojiden ayıran en önemli özelliklerden biridir. ​Yıldızname Nasıl Yorumlanır? ​Yıldızname, bir fal yöntemi olarak kabul edilir ve bilimsel bir temeli yoktur. Yorumlar genellikle sezgisel ve geleneksel bilgilere dayanır. Bir yıldızname uzmanı  veya müneccim , haritadaki gezegenlerin açılarını, burçların ve evlerin etkileşimlerini yorumlayarak kişinin olası şanslarını, zorluklarını, ilişkilerini ve gelecekte karşılaşabileceği olayları değerlendirir. ​Özetle, yıldızname eski bir kehanet sanatı olup, bir kişinin doğduğu andaki gökyüzü konumundan yola çıkarak karakteri ve geleceği hakkında yorumlar yapmayı amaçlar. Modern astrolojinin aksine, daha çok geleneksel ve İslami mistisizmle harmanlanmış bir yapısı bulunur.

  • Atatürk ve çocuk sevgisi

    Atatürk ve manevi kızı

  • Tarator

    Tarator , farklı mutfaklarda farklı anlamlara gelen bir terimdir. En yaygın bilinen anlamı ise bir çeşit sostur. ​ Bulgar, Kuzey Makedon ve Sırp Mutfağında:  Tarator, salatalık, yoğurt, sarımsak, dereotu, ceviz ve bitkisel yağdan yapılan soğuk bir çorba veya sostur. Özellikle sıcak yaz aylarında serinletici bir başlangıç yemeği olarak tercih edilir. Ayran aşına benzer, ancak daha koyu bir kıvamı vardır. ​ Türk Mutfağında:  Türkiye'de tarator, genellikle balık veya kızarmış sebzelerle servis edilen, ekmek içi, ceviz, sarımsak, zeytinyağı ve limon suyundan yapılan yoğun bir sostur. Bu sos, özellikle kızarmış midye veya kalamar ile çok yakışır. ​ Balkanlar ve Orta Doğu'da:  Bazı bölgelerde tahin, sarımsak ve limon suyundan yapılan bir tahin sosu da "tarator" olarak adlandırılabilir. ​Kısacası, hangi coğrafyada olduğuna bağlı olarak taratorun yoğurtlu bir çorba mı yoksa cevizli bir sos mu olduğunu düşünebilirsin.

  • Kaknem

    Kaknem, genellikle yaşlı, huysuz ve çirkin kadınları tanımlamak için kullanılan bir kelimedir. Kısacası, sevimsiz, kötücül bir anlam taşır. Bu kelime, kişinin dış görünüşünden çok, olumsuz karakter özelliklerini ve huysuzluğunu vurgulamak için kullanılır.

  • Turşulamak

    Yemek sunumunda turşulamak , yemeğin ana bileşenlerini lezzetlendirmek ve estetik olarak zenginleştirmek için turşu haline getirme tekniğini ifade eder. Bu, klasik anlamda büyük kavanozlarda uzun süre saklanan turşular gibi değil, genellikle çok daha kısa sürede hazırlanan ve taze malzemelerle yapılan bir işlemdir. ​Neden Turşulama Yapılır? Lezzet Katkısı:  Turşulama, yemeğe parlak, keskin ve ekşi bir tat verir. Bu, özellikle yağlı veya ağır ana yemeklerin lezzet dengesini sağlamak için kullanılır. Örneğin, et yemeklerinin yanına turşu soğan veya havuç eklemek, yemeğin daha ferahlatıcı olmasını sağlar. Doku Kontrastı:  Taze sebzeler ve meyveler, turşulandıklarında daha çıtır ve diri bir doku kazanır. Bu doku, yemeğin diğer yumuşak veya kremsi bileşenleriyle güzel bir kontrast oluşturur. Renk ve Estetik:  Turşulanan malzemelerin canlı renkleri (örneğin pembeleşen soğan, parlak yeşil salatalık), tabağa görsel bir çekicilik katar. Bu, yemeği sadece lezzet olarak değil, gözle de çekici hale getirir. Hızlı Turşulama (Quick Pickling):  Restoranlarda ve modern mutfaklarda en sık kullanılan yöntemdir. Malzemeler, sıcak sirke, su, tuz, şeker ve baharat karışımında kısa bir süre bekletilir. Bu işlem birkaç saat veya bir gün içinde tamamlanabilir ve malzemelerin taze dokusu korunurken ekşi lezzeti kazanması sağlanır. ​Kısacası, yemek sunumunda turşulama, yemeği dengeleyen, doku katan ve görsel olarak tamamlayan sofistike bir dokunuştur. Salatalardan sandviçlere, ana yemeklerden mezelere kadar birçok alanda karşımıza çıkan popüler bir tekniktir.

