top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 1047 sonuç bulundu

  • Atatürk marşı

    Atatürk Marşı

  • Amigdala

    Amigdala, beynin temporal loblarında (şakak kemiğinin arkasında) yer alan ve badem şeklinde olan küçük bir yapıdır. Genellikle duygusal tepkilerimizle, özellikle de korku ve endişe gibi duygularla ilişkilendirilir. ​Amigdalanın başlıca görevleri şunlardır: ​ Duygusal Tepkilerin Oluşumu:  Amigdala, çevremizden gelen bilgileri (gördüklerimiz, duyduklarımız vb.) işleyerek bu bilgilere karşı duygusal bir tepki oluşturur. Örneğin, tehlikeli bir durumla karşılaştığımızda amigdala anında devreye girerek korku hissini tetikler. ​ Hafıza:  Özellikle duygusal anıların oluşumunda ve depolanmasında önemli bir rol oynar. Güçlü duygusal deneyimler, amigdalanın hafıza oluşumunu desteklemesi sayesinde daha kalıcı bir şekilde hatırlanır. ​ Tehlike Algısı:  Çevremizdeki potansiyel tehlikeleri hızlı bir şekilde değerlendirir ve "savaş ya da kaç" tepkisini başlatır. Bu sayede, bir tehlike anında vücudun buna hazırlanmasını sağlar. ​ Sosyal Davranış:  Sosyal sinyalleri (yüz ifadeleri gibi) yorumlamada da rol oynar ve bu sayede sosyal etkileşimlerimizi etkiler. ​Kısacası, amigdala, çevremizdeki tehlikeleri ve duygusal bilgileri işleyerek bizi korumaya çalışan ve duygusal tepkilerimizi yöneten beynin önemli bir parçasıdır.

  • Paranoya ve Paranoyak

    Paranoya Nedir? ​ Paranoya , kişinin kendisine zarar verileceği, aldatılacağı veya takip edileceği gibi mantıksız ve aşırı şüpheler duymasıyla karakterize edilen bir zihinsel durumdur. Bu şüpheler genellikle somut bir kanıta dayanmaz, ancak kişi bu inançların tamamen gerçek olduğuna inanır. ​Paranoya, hafif düzeyde bir tedirginlikten, günlük yaşamı tamamen etkileyen ve sanrılara yol açan ciddi bir duruma kadar değişebilir. Şizofreni gibi bazı psikolojik rahatsızlıkların bir belirtisi olabileceği gibi, tek başına bir durum olarak da ortaya çıkabilir. ​ Paranoyak Kimdir? ​ Paranoyak , paranoya belirtilerini gösteren, yani sürekli olarak başkalarına karşı aşırı şüphe ve güvensizlik duyan kişiye denir. Paranoyak bir kişi, etrafındaki insanların kendisine karşı komplo kurduğunu, hakkında kötü konuştuğunu veya onu kandırmaya çalıştığını düşünebilir. ​Bu terim hem tıbbi bir teşhisin parçası olarak kullanılır hem de günlük dilde, bir şeye karşı gereğinden fazla endişe duyan veya aşırı şüpheci davranan kişileri tanımlamak için daha genel bir anlamda kullanılabilir.

  • Maymun çiçeği, monkeypox

    Maymun çiçeği, monkeypox  virüsünün neden olduğu viral bir hastalıktır. Bu hastalık, çiçek hastalığına (smallpox) benzeyen semptomlar gösterir ancak genellikle daha hafif seyreder. Tarihsel olarak Orta ve Batı Afrika'da daha sık görülürken, son yıllarda dünya genelinde vakalar bildirilmiştir. ​Maymun Çiçeği Belirtileri ​Hastalığın kuluçka süresi genellikle 6 ila 13 gün arasında değişmekle birlikte 5 ila 21 gün kadar da sürebilir. Belirtiler genellikle iki aşamada ortaya çıkar: ​ İlk Evre (İstilacı Evre):  Bu evre 0-5 gün sürer ve yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları ve belirgin bir yorgunluk ile kendini gösterir. Bu evrenin en ayırt edici özelliklerinden biri, boyun, koltuk altı ve kasık gibi bölgelerde görülen lenf bezlerinde şişme dir. ​ İkinci Evre (Deri Döküntüsü Evresi):  Ateşin başlamasından sonraki 1-3 gün içinde ciltte döküntüler görülmeye başlar. Bu döküntüler genellikle yüzde başlar ve sonra vücudun diğer bölgelerine yayılır. Döküntü, sırasıyla makül  (düz, kırmızı leke), papül  (kabartı), vezikül  (içi sıvı dolu kabarcık), püstül  (içi irinli kabarcık) ve son olarak kabuklanma  ve dökülme  şeklinde ilerler. ​Bulaşma Yolları ​Maymun çiçeği virüsü, enfekte olmuş hayvanlardan (özellikle kemirgenler ve primatlar), virüsü taşıyan insanlardan veya kontamine olmuş yüzeylerden bulaşabilir. Bulaşma yolları şunlardır: ​ Hayvanlardan İnsanlara:  Enfekte hayvanların kanı, vücut sıvıları veya lezyonları ile doğrudan temas yoluyla bulaşabilir. İyi pişirilmemiş et tüketimi de bir risk faktörü olabilir. ​ İnsanlardan İnsanlara:  Virüsü taşıyan kişiyle uzun süreli, yakın temas (dokunma, öpüşme, cinsel temas) yoluyla bulaşabilir. Solunum yoluyla (damlacık yoluyla) bulaşma da mümkündür ancak daha az yaygındır. Döküntü, kabuk ve yüzeylerle temas da virüsün yayılmasına neden olabilir. ​Tedavi ve Korunma ​Maymun çiçeği genellikle kendiliğinden iyileşen bir hastalıktır ve çoğu vakada özel bir tedaviye gerek kalmaz. Ancak, şiddetli vakalar için antiviral ilaçlar kullanılabilir. ​Korunma yolları arasında enfekte hayvanlarla temastan kaçınmak, hasta kişilerle yakın teması sınırlamak ve kişisel hijyen kurallarına dikkat etmek yer alır. Çiçek aşısı, maymun çiçeğine karşı da belirli bir koruma sağlayabilir. Riskli gruplardaki bireylere ve sağlık çalışanlarına maymun çiçeği aşısı önerilebilir. ​Eğer semptomlardan şüpheleniyorsanız, en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız önemlidir.

