İfrat ve tefrit
- Murat Durdu
- 23 Kas 2025
- 1 dakikada okunur
İfrat ve tefrit, tasavvuf ve klasik Türk-İslam edebiyatında çok sık kullanılan iki önemli kavramdır. Her ikisi de “aşırılık” ile ilgilidir ama yönleri farklıdır.
İfrat
Aşırıya gitmek, gerektiğinden fazla yapmak, haddi aşmak.
Kelime kökeni: Arapça “فَرَطَ” (faraṭa) fiilinden gelir, “aşmak, ileri geçmek” demektir.
Kullanımı: Bir şeyde ölçüyü kaçırıp fazlasını yapmak.
Örnekler:
Çok yemek → oburluk (ifrata kaçmak)
Çok cimri davranmak yerine çok aşırı cömertlik yapmak (malını gereksiz yere saçıp savurmak)
İbadette aşırıya kaçmak (mesela nafile oruç tutacağım diye vücudu harap etmek)
Tefrit
Noksan bırakmak, gerektiğinden az yapmak, geri kalmak, kusur etmek.
Kelime kökeni: Aynı kökten ama “geride kalmak, eksik bırakmak” anlamında.
Kullanımı: Bir konuda gerekeni yapmamak ya da çok az yapmak.
Örnekler:
Hiç yememek veya çok az yemek → zayıf düşmek, sağlığı bozmak
Hiç infak etmemek, cimrilik yapmak
İbadetleri tamamen terk etmek veya çok az yapmak
En bilinen kullanım: Vasat / İ’tidal yolu
İslam ahlakının temel prensiplerinden biri “sırât-ı müstakim” yani orta yoldur. Kur’an’da da (Bakara 143) ümmet-i vasat = orta ümmet) vurgulandığı üzere en makbul olan, ne ifrata ne tefrite düşmeden dengeli olmaktır.
Ünlü bir sözle özetlenirse:
“Hayırların en hayırlısı vasat olanıdır (orta yoldur). İfrat da tefrit de şerdir.”
Günlük hayatta örnek cümleler:
“Cömertlik güzel ama bu kadar masraf yapman ifrat oldu.”
“Spor yapıyorum diye kendini aç bırakman tefrit olur, dikkat et.”
“İbadette ifrata kaçanlar da tefrit edenler de doğru yolda değildir.”
Kısaca:
İfrat = fazla kaçırmak
Tefrit = eksik bırakmak
En doğrusu = ikisinin ortası (i’tidal)
Bu iki kelime İslam düşüncesinde “hadden tecavüz” (sınırı aşmak) ve “taksir” (eksiklik) olarak da geçer.




Yorumlar