  • Kur'an "Risaleleri" haber verdi mi?

    Ayet: يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ نُورًا مُب۪ينًا Yâ eyyuhâ-nnâsu kad câekum burhânun min rabbikum veenzelnâ ileykum nûran mubînâ(n) “Ey insanlar size rabbinizden bir burhan/açık ve kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik” [4/Nisa: 174] Nurs Köylü Sait: "Şuâyet bu zamana dahi hitap eder. Çünkü tamam- مُبِينًا hariç kalsa-bin üç yüz altmış (1360) küsur eder. Eğer قَدْ جَۤاءَكُمْ 'den sonraki olsa بُرْهَانٌ ve نُورًا kelimelerindeki tenvinler, ن sayılsa bin üç yüz on (1310) eder. Demek bu asra da hitap eder. Hem قَدْ جَۤاءَكُمْ بُرْهَانٌ 3 cümlesi yalnız dört farkla Furkan adedine tevafukla sarîhan baktığı gibi, o kudsî burhan-ı İlâhînin bu zamanda parlak ve kuvvetli bir burhanı olan Resâili'n-Nur'a dahi, ikinci cümlesi olan اَنْزَلْنَۤا اِلَيْكُمْ نُورًا مُبِينًا 1 adedi, iki tenvin vakıfta iki elif( ا ) sayılmak cihetiyle beş yüz doksan sekiz (598) ederek aynen tam tamına Resâili'n-Nur'a ve Risale-i Nur adedine tevafukla o semâvî burhan-ı kudsînin yerde bir burhanı, Resâili'n-Nur olduğunu remzen haber veriyor. İHTAR: Sözlerin üç ismi olan Risalei'n-Nur veya Resâili'n-Nur veya Risaleti'n-Nurdaki şeddeli ن , iki ن sayılmak, cifirce ağlebî bir kaidedir. Şeddeli harf bazan bir, bazan iki sayılabilir." Nurs Köylü Sait bu örnekte Risalelerin Kur’an’ın haber verdiği kutsal metinler olduğunu ebced hesabı ile ispatlamaya çalışmıştır. Bunu kabul etmeyen ve buna inanmayanlara da bir başka Kur’an ayeti kullanarak cehennemi işaret etmiştir. Ayet: Hud (106) فَاَمَّا الَّذ۪ينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ لَهُمْ ف۪يهَا زَف۪يرٌ وَشَه۪يقٌۙ Feemmâ-lleżîne şa k û fefî-nnâri lehum fîhâ zefîrun veşehî k (un) Mutsuz olanlara gelince; cehennemdedirler. Onların orada şiddetli bir soluyuşları vardır. Ayet: Hud (108) وَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ Veemmâ-lleżîne su’idû fefî-lcenneti ḣâlidîne fîhâ mâ dâmeti-ssemâvâtu vel-ar d u illâ mâ şâe rabbuk (e) (s) ‘a t âen ġayra mecżûż (in) Mutlu olanlara gelince, gökler ve yerler durdukça içinde ebedî kalmak üzere cennettedirler. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Bu, onlara ardı kesilmez bir lütuf olarak verilmiştir. [Hud: 108] Nurs Köylü Sait: "Bu âyetteki esrarlı muvazene-i Kur'âniyeyi düşünürken, Sûre-i Hûd'daki فَاَمَّا الَّذِينَ شَقُوا ("Şakîlere gelince..." Hûd Sûresi, 11:106.) fıkrasına karşı وَاَمَّا الَّذِينَ سُعِدُوا فَفِى الْجَنَّةِ 'deki ("Saidlere gelince, onlar da Cennette kalacaklardır." Hûd Sûresi, 11:108.) muvazene hatıra geldi ve bildirdi ki: Nasıl ki bu ikinci âyet ve birinci fıkra Risale-i Nur'un mesleğine, şakirtlerine tam tamına mânen ve cifirce bakıyor. Öyle de, فَاَمَّا الَّذِينَ شَقُوا فَفِى النَّارِ لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ      ("Bedbaht olanlara gelince, onlar ateştedirler , orada onların (güçlükle ve fecî bir sesle) nefes alıp vermeleri vardır." Hûd Sûresi, 11:106.) âyeti dahi, Risale-i Nur'un muarızlarına ve düşmanlarına ve onların cereyanlarının mebde'ine ve faaliyet devresine ve müntehâsına cifirle, tevafukla işaret eder..." Soru&Yorum Din alanı oldukça geniş bir alandır. Bu alanda fikir beyan edenler ya da kitap yazanların yöneldiği araçlar; Tevil, Rüya, İlham, Cebrail, İhtar, Ebced-Cifir hesabı Kıyas İçtihat gibi ucu açık, gizemli, şüpheli, bireysel yorumlar veya teknik ve yöntemlerdir. Oysa Yüce Allah bakın ne söylüyor; Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken «Bana da vahyolundu» diyenden ve «Ben de Allah'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim» diyenden daha zalim kim vardır! O zalimler, ölümün (boğucu) dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara: «Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun âyetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı ile cezalandırılacaksınız!» derken onların halini bir görsen!   [ 6/En’am: 93] Allah adına yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir? Onlar Rablerinin huzuruna çıkarılacak; şâhitler de: “Rableri adına yalan söyleyenler işte bunlardı” diyecekler. Haberiniz olsun ki, Allah’ın lâneti zâlimlerin üzerine olacaktır. [11/Hud: 18] Allah Kur'an-ı Kerim'i "korunan", "apaçık", "kolaylaştırılmış" olarak tanımlamışken yıllar sonra kulları tarafından yazılacak başka kitapları neden gizli veya gizemli bir şekilde ifade etmek istesin? Bir kimsenin öldükten sonra cennet veya cehenneme gideceğinin takdiri sadece Allah'a ait değil midir? Bu takdirini yaratan yeryüzünde hangi insanlarla paylaşmıştır? Kaynak : https://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=12&pageNo=112#content.tr.12.113 Sikke-i Tasdiki Gaybi sf.113-114 https://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=12&pageNo=112#content.tr.12.105 Sikke-i Tasdiki Gaybi sf.113-114 https://www.kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=11&ayet=106 https://www.kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=11&ayet=108