  • Delikli Kuruş

    “Delikli kuruş” ifadesi, Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminde kullanılan bir para birimini tanımlar. Tanımı Delikli kuruş, ortası delik olarak basılmış bir kuruş türüdür. Genellikle madeni paranın ağırlığını ve değerini belirlemek, aynı zamanda paranın taklit edilmesini zorlaştırmak amacıyla üretilirdi. Osmanlı’da madeni paraların çeşitli türleri vardı; delikli paralar bunlardan biriydi. 1948-1951 yıllarında da bazı kuruşlar basılmıştır. Halk arasında "Delikli Kuruş" olarakta bilinir. Osmanlı’da 18. ve 19. yüzyılda madeni para reformları sırasında, bakır ve gümüş paralar arasında farklı değerleri ayırt etmek için delikli kuruşlar üretildi. Amaç Daha ucuz metallerle daha hafif bir para üretmek, altın veya gümüş içerikli paraların ayırt edilebilmesi, para taklitçiliğini önlemek. Özellikleri Genellikle bakır, bronz veya gümüşten yapılırdı. Orta kısmı delik olduğu için ipten geçirilip taşınması kolay olurdu. Boyut ve ağırlığı değeriyle orantılıydı. 19. yüzyıl ortalarında Osmanlı’da basılan delikli 1 kuruş gümüş para, üzerinde padişah tuğrası ve değer bilgisiyle birlikte ortasında delik bulunurdu.

  • Hayaller

    Kaç düş bir hayal eder? Bir hayale bir çok düş sığar mı? Bunda bir sınır var mı? Neden olsun ki?

  • Ceset çiçeği

    Ceset çiçeği (Amorphophallus titanum), dünyanın en ilginç ve nadir bitkilerinden biridir. Adını, çiçeklenme sırasında yaydığı, çürümüş ete benzeyen kötü kokudan alır. Bu koku, tozlaşmayı sağlayan sinek ve böcekleri kendine çekmek için evrimleşmiştir. ​Ceset çiçeğinin en dikkat çekici özellikleri şunlardır: ​ Büyüklük:  Dünyadaki en büyük dallanmamış çiçek salkımına sahiptir ve 3 metreden fazla boya ulaşabilir. ​ Yaşam Döngüsü:  Çiçeklenme süresi oldukça kısadır, genellikle 24 ila 48 saat sürer. İlk çiçeklenmesi 7-10 yıl arasında gerçekleşir ve daha sonra her birkaç yılda bir çiçek açabilir. ​ Habitat:  Anavatanı Endonezya'nın Sumatra adasındaki ekvatoral yağmur ormanlarıdır. ​ Koruma Altında:  Nesli tükenmekte olan bir tür olarak kabul edilir. Bu nedenle genellikle botanik bahçelerinde özel olarak yetiştirilir ve koruma altına alınır. Ceset Çiçeği

  • Mascarpone, bir peynir türü

    Maskarpon (maskarpone) peyniri, İtalya'nın Lombardiya bölgesine özgü, taze ve yumuşak bir peynir türüdür. Kremamsı ve tatlımsı tadı yla bilinir. Aslında bildiğimiz anlamda bir peynir değildir; çünkü peynir yapımında kullanılan peynir mayası yerine, limon suyu gibi asitli bir maddeyle kremanın pıhtılaştırılmasıyla elde edilir. Bu yüzden de dokusu diğer peynirlere göre çok daha pürüzsüz ve yoğundur. ​Maskarponun temel özellikleri şunlardır: ​ Yapısı:  Çok yumuşak, kremamsı ve yayılabilir bir kıvamı vardır. ​ Tadı:  Hafif tatlı ve zengindir. Ağızda yağlı ama hoş bir tat bırakır. ​ Kullanım Alanları:  Özellikle tiramisu gibi meşhur İtalyan tatlılarının ana malzemesidir. Ayrıca cheesecake, pasta ve kremalı soslarda da sıkça kullanılır. Tatlıların yanı sıra, tuzlu yemeklerde de çorba ve risotto gibi tariflere kremamsı bir doku katmak için kullanılabilir. ​Bu peynir, buzdolabında saklanmalı ve hava almayacak şekilde kapalı tutulmalıdır. Bozulmaya yatkın olduğu için mümkünse yapıldığı gün ya da birkaç gün içinde tüketilmelidir.

  • Mişna ve Gemaralar ile Hadisler

    Yahudi geleneğindeki Mişna ve Gemara (birlikte Talmud) ile İslam’daki Hadis ve şerh/şerhler arasında bazı dikkat çekici benzerlikler vardır. Bunlar hem işlev hem de yapı açısından mukayese edilebilir. Kaynak Sözlü Gelenek Mişna; Hz. Musa’dan sonraki kuşaklarda aktarılan “Sözlü Tevrat”ın yazıya geçirilmiş biçimi. Yani yazılı Tevrat’ın yanında bir “sözlü yorum ve uygulama geleneği” vardır. Hadis ise Hz. Muhammed’in söz, fiil ve takrirlerinin (onayı) sözlü rivayet zinciriyle aktarılıp sonradan derlenmesidir. İkisi de vahiy metninin (Tevrat / Kur’an) yanında, dini hayatı anlamak ve uygulamak için pratik rehber olan sözlü-geleneksel malzemeyi temsil eder. Derleme ve Yazıya Geçirme Mişna (M.S. 200 civarı); Yehuda ha-Nasi tarafından sistemleştirilip yazıya geçirildi. Hadis Külliyatı (M.S. 8–9. yüzyıl) ise Buhârî, Müslim gibi muhaddislerce toplanıp tasnif edildi. Her ikisi de başlangıçta “yazıya geçirilmesi hoş görülmeyen” bir gelenekti; çünkü asli kutsal kitabın önüne geçmesinden çekiniliyordu. Daha sonra unutulma tehlikesi doğunca yazıya geçirildi. Şerh ve Yorum Geleneği Gemara; Mişna’nın üzerine yapılan tartışmalar, yorumlar ve hukukî açıklamaları içeriyordu. Sonunda Mişna+Gemara = Talmud’u oluşturdu. Hadis Şerhleri / Fıkıh ise Hadisler üzerine yapılan açıklamalar, yorumlar ve fıkhî çıkarımlardı İmam Nebevî’nin, İbn Hacer el-Askalânî’nin, Kadı İyaz’ın vb. şerhleri buna örnektir. Mişna tek başına “özet hükümler”dir; Gemara tartışmalarla genişletir. Benzer şekilde hadisler “ham malzeme”dir, fakat asıl sistematik hukuk fıkıh ve hadis şerhleriyle oluşur. İsnad ve Otorite Yahudi Geleneğinde Mişna’daki otorite, “rabilerin zinciri”ne (Musa’dan sonraki nesiller) dayanır. Rab A dedi ki, Rab B dedi ki… şeklinde aktarılır. İslam Geleneğinde ise Hadis otoritesi, isnad zincirine (sahabi → tabiîn → muhaddisler) dayanır. İkisinde de otorite, sadece metinden değil, rivayeti aktaran zincirden gelir. Hukuk ve Yaşam Düzeni Mişna/Gemara: Yahudi dinî hukukunu (Halakha) ayrıntılarıyla kurar. Hadis/Fıkıh ise İslam hukukunun (Şeriat) ayrıntılı uygulamalarına temel olur. Yani her iki gelenekte de metinler sadece “teolojik” değil, aynı zamanda hukukî ve gündelik hayat rehberidir. Çeşitlilik ve Çoğulculuk Talmud; farklı rabilerin tartışmaları, bazen çelişkili görüşleri içerir. Çoğulcu bir yapısı vardır. Hadis ve Fıkıhda ise Farklı hadisler ve farklı fıkıh ekolleri (Hanefî, Malikî, Şafiî, Hanbelî) bulunur; aynı konuda farklı görüşlere yer verilir. İki gelenek de tek tip değil, içlerinde tartışma ve çoğulculuk barındırır. Mişna+Gemara ile Hadis+Şerh/Fıkıh arasındaki benzerlikler İkisi de yazılı vahyin (Tevrat/Kur’an) yanında sözlü geleneğin kaynağıdır. Başlangıçta sözlü aktarılan, sonra yazıya geçirilen geleneklerdir. Rivayet zincirine (isnad/rabi silsilesi) dayanır. Asıl amaç dini hukuk ve günlük pratikleri düzenlemektir. Şerhler, tartışmalar ve farklı görüşler içerir. Yahudi geleneğindeki Mişna ve Gemara (birlikte Talmud) ile İslam’daki Hadis ve şerh/şerhler arasında bazı dikkat çekici benzerlikler vardır. Bunlar hem işlev hem de yapı açısından mukayese edilebilir.

