top of page

Kanlı Kontes

  • Yazarın fotoğrafı: Murat Durdu
    Murat Durdu
  • 13 Ağu 2025
  • 4 dakikada okunur

"Kanlı Kontes" olarak anılan Elizabeth Báthory (Erzsébet Báthory), Macaristan'da soylu bir kontesti.


Elizabeth Báthory
Elizabeth Báthory

Elizabeth Báthory, 1560 yılında o dönemin en güçlü ve en zengin ailelerinden birinde doğdu. Güçlü bir eğitim aldı ve soylu bir evlilik yaptı. Kocası askerdi ve genellikle evden uzaktaydı. Efsaneye göre, Elizabeth'in korkunç eylemleri bu dönemde başladı.


Rivayetler ve mahkeme kayıtları, Elizabeth'in yüzlerce genç kızı, özellikle köylü kızları ve hizmetçileri işkence ederek öldürdüğünü öne sürer. İşkence yöntemleri arasında şunlar yer alıyordu:


  • Çivili kafesler: İçine konulan kızların, hareket ettikçe içindeki çivilerle yaralandığı kafesler.


  • Isıtılmış metal objeler: Kızların vücutlarına dağlanarak işkence yapılması.


  • Aç bırakma ve dondurma: Kışın çıplak halde dışarıda bırakılarak ölüme terk edilmesi.


Ancak en çok bilinen ve onu "Kanlı Kontes" olarak anılmasına neden olan efsane, genç kızların kanında banyo yaparak gençliğini korumaya çalıştığı iddiasıdır. Bu iddia, büyük ölçüde popüler kültür tarafından abartılmış bir efsane olarak kabul edilir.


Yargılanması ve Sonu


Elizabeth Báthory'nin işlediği suçlar, 1610 yılında Macaristan kralı tarafından görevlendirilen yetkililerin soruşturmasıyla ortaya çıktı. Yargılama sonucunda, dört yardımcısı idam edildi. Ancak Elizabeth, soylu olduğu için mahkemeye çıkarılmadı. Bunun yerine, ev hapsine mahkum edildi ve 1614'teki ölümüne kadar duvarları örülmüş odasında tutuldu.


Elizabeth Báthory'nin hikayesi, günümüzde de film, roman ve oyunlara ilham vermeye devam eden, tarihin en karanlık figürlerinden biri olarak anılmaktadır.


Hayat öyküsü


Macaristan Krallığı'nın en ünlü soylu ailelerinden biri olan Báthory ailesinden gelen Kontes Elizabeth Báthory ve kızı Celile, tarihin en kötü şöhretli kadınları listesinde kuşkusuz ilk sıralarda yer alıyorlar.


Báthory, 54 yıllık hayatında işlediği korkunç cinayetler nedeniyle dünyanın en ünlü kadın seri katili unvanını taşıyor. 15 yaşındayken evlendirildiği kocası Ferenc Nádasdy'nin ölümünden sonra suç ortağı hizmetçileriyle birlikte yüzlerce (söylentiye göre 650) genç kızın işkence edilerek öldürülmesinden sorumlu tutulan Báthory, ömrünün kalan 4 yılını kendi şatosu olan Csejte'de küçük bir odaya hapsolmuş bir şekilde geçirmiştir.


Cinayetleri bizzat işlettiği yardımcıları korkunç cezalar alırken, Báthory bir soylu olduğu için yargı önüne çıkartılmamış herhangi bir suçtan hüküm giymemiştir. Öte yandan Csejte Şatosu'nda kapısı tuğlalara örülen bir odada hapsedilerek kontesin adını anmak bile yasaklanmıştır. Báthory'nin gençliğini koruyabilmek amacıyla bakire kızların kanlarıyla banyo yaptığı söylenti ve iddiaları onun uzaktan akrabası sayılabilecek Eflak prensi Vlad Tepeş gibi bir vampir olduğuna inanılmasına yol açmıştır.


Macarca ismiyle Erzsébeth Báthory, 1560 yılında doğdu ve çocukluğunu Ecsed Şatosu'nda geçirdi. Macaristan'ın Osmanlılar ve Avusturyalılarla gerçekleştirdiği savaşların yaşandığı bu dönemde Báthory; Latince, Almanca ve Yunanca dillerini iyi derecede bilen bir Protestan genç kız olarak yetiştirilmiştir.


Acımasızlığıyla şöhret kazanan kuzeni Transilvanya prensi Stephen gibi Elizabeth de çocukluğundan itibaren ani öfke nöbetleri geçirmektedir. Araştırmacılar bunun aileden gelen genetik bir bozukluk olduğuna ve Báthory'nin epilepsi hastası olduğuna inanmaktadır. Günümüzdeki tarih uzmanları ve psikiyatrlar Báthory'nin aynı zamanda cinsel kimlik bozukluğuna da sahip olduğunu belirtmişlerdir.


Henüz 14 yaşındayken hamile kalan Elizabeth, söylenene göre kadın ya da erkek istediği herkesle birlikte olabilmektedir. Öte yandan Báthory'nin kimi akrabalarının da sicili pek parlak değildi. Halasının lezbiyen bir cadı, amcasının şeytana tapan bir simyacı ve erkek kardeşinin ise birlikte yalnız kalınmaktan korkulan bir cinsi sapık olarak tanınması Báthory'nin çevresinde yeterince kötü örnek olduğunu göstermektedir. Çocukluğundan beri Elizabeth'le ilgilenen bakıcısının da kara büyüyle uğraştığı ve ayinlerinde küçük çocukları kurban etmekten çekinmemesi iddiaları da düşünülürse, Báthory'nin bu durumda bir seri katile dönüşmesi öngörülebilir.