  • "Şeyh" ve "Dolandırıcılık"

    Mirası şeriata göre bölüşemeyince İngiliz adaletine sığındılar Menzil cemaati lideri Elhüseyni’nin ölümünün ardından kardeşler arasındaki miras savaşı İngiltere’de yargı konusu oldu. Mahkeme alım-satım işlemini durdurdu. MENZIL cemaatinin lideri Abdulbaki Elhüseyni’nin (Abdulbaki Erol) yaşamını yitirmesinin ardından oğulları Saki Elhüseyni, Fettah Elhüseyni ile Mübarek Elhüseyni arasında yaşanan miras savaşı bir çok ülkede yargıya taşındı. Miras savaşı nedeniyle cemaatin dergâh binaları, Saki Elhüseyni’nin tarftarları ile diğer kardeşler Mübarek Elhüseyni ve Fettah Elhüseyni’nin taraftarlarına yönelik “şirket” savaşlarını tetikledi. ÖNCE ŞİRKET KURUYOR Cumhuriyet Gazetesi’nin haberine göre; cemaatin İngiltere’nin başkenti Londra ve Liverpool kentinde birer dergâhı bulunuyor. Kardeşlerden Mübarek Elhüseyni’nin İngiltere’nin başkenti Londra ve Liverpool kentindeki dergâh binalarını almak için Londra merkezli şirket kurduğu, şirket üzerinden “kurgusal alım satım” işlemi yaparak binaları değerinin 5’te 1’i değerinde devraldığı ortaya çıktı. Kaynak : https://www.sozcu.com.tr/mirasi-seriata-gore-bolusemeyince-ingiliz-adaletine-sigindilar-p215058