  • Pelesenk olmak

    "Dillere pelesenk olmak" bir sözün, bir şarkının, bir ifadenin veya bir fikrin toplum içinde çok sık tekrar edilmesi ve yaygınlaşması anlamına gelir. Bu durum, o ifadenin insanların diline dolanması, yani sürekli söylenir ve hatırlanır hale gelmesi demektir. ​Tarihi Kökeni ​"Pelesenk" kelimesi, pelesenk ağacından gelir. Bu ağaçtan elde edilen pelesenk yağı , özellikle eskiden tıp ve kozmetik alanında kullanılırdı. Pelesenk yağının bir özelliği de kolayca donmaması ve akıcı bir kıvamda kalmasıdır. Bu akıcılık ve süreklilik, dilin akıp giden ve durmadan tekrarlayan yapısıyla ilişkilendirilmiştir. ​Zamanla, bir sözün veya ifadenin tıpkı pelesenk yağı gibi sürekli akıp gitmesi, yani ağızdan ağza dolaşması ve unutulmaması durumu için "dillere pelesenk olmak" deyimi kullanılmaya başlanmıştır. Bu ifade, kelimenin orijinal anlamından uzaklaşarak mecazi bir anlam kazanmıştır. ​Özetle, "dillere pelesenk olmak" deyimi, bir şeyin sürekli tekrarlandığını ve popülerliğini yitirmediğini anlatmak için kullanılır. Pelesenk Ağacı Pelesenk ağacı, sıcak bölgelerde yetişen ve özellikle Asya ve Afrika kıyılarında bulunan, ağır ve sert bir ağaç türüdür. Doğanın bu benzersiz armağanı, hem reçine zenginliğiyle hem de eşsiz kokusuyla dikkat çeker. Özellikle tesbih yapımında kullanılır. Pelesenk Ağacının Özellikleri Pelesenk ağacı, diğer ağaç türlerine göre daha yoğun miktarda reçine üretir ve bu özelliği nedeniyle Arapçada "yapışkan" anlamına gelen "belesam" kelimesinden türemiştir. Pelesenk olmak" deyimi de bu yapışkan özelliğe atıfta bulunur. Ayrıca, pelesenk ağacının reçinesi sayesinde hoş bir kokuya sahiptir. Bazı kaynaklara göre, Hz. Muhammed'in (sav) beşiğinin yeşil pelesenk ağacından yapıldığı rivayet edilir. Bu nedenle, pelesenk ağacı İslam kültüründe özel bir öneme sahiptir ve pelesenk tesbihlerinin değeri bu tarihsel bağlamda da artar. Pelesenk Ağacı Tesbihlerinin Özellikleri Renk ve Koku: Pelesenk ağacı tesbihlerinin rengi zamanla koyulaşır ve kullanıldıkça hoş bir koku yayar. Genellikle yeşil, kahverengi veya kırmızı renk tonlarına sahiptir, ancak en yoğun kokuya sahip olan yeşil pelesenk tercih edilir. Dayanıklılık: Pelesenk ağacı, sert ve dayanıklı bir yapıya sahiptir, bu da tesbihlerinin uzun ömürlü olmasını sağlar. Estetik Görünüm: Doğal damarları ve desenleriyle pelesenk ağacı, tesbihlerine benzersiz bir görünüm kazandırır ve her biri eşsizdir.