Elizabeth, evlendikten sonra kocasının evlilik hediyesi olan Csejte Şatosu'na yerleşti. Şato etrafındaki birbirine bitişik 17 köy ve tarım arazileriyle çevrili olup Küçük Karpat Dağları'nın kayalıkları üzerinde yükseliyordu.


Kocasının sürekli savaşta ve evden uzakta oluşu Báthory'i ticari ve politik konularla ilgilenmek zorunda bırakmıştı. Tarihçilere göre Báthory bu konuda da oldukça başarılıydı. Öte yandan Báthory güzelliğiyle övünüyor, ayna karşısında çokça zaman geçiriyor ve günde neredeyse beş defa kıyafet değiştiriyordu.


Báthory'nin amcası ve kocasından öğrendiği acımasızlığı, sarayındaki hizmetçilere göstermesi ise en sıradan uğraşıydı. Yaşlanmaya başladığını düşündüğü andan itibaren cildini yenileyebilmek için kendini farklı büyülerle uğraşmaya verdiği de biliniyor.


Başka kaynaklara göre Báthory'nin bölgedeki savaşta çaresiz kadınların koruyuculuğunu üstelendiği söylentileri de bulunmaktadır. Örneğin Báthory, kocası Osmanlıların eline esir düşen bir kadın ya da kızı tecavüze uğrayıp hamile bırakılan bir kadın için politik hünerlerini sergilemekten çekinmemişti. Diğer yandan şatosunun bir bölümünde istemeden hamile kadınların çocuklarının düşürüldüğü de biliniyor. Báthory'nin bunları daha fazla genç kızı öldürebilmek için yaptığı düşünülüyor.


Başlarda sadece köylü kızlarını katlederken kocasının ölümünden sonra artan kan arzusu bu seri katilin soyluların kızlarına da göz dikmesini sağlıyor. Böylece görgü ve terbiye öğrenmeleri için sarayına kabul ettiği kızların tamamı sırra kadem basıyor. Öte yandan bölgedeki kız kaçırma olayları da artıyor.


Saray çevresindeki dedikodular ayyuka çıktığında kralın emriyle görevlendirilen György Thurzó şatoya incelemeye geliyor ve yaklaşık 300 kişilik bir tanık ordusu dinlendikten sonra korkunç gerçekle yüzleşiyor. Kralın, Bathroy'nin kocasına olan borcu nedeniyle eyleme geçtiği ve böylece Báthory'den kurtulmak istediği de bir başka korkunç gerçekti. Bugüne dek Elizabeth'in suçsuzluğunu savunanlar krallık tarafından gerçekleştirilen bir komploya kurban gittiği ve bir Protestan olmanın cezasını çektiğini öne sürüyor.


Elizabeth Báthory, özellikle kocasının ölümünün ardından işkence yöntemlerini giderek artırmıştı. Psikologlar, Báthory'nin yaşlandıkça artan akıl hastalığının bu dönemde iyice kötüleştiğini iddia ediyorlar.


İyi ödeme vaatleriyle kandırılan ya da kaçırılan genç kızları mahzene kapatılıyor ve bedenleri tanınmaz hale gelene dek dövülüyor, sonra da yakılıyor ya da parçalanıyordu. Kurbanların ölesiye dövüldüğü, açlığa terk edildiği, canlı olarak yakıldığı, iğnelerle işkenceye uğradığı, kışın dışarıda üzerlerine su dökülerek donmaya bırakıldığı, yüzlerinin, kollarının ve cinsel organlarının ısırıldığı ve cinsel anlamda tacize uğradıkları da biliniyor. Báthory'nin bu korkunç işkencelerini 1585 yılından 1610'a kadar sahip olduğu tüm şatolarda gerçekleştirdiği ortaya çıkmıştır.


650 kişilik kurban sayısına Báthory'nin hâlâ hükûmet arşivlerinde saklı olduğuna inanılan günlük ve mektuplarından ulaşılmıştır. Báthory, bir seri katil olarak çok da becerikli sayılmazdı, bir asil olmasının avantajlarını sonuna kadar kullanmış fakat işlediği cinayetlerin üzerini örtmek konusunda da yeterince titiz davranmamıştır. Tüm bu imtiyaz ona sadece mahkeme aşamasında yaramıştır, yargılanmadan doğruca kendi şatosunda müebbet hapse konulmuştur. Öte yandan kralın Báthory'e borcunu ödemesine gerek kalmadığı hükmüne de varılmıştır.


Báthory, Csejte Şatosu'nda ölü bulunduğunda odasında el sürülmemiş pek çok kap yemek bulunuyordu, bu nedenle tam ölüm tarihi bilinemiyor. Önce Csejte kilisesinin bahçesine gömülen cesedi, Csejteli köylülerin ayaklanması sonucu Ecsed'deki Bathory aile kabristanına defnedilmek üzere buradan taşınmıştır.


Kontes Elizabeth Báthory denince akla gelen "kan banyosu" bu efsaneye sonradan eklenmiştir. Báthory aleyhine ifade veren tanıklardan hiçbiri bir kan banyosundan söz etmemiştir. Bu iddianın sadece "Transilvanya vampir" inanışıyla alakalı olarak uydurulmuş olduğu söylenebilir. Báthory'nin hikâyesi farklı perspektifler ya da kurgusal olaylar içeren pek çok filme de konu olmasının yanı sıra sulandırılarak “Kontes Dracula” ve benzeri filmlerin yapılmasına da esin kaynağı olmuştur.

Yorumlar


bottom of page