  • Hayatta kalma azmi

    Louis Zamperini (1917-2014), inanılmaz bir hayatta kalma ve affetme hikayesiyle tanınan Amerikalı bir Olimpiyat atleti ve II. Dünya Savaşı gazisidir. Hayatı, Unbroken (Boyun Eğmez) adlı hem kitaba hem de filme konu olmuştur. ​Hayatı ve Önemli Olaylar ​Atletizm Kariyeri: Gençliğinde asi ve sorunlu bir çocuk olan Zamperini, abisinin teşvikiyle koşmaya başladı. Kısa sürede yeteneği keşfedildi ve 1936 Berlin Olimpiyatları'nda 5000 metre koşusunda ABD'yi temsil etti. Yarışı 8. sırada bitirmesine rağmen, son turu inanılmaz bir deparla tamamlayarak Adolf Hitler'in bile dikkatini çekti. ​Savaş Yılları: II. Dünya Savaşı başladığında, Zamperini ABD Hava Kuvvetleri'ne katıldı ve B-24 bombardıman uçağında nişancı olarak görev yaptı. 1943 yılında uçağı Pasifik Okyanusu'na düştü. Kazadan sağ kurtulan üç kişiden biriydi ve 47 gün boyunca denizde, köpek balıkları ve açlıkla mücadele ederek bir salda hayatta kalmayı başardı. ​Esaret ve İşkence: Salda sürüklenerek Japonya'nın işgalindeki adalara ulaştı ve burada Japon askerleri tarafından esir alındı. Savaşın sonuna kadar POW (Savaş Esiri) kamplarında tutuldu. Bu süre zarfında, özellikle "Kuş" lakaplı sadist bir gardiyan olan Mutsuhiro Watanabe'nin işkencelerine maruz kaldı. ​ Savaş Sonrası Hayatı: Savaş bittiğinde serbest bırakıldı, ancak kampta yaşadıklarının travmasıyla mücadele etti. Kabuslar görüyordu, alkol bağımlısı olmuştu ve eşiyle sorunlar yaşıyordu. Bir süre sonra inancını buldu ve yaşadığı acılara rağmen kendisini affetmenin ve affetmenin gücüne adadı. Hayatının geri kalanını, özellikle de gençlere umut aşılamak için ilham verici konuşmalar yaparak geçirdi. 1998'de, Nagano Olimpiyatları'nda, bir zamanlar esir tutulduğu kampların yakınında Olimpiyat meşalesi taşıdı. ​Louis Zamperini'nin hikayesi, insan ruhunun dayanıklılığının, hayatta kalma azminin ve affetmenin dönüştürücü gücünün bir sembolü olarak görülmektedir.