  • İmamı Rabbani'den inciler

    Ahmed Sirhindî , 14 Şevval 971’de (26 Mayıs 1564) Doğu Pencap’taki Sirhind’de (Serhind) doğdu. Ahmed Sirhindî , Nakşibendiyye tarikatı mensupları arasında İmâm-ı Rabbânî (ilâhî bilgilere sahip âlim) ve “müceddid-i elf-i sânî” (hicrî II. binyılın müceddidi) unvanlarıyla tanınır. Soyunun ikinci halifeye dayandığını iddia eden Kâbil asıllı bir aileye mensuptur. Tasavvufa ve özellikle vahdet-i vücûda dair birkaç risâlenin müellifi olan babası Çiştiyye ve Kādirî şeyhi idi. [TDV Ansiklopedisi] Rabbani ne demek? Rabbani anlamı; Kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Ahmed Sirhindî, İmamı Rabbaniden İnciler Hz. Muhammed tarafından irşad belgesi verilmesi. "İmam Rabbani", Resulullah'ın kendisine şöyle bir müjde verdiğini anlatıyor: ' 'Sen kelam ilminde müctehid olanlardansın. Allah teala kıyamet gününde senin şefaatinle binlerce kişiye mağfiret edecek.' ' Resulullah mübarek elleriyle bana bir irşad belgesi yazdı ve şöyle buyurdu: ''Böyle bir belgeyi senden önce hiç kimseye yazmadım.' ' (Kaynak: Abdulmecid hani, hadaikul verdiyye- nakşi şeyhleri, sayfa 643, semerkand yayınları) Bu cümlelere göre o tarihlerde hayatta olmayan Peygamber "İmam Rabbani"ye insanlara hak yolu gösteren, dünya ve âhiretle ilgili zarar ve yararları anlatan bilgiler vermiştir!!! Kimsenin bilmediği ilimler verilmesi "İmam rabbani" şöyle anlatıyor: "Bende meydana gelen ilimler ve marifet halleri velayet halinin dışındadır. Onlar ancak kaynağı Rasulullah olan peygamberlik nurlarının ışığından elde edilmiştir. İkinci bin yılın müceddidini tabilik ve veraset yoluyla yerine getirdim. Velayet ehli alimler bunu anlamaktan acizdirler. Çünkü bu alimlerin ilimlerinin ve evliyanın marifet durumlarının dışında bir şeydir. Hatta onların ilimleri bu ilimlere göre kabuk, bu ilimler ise özüdür. Bu ilimler şeriata aykırı değil, bilakis dinin esası yüce ve ulu Allah'ın zatının ve sıfatlarının ilminin özüdür. Büyük zatlardan hiç kimseye bu ilimler hakkında söz etmedi. Yüce Allah bu ilimler için ben aciz kulunu seçti" ... (Kaynak: Abdulmecid hani, hadaikul verdiyye- nakşi şeyhleri, sayfa 645, semerkand yayınları) Allah, İmam Rabbani'yi vesile edinenleri bağışlayacağını bildirmiş Allah, İmam Rabbani'yi vesile edinenleri bağışlayacağını bildirmiş. İmam rabbani açıklıyor: "Allah kıyamet gününe kadar bizim aramıza katılacak olan erkek ve kadınları bana haber verdi. Benim bu bağlılığım kıyamet gününe kadar evlatlarım yoluyla devam edecektir. Hatta imam mehdi de bu bağlıların arasında olacaktır. Bir defasında zikir halkasında arkadaşlarımla beraberdim. Birden aklıma bir kusurum geldi. Bunun üzerine bana cenabı Allah tarafından şöyle ilham edildi: Ben seni ve senin vasıtanla bana dolaylı veya direkt olarak kıyamet gününe kadar tevessüd edenleri (dayananları) bağışladım" .  (Kaynak: Abdulmecid hani, hadaikul verdiyye- nakşi şeyhleri, sayfa 647, semerkand yayınları) Mutluluk şeyhin rızasına kavuşma Mutluluk şeyhin rızasına kavuşmaktaymış. " Sûrâ sûresi onüçüncü âyetinde meâlen, ''Allahü teâlâ, diledigini seçerek kendine kavuşturur'' buyuruldu. Talib olanların, arada vasıta olmadan (Allah'a) kavuşmaları çok güçtür. Cezbe ve sulük nimetlerine kavuşmuş olan fena ve beka ile şereflenmiş olan (seyri ilallah, seyri fillah, seyri anillahi billah, seyri fil eşyai billah yollarını geçmiş olan) bir vasıtanın yardımı lazımdır. Bunun cezbesi, sülûkünden önce olmus ise ve murâdlardan olarak yetisdirilmis ise, bulunmaz bir ni’metdir. Onun sözleri, ölmüs kalbleri diriltmek için devâdır. Bakısları sifâdır. Tas kesilmis kalbler, onun muhabbetine kavusmakla yumusak olur. Böyle devletli bir rehber ele geçmezse, meczûb olan sâlik de, büyük bir ni’metdir. Bu da tâlibleri yetisdirebilir. Onun yardımı ile, Fenâ ve Bekâ ni’metine kavusurlar. Fârisî beyt tercemesi: Gökler, Arsa bakılırsa asagıdır. Yoksa, topraga göre, çok yüksekdirler. Allah'ın lutfuyla olgun ve oldurabilen bir zat ele geçerse onun şerefli vücudunun kıymeti bilinmelidir. Kendini ona tam teslim etmelidir. Kendi saadetini onun rızasına kavuşmakta aramalıdır. Onun razı olmadığı şeyleri kendi için felaket bilmelidir. Kısaca, bütün istekleri onun rızasına kavuşmak olmalıdır..." (Kaynak: İmam Rabbani: Mektubat, 292.mektup, Sayfa: 462) Abdest suyunu müritlerine içirmesi "İmam rabbani" kullanılmış abdest suyunu yakınlarına içirmek için rüyasında  kullanılmış abdest suyunu müritlerin içmeleri gerektiğini yoksa onların büyük zarara uğrayacaklarını gördüğünü söylemiştir. Gördüğü saçma rüyayı uygulayarak üç kez kullandığı abdest suyunu  dördüncü kez abdest için niyet etmeden kullanıp, içmeleri için sevdiklerine vermiştir. bu akıl almaz olayı da kitabında şöyle anlatmıştır. ''Bu fakir, dehli şehrine son gittiğim zaman bu iş başıma gelmişti. Sevdiklerimizden bir kaçına rüyada, bu fakirin abdestte kullandığı müsta'mel sudan (abdestte kullanılmış su) içmelerinin lazım olduğu, içmezlerse büyük zarar görecekleri bildirilmiş. Böyle şey olmaz diye çok karşı geldi isem de, faydası olmadı. Fıkıh kitaplarına baktım. Kurtuluş yolunu şöyle buldum ki, üç kere yıkadıktan sonra, (kurbet) yani sevap kazanmak niyet etmeden, dördüncü yıkamak ile kullanılan su  müsta'mel olmuyor. Bu sevdiklerimizin yalvarması üzerine niyet etmeden dördüncü yıkamakta kullanılan suyu içmek için kendilerine verdim.” (Kaynak: İmam Rabbani: Mektubat, 29 Mektup) Müçtehitlerin hatalı fetvalarının sevap olması "Evliya'nın keşfinde hata etmesi, müçtehitlerin içtihatlarında yanılması  gibidir, kusur sayılmaz. Belki hata edene de  bir derece sevap verilir. Yalnız şu kadar fark vardır ki müçtehidlere uyanlara, onların mezhebinde bulunanlara da hatalı işlerde sevap verilir. Evliya'nın yanlış keşiflerine uyanlara sevap verilmez. Çünkü ilham ve keşf ancak sahibi için senettir, başkalarına sened olamaz. Müçtehidlerin sözü ise mezhebinde bulunan herkes için seneddir. O halde evliya'nın yanlış ilhamlarına keşflerine uymak caiz değildir. Müçtehidlerin hata ihtimali olan sözlerine de uymak caiz, hatta vaciptir." (Kaynak: İmam Rabbani: Mektubat, 31. Mektub) Referans: https://bumudin.blogspot.com/2017/11/imam-rabbani.html

  • Müceddidiye; bir Tasavvuf Ekolü

    Tasavvuf Müceddidiye, İslam dünyasında önemli bir yere sahip olan ve İmam Rabbani olarak bilinen Ahmed Sirhindi tarafından kurulan bir tasavvuf yoludur. Nakşibendi tarikatının  bir kolu olarak kabul edilir ve özellikle Hindistan'da yayılmıştır. ​Müceddidiye'nin Temel Prensipleri ​Müceddidiye, ismini "müceddid" (yenileyici) unvanından alır. İmam Rabbani, hicri ikinci bin yılın başında yaşamış ve bu yüzyılın müceddidi olarak görülmüştür. O, İslam'ın ilk dönemlerindeki saf ve katışıksız haline geri dönmeyi, şeriata sıkı sıkıya bağlı kalmayı ve tasavvufu şeriatla bütünleştirmeyi hedeflemiştir. ​Tarikatın başlıca özellikleri Şeriat Odaklılık Müceddidiye, şeriatın tasavvufun önünde ve temelinde olduğunu vurgular. Tasavvufi tecrübelerin, şeriata uygun olması gerektiğini savunur. Vahdet-i Şuhud İmam Rabbani, İbn Arabi'nin "vahdet-i vücud" (varlığın birliği) düşüncesine karşı, "vahdet-i şuhud" (şuhudun birliği) kavramını geliştirmiştir. Vahdet-i vücud'da her şeyin Allah'ın bir yansıması olduğu düşünülürken, vahdet-i şuhud'da bu durumun bir mistik tecrübe ve görme biçimi olduğu ifade edilir. Yani, Allah ile kul arasındaki ayrım korunur. Silsile-i Şerife Müceddidiye, Nakşibendi tarikatının silsilesine (manevi zincirine) bağlıdır. Ancak İmam Rabbani'nin getirdiği yeni yaklaşımlarla bu kol, kendi içinde özgün bir yapıya kavuşmuştur. ​Tarihsel Gelişimi ve Yayılımı ​Müceddidiye, İmam Rabbani'nin yaşadığı Babür İmparatorluğu döneminde (16. ve 17. yüzyıl) Hindistan'da hızla yayılmıştır. İmam Rabbani, o dönemde ortaya çıkan dini yozlaşmaya ve Akbar'ın "Din-i İlahi" gibi yenilikçi akımlarına karşı İslam'ın özünü savunmuştur. Onun düşünceleri, başta Türkistan, Afganistan ve Osmanlı coğrafyası olmak üzere İslam dünyasında geniş bir etki alanı bulmuştur. ​Tarikat, günümüzde de Pakistan, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelerde varlığını sürdürmektedir. ​Müceddidiye'nin Etkileri ​Müceddidiye, İslam düşüncesine ve tasavvuf geleneğine önemli katkılarda bulunmuştur. Başlıca etkileri şunlardır: Tasavvufun Rasyonalizasyonu Tasavvufu şeriata uygun bir çerçeveye oturtarak, bazı aşırı ve sapkın olarak görülen yorumları eleştirmiştir. Siyasi ve Sosyal Etki İmam Rabbani, Babür İmparatorluğu'nda yöneticilere mektuplar yazarak onların İslami değerlere daha sıkı bağlı kalmasını sağlamıştır. Bu, onun sadece bir sufi değil, aynı zamanda bir sosyal reformcu olduğunu da gösterir. Akademik İlgi Müceddidiye'nin kendine özgü felsefesi, modern İslam düşüncesi ve akademik çalışmalar için önemli bir araştırma konusu olmuştur. ​Müceddidiye, Nakşibendi tarikatı içinde güçlü bir gelenek olarak varlığını sürdürmekte ve İmam Rabbani'nin mirasını yaşatmaktadır.

  • Bok böceği 😱

    Bok böceği olarak bilinen hayvan, aslında Scarabaeus sacer  türünün yaygın adıdır. Genellikle gübre böceği veya halk arasında bok böceği  olarak anılır. ​Fiziksel Özellikleri ve Davranışları ​Bok böcekleri, Scarabaeidae  familyasına ait bir böcek türüdür. Siyah, parlak ve güçlü bir dış kabukları vardır. Bu böceklerin en ilginç özelliği, adından da anlaşılacağı gibi, hayvan dışkılarıyla beslenmeleridir. Özellikle otçul hayvanların (inek, koyun gibi) dışkılarını kullanarak beslenirler ve yuva yaparlar. ​Bok böceklerinin en bilinen davranışı, dışkı topaklarını arka bacaklarını kullanarak yuvarlamalarıdır. Bu topaklar, besin kaynakları olmasının yanı sıra, dişilerin yumurtalarını bıraktığı yerlerdir. Yumurtadan çıkan larvalar, topağın içindeki dışkıyla beslenerek gelişirler. Bu ilginç davranışları nedeniyle, bok böcekleri doğadaki geri dönüşüm sürecinin önemli bir parçasıdır. ​Neden Adı "Bok Böceği"? ​Bu böceğin "bok böceği" olarak adlandırılmasının sebebi, beslenme alışkanlıkları ve yaşam biçimleridir. "Bok", hayvan dışkısı anlamına gelir ve böcek, yaşamını tamamen bu dışkılara bağlı olarak sürdürür. Hem kendi beslenmesi hem de yavrularının gelişimi için dışkı topakları oluşturması ve yuvarlaması, bu ismin verilmesindeki en büyük etkendir. Halk arasında kullanılan bu isim, hayvanın en belirgin ve karakteristik davranışını net bir şekilde ifade eder. Antik Mısır'da bok böcekleri kutsal kabul edilirdi ve kutsal bok böceği  olarak bilinirdi. Mısırlılar, bu böceklerin top yuvarlama ve yuva yapma davranışını, güneş tanrısı Ra'nın güneşi gökyüzünde hareket ettirmesine benzetirlerdi. Bu nedenle, bok böceği sembolü, yeniden doğuşu ve yaşamı temsil ederdi. O dönemde, skarabe  adı verilen bok böceği heykelleri, mezarlara ve anıtlara konulurdu.

  • Platon'un Araba Alegorisi

    Bu benzetme, Platon'un Phaidros  adlı diyaloğunda insan ruhunun yapısını ve işleyişini açıklamak için kullandığı güçlü bir metafordur. ​Bu benzetmeye göre, insan ruhu üç ana kısımdan oluşur ve bir araba gibi tasvir edilir: Arabacı (Sürücü):  Bu, ruhun akıllı ve rasyonel  kısmını temsil eder. Görevi, arabayı (yani ruhu) doğru yöne, bilginin ve erdemin olduğu göksel alana yönlendirmektir. Arabacı, iki atı da kontrol etmeye çalışan akıldır.​ Beyaz At:  Bu, ruhun onurlu ve cesur  kısmını temsil eder. İrade gücünü, şerefi ve doğru olanı yapma arzusunu simgeler. Beyaz at, doğası gereği akılcı olan sürücünün sözünü dinlemeye daha yatkındır.​ Siyah At:  Bu, ruhun tutkulu ve dizginlenemez  kısmını temsil eder. İlkel arzuları, şehveti ve bedensel istekleri simgeler. Siyah at, genellikle kontrol edilmesi en zor olan kısımdır ve arabayı aşağıya, dünyevi zevklere doğru çekmeye çalışır. ​Dolayısıyla, Platon'un Araba Benzetmesi  akıllı arabacının, soylu beyaz at ve asi siyah atı uyum içinde tutarak ruhu doğru yola (yani bilgiye ve hakikate) yönlendirme mücadelesini anlatır. ​Bu benzetme, insan ruhunun içindeki çatışmayı ve aklın, duyguları ve arzuları kontrol etme çabasını sembolize eder. Sizin bahsettiğiniz kavram büyük olasılıkla budur.