  • Halife Osman

    Halife Osman neden öldürüldü Hazreti Osman'ın halifeliğinin son döneminde, Mısır, Kufe ve Basra gibi şehirlerde başlayan muhalif hareketler, Hazreti Osman'ın öldürülmesine giden sürecin ana nedenlerindendir. ​Bu muhalif hareketlerin başlıca sebepleri şunlardır: Vali Atamaları:  Hazreti Osman'ın, önemli görevlere kendi akrabalarını ataması eleştirilmiştir. Özellikle Emevi soyundan gelen bu atamalar, diğer kabileler ve sahabeler arasında rahatsızlık yaratmıştır. Örneğin, Mısır'a vali olarak atanan Abdullah bin Sa'd ve Kufe valisi Velid bin Ukbe, muhaliflerin hedefi olmuştur. Mali Politika:  Hazreti Osman'ın, devlet hazinesinden yaptığı bazı harcamalar ve bazı kişilere verdiği hediyeler, muhalifler tarafından savurganlık olarak yorumlanmıştır. Bu durum, özellikle yoksul kesimlerin tepkisini çekmiştir. Kur'an'ın Çoğaltılması:  Hazreti Osman, Kur'an'ın farklı okunuşlarının önüne geçmek için tek bir mushafın (kitap) çoğaltılmasına karar vermiştir. Ancak bu uygulama, bazı muhalifler tarafından, eldeki Kur'an nüshalarının yakılması gerekçesiyle eleştirilmiştir. ​İsyanın Başlaması ve Gelişimi ​Mısır, Kufe ve Basra'da örgütlenen muhalifler, önce Medine'ye elçiler göndererek taleplerini iletmişlerdir. Başlangıçta Hazreti Osman, bu talepleri dinleyip bazı düzenlemeler yapmıştır ancak bu yeterli olmamıştır. Medine'ye Yürüyüş:  Mısır'dan gelen yaklaşık 500 kişilik bir grup, Hac bahanesiyle Medine'ye gelerek Hazreti Osman'ın evini kuşatmıştır. Kufe ve Basra'dan gelen gruplar da onlara katılmıştır. Kuşatma ve Şiddet Olayları:  Kuşatma haftalarca sürmüştür. Muhalifler, Hazreti Osman'dan istifasını istemiştir. Hazreti Osman ise halifelik makamından ayrılmayı reddetmiştir. Kuşatmanın şiddeti artmış, evine su ve yiyecek girişine bile engel olunmuştur. Öldürülmesi:  Miladi 656 yılında, isyancılar Hazreti Osman'ın evine zorla girmiş ve Kur'an okurken onu şehit etmişlerdir. Bu olay, İslam tarihindeki ilk büyük iç karışıklığın ve fitnenin başlangıcı kabul edilmektedir. Hazreti Osman'ın şehit edilmesi, Müslümanlar arasında derin bir ayrılığa yol açmış ve ileride gerçekleşecek olan Cemel ve Sıffin savaşlarına zemin hazırlamıştır.

  • Sazan balığı

    Sazan (Cyprinus carpio), Cyprinidae ailesine ait, tatlı sularda yaşayan geniş bir balık türüdür. Hem Türkiye'deki hem de dünya genelindeki su kaynaklarında oldukça yaygın olarak bulunur. Uzun ömürlü ve dayanıklı bir balık olmasıyla bilinir. ​Temel Özellikleri ​ Yaşam Alanı:  Göller, nehirler, barajlar ve akıntının az olduğu durgun sular sazan balığının en sevdiği yaşam alanlarıdır. Genellikle suyun dibine yakın yerlerde yaşarlar. ​ Fiziksel Özellikleri: ​Vücudu, iri ve belirgin pullarla kaplıdır. Rengi, yaşadığı ortama göre değişiklik gösterse de genellikle sarımsı kahverengiden koyu yeşile kadar değişir. ​Ağzı bıyıklı bir yapıya sahiptir. Bu bıyıklar, dibi karıştırarak besinleri bulmalarına yardımcı olur. ​Sazan balığının sırt yüzgeci, uzun ve dikenli bir yapıya sahiptir. ​ Boyut ve Ağırlık:  Sazanlar oldukça büyük boyutlara ulaşabilir. Ortalama olarak 30-50 cm uzunluğunda ve 1-5 kg ağırlığında olsalar da, uygun koşullarda 1 metreye kadar büyüyebilir ve 30 kg'ın üzerine çıkabilirler. ​ Beslenme:  Omnivor (hem etçil hem otçul) bir balıktır. Beslenme alışkanlıkları, suyun dibindeki küçük omurgasızlardan (solucan, böcek larvası vb.), bitkisel maddelere ve yosunlara kadar çeşitlilik gösterir. ​ Üreme:  Üreme dönemleri ilkbahar ve yaz aylarına denk gelir. Dişiler, sığ ve bitkili alanlara çok sayıda yumurta bırakır. Sazanlar, yüksek üreme potansiyeline sahip bir türdür. ​ Dayanıklılık:  Sazanlar, suyun kirliliğine, düşük oksijen seviyelerine ve sıcaklık değişimlerine karşı oldukça dayanıklı bir türdür. Bu özellikleri, onların farklı su ekosistemlerinde yaygınlaşmasını sağlamıştır. ​Kültürel ve Ekonomik Önemi ​Sazan, dünya genelinde popüler bir ticari balık  türüdür. Hem avcılık hem de amatör balıkçılık açısından büyük bir değere sahiptir. Ayrıca bazı kültürlerde, özellikle Uzak Doğu'da, sazanın şans getirdiğine inanılır ve süs havuzlarında yetiştirilir. ​Ancak, bazı bölgelerde istilacı bir tür olarak da kabul edilebilir. Farklı ekosistemlere girdiğinde yerel balık türlerinin yaşamını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, ekosistem dengesi açısından kontrol altında tutulması gereken bir türdür.

  • Sazan

    Bir insana "sazan" denmesi, o kişinin saf, kolayca kandırılabilen veya bir tuzağa düşmeye meyilli  olduğu anlamına gelir. Bu ifade, genellikle alaycı veya samimi bir şekilde, bir kişinin iyi niyetinin veya tecrübesizliğinin bir başkası tarafından istismar edildiği durumları anlatmak için kullanılır. ​"Sazan" denilen bir kişi, genellikle şu özelliklerle bağdaştırılır: ​ Aceleci ve Düşünmeden Hareket Etme:  Bir fırsat veya teklif karşısında yeterince sorgulamadan hemen harekete geçer. ​ Kolay İnanma:  Başkalarının sözlerine veya vaatlerine şüphe duymadan inanır. ​ Tecrübesiz Olma:  Özellikle belirli bir konuda (örneğin, finansal işlemler, sosyal ilişkiler) yeterli bilgiye veya tecrübeye sahip değildir. ​Örnekler: ​"Bedava tatil vaadine inanıp tüm bilgilerini vermiş. Tam bir sazan !" (Dolandırıcılık tuzağına düşen biri için) ​"En basit şakaya bile hemen inanıyor, o yüzden ona sazan  diyoruz." (Arkadaş grubu içinde alaycı bir şekilde) ​Bu ifade, kişinin bir olaya veya duruma karşı gösterdiği tepkinin mantıksız ve naif olduğunu vurgular.

  • Sazanlık

    Günlük dilde "sazan sarmalı"  terimi, finansal piyasalardaki asıl anlamından farklı olarak, bir kişinin kolayca aldatıldığı, kandırıldığı veya bir tuzağa çekildiği durumları ifade etmek için kullanılır. ​Bu terim, bir durumun ilk bakışta çok cazip, kazançlı veya avantajlı görünmesi, ancak aslında kötü sonuçlar doğuracak bir aldatmaca olduğunu anlatır. ​Örnekler ​ "O indirimlere sakın kanma, tam bir sazan sarmalı! Etiket fiyatlarını şişirip sonra indirim yapıyorlar." Bu örnekte, indirimlerin gerçek olmadığı ve alıcının kandırıldığı ima edilmektedir. ​ "Bu hızlı zengin olma vaadiyle gelen tekliflere dikkat et, hepsi sazan sarmalıdır. Kimse oturduğu yerden para kazanmaz." Burada, kolay kazanç vaadinin aslında dolandırıcılık olduğu ve bu vaade inananların zarar göreceği anlatılmaktadır. ​ "Arkadaşımın 'kesinlikle kazanacağız' dediği iddiaya girdim, ama tam bir sazan sarmalı çıktı. Tüm paramızı kaybettik." Bu örnekte ise, kolay bir kazanç beklentisiyle girilen bir durumun hüsranla sonuçlandığı vurgulanmaktadır. ​Kısacası, günlük dilde "sazan sarmalı", bir kişinin safça ya da aceleci bir şekilde cazip görünen bir duruma atlaması ve sonunda beklenmedik bir şekilde zarar etmesi veya kandırıldığını fark etmesi anlamına gelir.