  • Helikobakteri

    Helikobakteri, "Helicobacter pylori" adlı bir bakteri türüdür. Mide ve onikiparmak bağırsağının iç yüzeyinde yaşayan bu bakteri, dünya nüfusunun yaklaşık yarısında bulunur. Çoğu insanda belirtilere yol açmazken, bazı kişilerde çeşitli mide rahatsızlıklarına neden olabilir. ​Helikobakterinin neden olduğu başlıca sorunlar şunlardır: ​ Gastrit:  Mide zarının iltihaplanmasıdır. ​ Mide Ülseri:  Mide duvarında oluşan yaralardır. ​ Mide Kanseri:  Nadir olsa da, uzun süreli ve tedavi edilmeyen enfeksiyonlar mide kanseri riskini artırabilir. ​Bakteri genellikle çocukluk döneminde, kirli su veya yiyecekler aracılığıyla, ya da enfekte bir kişiyle yakın temas sonucu bulaşır. Eğer kendinizde veya sevdiklerinizde mide ağrısı, şişkinlik, bulantı gibi belirtiler fark ederseniz bir doktora danışmanız önemlidir. Doktorunuz, doğru tanı ve tedavi yöntemlerini belirleyecektir.

  • Seviçe

    Seviçe  (İspanyolca ceviche ), kökeni Peru 'ya dayanan popüler bir Latin Amerika yemeğidir. Temelde, çiğ balık veya deniz ürünlerinin narenciye (genellikle limon veya misket limonu) suyunda "pişirilmesiyle"  yapılır. ​Bu yemekte, narenciyenin içindeki sitrik asit, çiğ deniz ürünlerinin protein yapısını değiştirerek onları sanki ısıtılmış gibi pişmiş hale getirir. Bu, yemeğe taze ve hafif bir lezzet katar. ​Seviçe genellikle şu malzemelerle hazırlanır: ​ Balık veya Deniz Ürünü:  Genellikle levrek, somon veya karides gibi taze ürünler kullanılır. ​ Asidik Sıvı:  Limon veya misket limonu suyu. ​ Baharatlar ve Sebzeler:  Soğan, kişniş, acı biber ve tuz en yaygın olanlardır. ​Seviçe, Peru'nun ulusal yemeği olarak kabul edilir ve farklı Latin Amerika ülkelerinde kendi bölgesel çeşitleri bulunur. Genellikle soğuk olarak, ana yemek ya da meze şeklinde servis edilir.

  • Perotia Sefilata

    ​Perotia sefilata, aynı zamanda Batı veya Arfak parotiası  olarak da bilinen bir cennet kuşu türüdür. Bu kuş, Yeni Gine'nin batısındaki Arfak Dağları'na özgüdür. Perotia Sefilata' nın Dansı ​Bu kuşlar, erkeklerin kur yapma gösterileriyle ünlüdür. Erkek kuş, dans ederken uzun, siyah tüylerini bir etek gibi yayarak kendine özgü "balerin dansı"nı sergiler. Ayrıca, göğsünde metalik, yanardöner bir kalkan ve eşleşmek için kullandığı altı adet "baş teli" bulunur. Türün adı olan sefilata , Latince'de "altı" ve "iplik" anlamına gelen kelimelerden türemiştir ve bu eşsiz filamentlere doğrudan bir göndermedir. ​Çoğu cennet kuşu gibi, erkekler dişilerden çok daha gösterişlidir; dişi kuşlar daha soluk, kahverengi bir tüy yapısına sahiptir. Batı parotiası, genellikle yaklaşık 33 cm (13 inç) uzunluğunda orta büyüklükte bir kuştur.

  • Sadakat Testi

    Köpeklerinin tepkisini ölçmek için eve hırsız girdi numarası yapan sahipleri. Köpeklerse muhtemelen: Abi bi lokma yiyim ilgilenecem! Ya bi rahat vermediniz, şunu da yiyim geliyom! Bi sittirin gidin yaaa! Olm yemekteyim şimdi sizle ilgilenemem! demişlerdir herhalde 😆