  • Sazan sarmalı

    Sazan sarmalı (ya da İngilizce adıyla "bull trap" ), finans piyasalarında, özellikle de borsa ve kripto paralarda sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu, düşüş eğilimindeki bir piyasada, yatırımcıların kısa süreli bir toparlanmanın yükselişin bir trend dönüşü olduğunu düşünerek alım yapmaya teşvik edilmesini ve sonrasında fiyatların tekrar hızla düşerek zarar etmelerini ifade eder. ​ Bu duruma neden "sazan sarmalı" denmesinin sebebi: ​ "Sazan"  kelimesi, tecrübesiz ya da aceleci yatırımcıyı temsil eder. Bu yatırımcılar, piyasadaki kısa süreli olumlu sinyallere aldanarak, tuzağa düşen balıklar gibi görülür. ​ "Sarmal"  ise, fiyatların tekrar düşmeye başlamasıyla oluşan ve yatırımcıyı içinde sıkışıp kalmış gibi hissettiren durumu anlatır. ​ Sazan sarmalı genellikle şu şekilde işler: ​ Düşüş Trendi:  Bir menkul kıymet (hisse senedi, kripto para vb.) belirli bir süredir değer kaybetmektedir. ​ Kısa Süreli Yükseliş:  Fiyatlar, ani bir haber, spekülasyon veya teknik bir sinyal (örneğin, bir direnç noktasından tepki alması) nedeniyle geçici olarak yükselişe geçer. ​ Yatırımcıların Harekete Geçmesi:  Bu kısa süreli yükseliş, düşüşün bittiğini ve yeni bir yükseliş trendinin başladığını düşündürür. Bu yanılsamaya kapılan "sazan" yatırımcılar, daha fazla kazanmak umuduyla alım yapmaya başlar. ​ Tuzağın Kapanması:  Alımlar arttıkça fiyatlar bir süre daha yükselir, ancak asıl düşüş trendi hala devam etmektedir. Bir noktada, bu geçici yükseliş sona erer ve fiyatlar daha önceki düşüş seviyelerinin de altına inerek hızla düşüşe geçer. ​ Zarar:  Bu durum, alım yapan yatırımcıların ciddi zararlarla karşılaşmasına neden olur. ​ Nasıl Korunulur? ​Sazan sarmalından korunmanın en etkili yolu, piyasayı daha geniş bir perspektifte değerlendirmektir. Bu, sadece kısa vadeli fiyat hareketlerine odaklanmak yerine, uzun vadeli trendleri, temel analiz verilerini ve piyasa hacmini de dikkate almayı içerir. İşlem yapmadan önce mutlaka teyitli sinyalleri beklemek ve duygusal kararlar vermekten kaçınmak önemlidir.

  • Groteks

    Groteks (grotesque) ve groteksya (grotesquerie), sanatta, edebiyatta ve gündelik dilde kullanılan kavramlardır ve genellikle çarpıtılmış, abartılı, fantastik veya tuhaf  olanı ifade ederler. Bu kavramlar, normal ve alışılagelmişin dışında kalan, hatta bazen rahatsız edici veya komik olabilen unsurları tanımlar. ​Groteks (Grotesque) ​ Groteks , bir sıfat olarak kullanılır ve bir nesnenin, karakterin veya durumun grotesk olduğunu belirtir. Temel özellikleri şunlardır: ​ Çarpıtma ve Abartı:  Gerçekliğin doğal formlarının aşırı derecede bozulması. Örneğin, bir insanın vücudunun orantısız şekilde büyük bir kafaya sahip olması. ​ Fantastik ve Gerçekdışı Öğeler:  Hayali yaratıkların, insan ve hayvan unsurlarının birleştiği figürlerin kullanılması. Rönesans döneminde bulunan eski Roma mağara resimlerindeki (grotte) fantastik figürler bu adın kökenini oluşturur. ​ Zıtlıkların Birleşimi:  Komik ile trajik, güzel ile çirkin, korkunç ile sevimli gibi zıt duyguların aynı anda hissedilmesi. Bu, izleyicide veya okuyucuda karmaşık ve rahatsız edici bir etki yaratır. ​Örneğin, Notre Dame'ın Kamburu'ndaki Quasimodo karakteri, fiziki olarak grotesk bir figürdür. Çirkin ve korkutucu görünmesine rağmen, iç dünyasının saflığı ve iyiliği bu zıtlığı yaratır. ​Groteksya (Grotesquerie) ​ Groteksya , bir isim olarak kullanılır ve grotesk unsurların bir araya gelmesiyle oluşan durumu, eseri veya olayı tanımlar. Yani, grotesk bir nitelik taşıyan şeylerin tamamına verilen addır. ​Bir tablo, heykel, edebi eser veya tiyatro oyunundaki grotesk figürler ve sahnelerin bütünü  groteskya olarak adlandırılabilir. ​Bu terim, bir durumun veya olayın absürt ve tuhaf yönünü  vurgulamak için de kullanılabilir. Örneğin, bir siyasi toplantıdaki saçma ve garip olayları anlatmak için "toplantı tam bir groteskyaydı" denilebilir. ​Özetle ​ Groteks (sıfat):  Bir şeyin çarpık, abartılı, fantastik ve tuhaf niteliğini tanımlar. ​ Groteksya (isim):  Grotesk unsurlardan oluşan bütünü, eseri veya durumu ifade eder. ​Bu kavramlar, sanat ve edebiyatta genellikle toplumsal eleştiri, hiciv veya psikolojik derinlik yaratmak amacıyla kullanılır.

  • Neşeli hayatlar

    Neşeli hayatlar

  • Dans

    Dans

  • Donat cinler

    Sağdan soldan üstten alttan donat!!!

  • Tuleka

    İslam geleneğinde Tuleka kime denmiştir? Müslümanlar arasında Tuleka  terimi, Arapça'da "özgür bırakılanlar" veya "serbest bırakılanlar" anlamına gelir. İslam tarihinde bu terim, özellikle Mekke'nin fethinden sonra İslam'ı kabul eden, ancak fethin öncesinde Müslümanlara karşı mücadele etmiş olan Mekkelileri ifade etmek için kullanılır. Tuleka'nın Tarihsel Bağlamı Mekke'nin fethi, İslam tarihi açısından dönüm noktasıdır. Fetih gerçekleştiğinde, Hz. Muhammed (s.a.v.) Mekke'nin ileri gelenlerini ve ahalisini affetmiştir. Normal şartlarda savaşın ardından galip taraf, yenilenlere karşı çeşitli yaptırımlar uygulayabilirdi. Ancak Hz. Muhammed, intikam almak yerine genel bir af ilan etmiştir. Bu olay, Mekkelilerin birçoğunun İslam'a girmesine vesile olmuştur. "Tuleka" terimi, tam da bu noktada ortaya çıkar. Affedilen ve serbest bırakılan bu kişiler, Müslümanlar arasında saygın bir konum kazanmış, ancak bazı ilk Müslümanlar (Muhacir ve Ensar) ile aralarında bir ayrım olduğu kabul edilmiştir. Bu, bir statü farkından ziyade, onların İslam'a olan bağlılıklarının ve fedakarlıklarının farklı bir geçmişe sahip olduğunu vurgulamak için kullanılır. Tuleka, İslam'ın temelindeki bağışlayıcılığı, merhameti ve düşmanlıkların sona ermesini temsil eden önemli bir kavramdır.

  • Hayatı paylaşmak

    Komik hayvan videıları

  • Masum köpek

    Masum bir köpek

  • Yaramaz kediler

    Yaramaz kedi videosu

bottom of page