  • Hamsi

    Bize Gürcüden hamsi gelmez! Piçtir o piç! Niye!? Et yoktur et! Yok gelmez 😃

  • Halkidiki yarımadası

    Halkidiki (Χαλκιδική), Yunanistan’ın kuzeyinde, Makedonya bölgesinde bulunan ünlü bir yarımadadır. Haritada “üç parmak” gibi Ege Denizi’ne uzanan üç çıkıntısıyla tanınır: Kassandra (Batı kolu) Sithonia (Orta kol) Athos (Doğu kolu, günümüzde manastırlarıyla ünlüdür) Mitolojik Yönü Halkidiki’nin coğrafyası doğrudan Yunan mitolojisindeki devler (Gigantes) ve tanrılarla ilişkilendirilmiştir. En bilinen mitolojik anlatı Gigantomakhia (Tanrılar ile Devlerin Savaşı) ile ilgilidir: Gigantomakhia Efsanesi Tanrılarla devler Olimpos için savaştığında, Halkidiki topraklarının bu savaşta önemli bir alan olduğu söylenir. Athos Dağı (yarımadanın doğu ucu), efsaneye göre, devlerden biri olan Athos tarafından fırlatılan dev bir kayadan oluşmuştur. Dev Athos, tanrılara karşı savaşırken koca bir kayayı fırlatmış, bu kaya bugünkü Athos Dağı’na dönüşmüştür. Aynı şekilde, yarımadanın bazı bölgelerindeki dağ ve kayalıkların da farklı devlerin fırlattığı taşlarla oluştuğu anlatılır. Poseidon ve Devlerin Savaşı Başka bir anlatıya göre Poseidon, dev Polybotes ile savaşırken denizden koca bir kaya koparıp onun üzerine atar. Bu kaya bugünkü Nisyros Adası olur, ama bazı rivayetlerde Halkidiki’nin kayalık oluşumlarıyla da bağlantılıdır. Athos’un Kutsal Niteliği Athos yarımadası daha sonra Hristiyanlıkta da kutsal bir merkez hâline gelir. Ancak bu kutsallık öncesinde, mitolojide tanrıların kudretiyle şekillenmiş bir bölge olarak görülüyordu. Özetle: Halkidiki mitolojide özellikle Tanrılar ve Devlerin Savaşı (Gigantomakhia) ile anılır. Coğrafi şekilleri (özellikle Athos Dağı) bu mitolojik çatışmanın izleri olarak kabul edilmiştir. Halkidiki’nin üç kolu, Kassandra, Sithonia, Athos'un mitolojik bağlamı Kassandra (Batı Kolu) Antik dönemde bu yarımadaya Pallene denirdi. Mitolojiye göre, Gigantomakhia sırasında burada büyük savaşlar yaşanır. Dev Enceladus, tanrıça Athena tarafından bu bölgede dev bir kayanın altına gömülür. Bazı anlatılarda bu kaya Sicilya’daki Etna Dağı ile özdeşleştirilse de, Makedonya ve Pallene çevresindeki kayalıkların da bu mit ile ilişkilendirildiği söylenir. Adını aldığı Kassandra ise mitolojik figür olan Truva kralı Priamos’un kızıyla aynı isimdedir; ama doğrudan o figürle ilişkilendirilmez. Daha çok antik Makedonya kralları döneminde isim değişmiştir. Sithonia (Orta Kolu) Antik adıyla Sithonia, deniz tanrısı Poseidon’un oğlu Sithon’dan adını alır. Efsaneye göre Sithon, güzelliğiyle tanınan kızı Pallene’yi (adı Kassandra ile de anılır) evlendirmek istemez, taliplerini zor sınavlara sokar. Onları birbirleriyle dövüştürür, kazananı öldürür. Ancak bir gün tanrıların müdahalesiyle bu kısır döngü kırılır. Sithon’un adı yarımadaya verilmiştir, dolayısıyla burası doğrudan bir Poseidon soyu efsanesi ile bağlantılıdır. Athos (Doğu Kolu, “Kutsal Dağ”) Mitolojide buranın adı, dev Athos ile ilgilidir. Gigantomakhia sırasında Athos, Olimpos tanrılarına dev bir kaya fırlatır. Poseidon ise üç dişli yabasıyla bu kayayı onun üzerine geri fırlatır. Bu kaya bugünkü Athos Dağı olur. Bu nedenle Athos, “devlerin savaşı sırasında tanrılar tarafından şekillendirilmiş kutsal dağ” olarak görülür. Sonraki yüzyıllarda Hristiyanlıkla birlikte burası manastırlar bölgesine dönüşmüş, bugün de kadınların giremediği kutsal bir Ortodoks merkezi olmuştur. Ama mitolojik kökeni devlerin efsanesine dayanır. Genel Bakış Kassandra (Pallene) → Gigantomakhia ve Enceladus efsanesi Sithonia → Poseidon’un oğlu Sithon ve kızı Pallene’nin mitleri Athos → Dev Athos’un dağı, Gigantomakhia’nın kalıntısı

  • Paladin ne demek?

    Paladin, genellikle bir şövalye veya kahraman tipi olarak bilinen, adalet, cesaret ve onur gibi yüksek ahlaki değerlere bağlı bir karakteri ifade eder. Kelime kökeni olarak, Roma İmparatorluğu'ndaki imparatorluk muhafızlarına verilen Latince "palatinus" kelimesine dayanır. Ancak, modern kullanımı daha çok Orta Çağ destanlarında ve fantezi eserlerinde gördüğümüz dindar, soylu ve güçlü savaşçı figürünü tanımlar. ​Özetle, bir paladin: ​ Erdemli ve Adaletlidir:  Kötülükle savaşır ve zayıfları korur. ​ Dindar ve Kutsaldır:  Genellikle bir tanrıya veya inanca hizmet eder ve kutsal güçlere sahiptir. ​ Güçlü Bir Savaşçıdır:  Fiziksel olarak yetenekli ve zırhlıdır. ​Bu karakter tipine en sık rol yapma oyunları (RPG'ler) ve fantezi edebiyatında rastlanır. Örneğin, Dungeons & Dragons  gibi oyunlarda paladinler, yeminlerine sadık kalan ve ilahi güçlerle donatılmış savaşçılar olarak tanımlanır.

  • Vahdettinin Kuvayi İnzibatiyesi

    Halifenin ordusu. Nezahat Onbaşı anlatıyor.

  • Kadın nasıl yaratıldı?

    Dini metinlerde "Kadın" Kadın erkeğin kaburga kemiğinden mi yaratıldı? Kur'an-ı Kerim'de kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına dair doğrudan bir ayet bulunmamaktadır. Bu inanış daha çok İslami tefsirlerde ve halk arasında yaygın olan bir yorumdur  ve Yahudi-Hristiyan geleneğinde yer alan Tekvin (Yaratılış) Kitabı'ndaki  bir anlatıya dayanır. Tevrat'ta (Eski Ahit), kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmasına ilişkin anlatı, Tekvin (Yaratılış) Kitabı'nın 2. bölümünde  yer almaktadır. ​İlgili ayetler şu şekildedir: ​ Tekvin (Yaratılış) 2:21-23: ​"RAB Tanrı Adem'e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem'den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem'e getirdi. Adem, 'İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, Etimden alınmış ettir' dedi, 'Ona "Kadın" denilecek, çünkü o adamdan alındı.'" "Rab Tanrı Adem'e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem'den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem'e getirdi. Adem, 'İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, Etimden alınmış ettir' dedi, 'Ona "Kadın" denilecek, çünkü o adamdan alındı.'" ​Bu metin, Tevrat'a göre Hz. Âdem'in ilk yaratılan insan olduğunu ve eşi olan Havva'nın, ona uygun bir yardımcı bulunamadığı için Âdem'in kaburga kemiğinden yaratıldığını anlatmaktadır. ​Kur'an'da insanlığın yaratılışıyla ilgili genel ifadeler yer alır. Örneğin: ​ Nisa Suresi, 1. ayet:  "Ey insanlar! Rabbinizden korkun ki, o sizi bir tek nefisten yarattı. O nefisten de eşini yarattı ve o ikisinden birçok erkek ve kadın türetti. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarından sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir." ​Bu ayette "nefs-i vâhide" (tek bir nefis)  ifadesi geçmektedir. Bu "nefis"den hem Adem'in hem de eşinin yaratıldığı belirtilir. Müfessirlerin çoğu , bu tek nefisten kasıtın Hz. Âdem  olduğunu ve eşi olan Hz. Havva'nın  da ondan yaratıldığını ifade eder. Ancak, bu yaratılışın tam olarak nasıl gerçekleştiği Kur'an'da detaylı olarak açıklanmaz. ​Bazı hadislerde ise bu konuya dair daha net ifadeler bulunabilir. Örneğin, Buhari ve Müslim'in  Sahihlerinde yer alan bir hadiste şöyle buyrulmaktadır: ​"Kadına iyi davranın, çünkü kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı üst kısmıdır. Onu düzeltmeye kalkarsan kırarsın, kendi haline bırakırsan eğriliğiyle kalır. O halde kadınlara iyi davranın." ​Bu hadisteki "kaburga kemiği" ifadesi, genellikle mecazi bir anlamda  yorumlanmakta şu şekilde tevil edilmeye çalışılmaktadır: "Kadın doğası gereği bazı özelliklere sahiptir ve tıpkı eğri olan kaburga kemiği gibi, onu zorla düzeltmeye çalışmak zarar verebilir. Bu nedenle, kadınlarla ilişkide nazik ve anlayışlı olunması gerektiği vurgulanır. Yani, hadis aslında kadınların fiziksel yaratılışı hakkında bilgi vermek yerine, onların psikolojik ve sosyal yönlerine dikkat çekmekte ve onlara karşı nazik davranmayı öğütlemektedir. " ​Özetle, kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına dair Kur'an'da bir ayet yoktur. Bu inanış, daha çok hadis olduğu iddia edilen ifadelerle ve Tevrat'taki anlatılarla ilişkilidir. Kur'an, Adem ve Havva'nın tek bir nefisten yaratıldığını vurgular ve onların birbirini tamamlayan varlıklar olduğuna  işaret eder. Kadın Soru&Yorum: Bir başka Tevrat Ayeti hadis olarak yazılmıştır. Mecaz denilerek üzeri örtülen bu hadis kadınların "psikolojik ve sosyal yönlerine dikkat çekmekte ve onlara karşı nazik davranmayı öğütlemekte" ise günümüz cemaat, tarikat dehlizlerinde, ehl-i sünnet denilen yapay sosyal algısında, kadına karşı olan olumsuz tavır ve kadını farklı yorumlayan hadis iddiaları ne olacak ve nasıl yorumlanacaktır? Özetle herkesin annesi, bacısı, halası, teyzesi, kızı, kız kardeşi var! Gidin onların yüzüne bakarak bu lafları anlatın! Yahudi kutsal kitabından alınmış ayeti, hadis diye anlatın!!!

  • Hipokrat Yemini

    Hipokrat Yemini'nin orijinal tam metni, Antik Yunanca'dan Türkçe'ye çevrildiğinde şu şekildedir: ​"Hekim Apollon, Asklepios, Hygieia ve Panakeia adına ve bütün tanrı ve tanrıçaları şahit tutarak yemin ederim ki, gücüm ve yeteneğim yettiğince bu yemini ve andı yerine getireceğim. ​Bu sanatın (tıp sanatının) ustasını, annem babam gibi göreceğim; yaşamımı onunla paylaşacağım ve ihtiyacı olursa ona yardım edeceğim. Onun çocuklarını kardeşim bileceğim ve eğer bu sanatı öğrenmek isterlerse, karşılıksız ve bir antlaşma yapmadan onlara öğreteceğim. ​Öğretilerimi çocuklarıma, ustamın çocuklarına ve and içerek yemin etmiş olan diğer hekimlere vereceğim, başka kimseye vermeyeceğim. ​Gücüm yettiğince ve anladığım kadarıyla, hastalarımın yararı için tedaviler önereceğim; onları zararlı ve haksız uygulamalardan koruyacağım. ​Hiç kimseye, benden talep etse bile, ölümcül bir ilaç vermeyeceğim; bu tür bir öneride de bulunmayacağım. Aynı şekilde, bir kadına düşüğe neden olacak bir alet de vermeyeceğim. ​Yaşamımı ve sanatımı, saf ve temiz bir şekilde sürdüreceğim. ​Taş hastalığından muzdarip olanları bile ameliyat etmeyeceğim, bu işi uzmanlarına bırakacağım. ​Girdiğim her evde, hastaların yararı için bulunacağım ve her türlü kasıtlı kötülükten ve zarardan kaçınacağım, özellikle de erkekler ve kadınlarla, ister özgür ister köle olsunlar, cinsel ilişkiye girmeyeceğim. ​Tedavim sırasında veya dışımda, insanlar arasında geçen ve gizli kalması gereken şeyleri asla açıklamayacağım. Bu tür şeyleri bir sır olarak saklayacağım. ​Eğer bu yemine sadık kalırsam, yaşamımda ve sanatımda başarılı olayım, her zaman insanlar tarafından onurlandırılayım. Eğer bu yeminden saparsam veya onu çiğnersem, tam tersiyle karşılaşayım." ​N ot:  Bu metin, yeminin orijinal versiyonudur. Günümüzde hekimler tarafından okunan versiyonlar, genellikle modern tıp etiği ve hukuki standartlara uyarlanmış, daha çağdaş içeriklere sahiptir. Örnek modern Hekimlik Andı Gazi Üniversitesi Doktorluk Yemini ​Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olan doktorların ettiği yemin, tıpkı Türkiye'deki diğer tıp fakültelerinde olduğu gibi, modern tıp etiği  ilkelerini yansıtan bir yemindir. Bu yemin, orijinal Hipokrat Yemini'nin katı kurallarından ziyade, Dünya Tabipler Birliği tarafından kabul edilen ve Türk Tabipleri Birliği (TTB)  tarafından ülkemize uyarlanan Cenevre Bildirgesi (Hekimlik Andı) 'na dayanır. ​Bu nedenle Gazi Üniversitesi'nin kendine özgü bir yemini yoktur; tüm mezunlar evrensel tıp değerlerini içeren standart andı okur. ​İşte TTB tarafından yayınlanan ve Gazi Üniversitesi dahil birçok tıp fakültesinde kullanılan modern hekimlik yemininin tam metni: ​Hekimlik Andı (Cenevre Bildirgesi) ​Hekimlik mesleğinin bir üyesi olarak; ​Yaşamımı insanlığın hizmetine adayacağıma, ​Hastanın sağlığına ve esenliğine her zaman öncelik vereceğime, ​Hastamın özerkliğine ve onuruna saygı göstereceğime, ​İnsan yaşamına en üst düzeyde saygı göstereceğime, ​Yaş, hastalık, engellilik, inanç, etnik köken, cinsiyet, milliyet, siyasi eğilim, ırk, cinsel yönelim, sosyal konum veya başka herhangi bir nedenle hastamla aramda ayrımcılık yapmayacağıma, ​Hastamın sırrını, ölümünden sonra bile gizli tutacağıma, ​Mesleğimi vicdanım ve onurumla, iyi hekimlik ilkelerine uygun olarak uygulayacağıma, ​Hekimlik mesleğinin gelişimini sağlamak için meslektaşlarım, öğrencilerim ve bana hizmet veren diğer çalışanlarla saygılı ve minnettarlık duygusu içinde iletişim kuracağıma, ​Hizmeti en üst düzeyde sunabilmek için kendi sağlığımı, esenliğimi ve mesleki yetkinliğimi korumaya dikkat edeceğime, ​Tehdit altında olsam bile, tıbbi bilgimi, insan haklarını ve bireysel özgürlükleri çiğnemek için kullanmayacağıma, ​Kararlılıkla, özgürce ve onurum üzerine, ant içerim.

  • Japon işi, Türk işi

    Hayata bakış mı demeli yoksa ahlak seviyesi mi?

bottom of page