top of page

Arama Sonuçları

Search this site

Boş arama ile 1302 sonuç bulundu

  • Seviçe

    Seviçe  (İspanyolca ceviche ), kökeni Peru 'ya dayanan popüler bir Latin Amerika yemeğidir. Temelde, çiğ balık veya deniz ürünlerinin narenciye (genellikle limon veya misket limonu) suyunda "pişirilmesiyle"  yapılır. ​Bu yemekte, narenciyenin içindeki sitrik asit, çiğ deniz ürünlerinin protein yapısını değiştirerek onları sanki ısıtılmış gibi pişmiş hale getirir. Bu, yemeğe taze ve hafif bir lezzet katar. ​Seviçe genellikle şu malzemelerle hazırlanır: ​ Balık veya Deniz Ürünü:  Genellikle levrek, somon veya karides gibi taze ürünler kullanılır. ​ Asidik Sıvı:  Limon veya misket limonu suyu. ​ Baharatlar ve Sebzeler:  Soğan, kişniş, acı biber ve tuz en yaygın olanlardır. ​Seviçe, Peru'nun ulusal yemeği olarak kabul edilir ve farklı Latin Amerika ülkelerinde kendi bölgesel çeşitleri bulunur. Genellikle soğuk olarak, ana yemek ya da meze şeklinde servis edilir.

  • Perotia Sefilata

    ​Perotia sefilata, aynı zamanda Batı veya Arfak parotiası  olarak da bilinen bir cennet kuşu türüdür. Bu kuş, Yeni Gine'nin batısındaki Arfak Dağları'na özgüdür. Perotia Sefilata' nın Dansı ​Bu kuşlar, erkeklerin kur yapma gösterileriyle ünlüdür. Erkek kuş, dans ederken uzun, siyah tüylerini bir etek gibi yayarak kendine özgü "balerin dansı"nı sergiler. Ayrıca, göğsünde metalik, yanardöner bir kalkan ve eşleşmek için kullandığı altı adet "baş teli" bulunur. Türün adı olan sefilata , Latince'de "altı" ve "iplik" anlamına gelen kelimelerden türemiştir ve bu eşsiz filamentlere doğrudan bir göndermedir. ​Çoğu cennet kuşu gibi, erkekler dişilerden çok daha gösterişlidir; dişi kuşlar daha soluk, kahverengi bir tüy yapısına sahiptir. Batı parotiası, genellikle yaklaşık 33 cm (13 inç) uzunluğunda orta büyüklükte bir kuştur.

  • Sadakat Testi

    Köpeklerinin tepkisini ölçmek için eve hırsız girdi numarası yapan sahipleri. Köpeklerse muhtemelen: Abi bi lokma yiyim ilgilenecem! Ya bi rahat vermediniz, şunu da yiyim geliyom! Bi sittirin gidin yaaa! Olm yemekteyim şimdi sizle ilgilenemem! demişlerdir herhalde 😆

  • Hamsi

    Bize Gürcüden hamsi gelmez! Piçtir o piç! Niye!? Et yoktur et! Yok gelmez 😃

  • Halkidiki yarımadası

    Halkidiki (Χαλκιδική), Yunanistan’ın kuzeyinde, Makedonya bölgesinde bulunan ünlü bir yarımadadır. Haritada “üç parmak” gibi Ege Denizi’ne uzanan üç çıkıntısıyla tanınır: Kassandra (Batı kolu) Sithonia (Orta kol) Athos (Doğu kolu, günümüzde manastırlarıyla ünlüdür) Mitolojik Yönü Halkidiki’nin coğrafyası doğrudan Yunan mitolojisindeki devler (Gigantes) ve tanrılarla ilişkilendirilmiştir. En bilinen mitolojik anlatı Gigantomakhia (Tanrılar ile Devlerin Savaşı) ile ilgilidir: Gigantomakhia Efsanesi Tanrılarla devler Olimpos için savaştığında, Halkidiki topraklarının bu savaşta önemli bir alan olduğu söylenir. Athos Dağı (yarımadanın doğu ucu), efsaneye göre, devlerden biri olan Athos tarafından fırlatılan dev bir kayadan oluşmuştur. Dev Athos, tanrılara karşı savaşırken koca bir kayayı fırlatmış, bu kaya bugünkü Athos Dağı’na dönüşmüştür. Aynı şekilde, yarımadanın bazı bölgelerindeki dağ ve kayalıkların da farklı devlerin fırlattığı taşlarla oluştuğu anlatılır. Poseidon ve Devlerin Savaşı Başka bir anlatıya göre Poseidon, dev Polybotes ile savaşırken denizden koca bir kaya koparıp onun üzerine atar. Bu kaya bugünkü Nisyros Adası olur, ama bazı rivayetlerde Halkidiki’nin kayalık oluşumlarıyla da bağlantılıdır. Athos’un Kutsal Niteliği Athos yarımadası daha sonra Hristiyanlıkta da kutsal bir merkez hâline gelir. Ancak bu kutsallık öncesinde, mitolojide tanrıların kudretiyle şekillenmiş bir bölge olarak görülüyordu. Özetle: Halkidiki mitolojide özellikle Tanrılar ve Devlerin Savaşı (Gigantomakhia) ile anılır. Coğrafi şekilleri (özellikle Athos Dağı) bu mitolojik çatışmanın izleri olarak kabul edilmiştir. Halkidiki’nin üç kolu, Kassandra, Sithonia, Athos'un mitolojik bağlamı Kassandra (Batı Kolu) Antik dönemde bu yarımadaya Pallene denirdi. Mitolojiye göre, Gigantomakhia sırasında burada büyük savaşlar yaşanır. Dev Enceladus, tanrıça Athena tarafından bu bölgede dev bir kayanın altına gömülür. Bazı anlatılarda bu kaya Sicilya’daki Etna Dağı ile özdeşleştirilse de, Makedonya ve Pallene çevresindeki kayalıkların da bu mit ile ilişkilendirildiği söylenir. Adını aldığı Kassandra ise mitolojik figür olan Truva kralı Priamos’un kızıyla aynı isimdedir; ama doğrudan o figürle ilişkilendirilmez. Daha çok antik Makedonya kralları döneminde isim değişmiştir. Sithonia (Orta Kolu) Antik adıyla Sithonia, deniz tanrısı Poseidon’un oğlu Sithon’dan adını alır. Efsaneye göre Sithon, güzelliğiyle tanınan kızı Pallene’yi (adı Kassandra ile de anılır) evlendirmek istemez, taliplerini zor sınavlara sokar. Onları birbirleriyle dövüştürür, kazananı öldürür. Ancak bir gün tanrıların müdahalesiyle bu kısır döngü kırılır. Sithon’un adı yarımadaya verilmiştir, dolayısıyla burası doğrudan bir Poseidon soyu efsanesi ile bağlantılıdır. Athos (Doğu Kolu, “Kutsal Dağ”) Mitolojide buranın adı, dev Athos ile ilgilidir. Gigantomakhia sırasında Athos, Olimpos tanrılarına dev bir kaya fırlatır. Poseidon ise üç dişli yabasıyla bu kayayı onun üzerine geri fırlatır. Bu kaya bugünkü Athos Dağı olur. Bu nedenle Athos, “devlerin savaşı sırasında tanrılar tarafından şekillendirilmiş kutsal dağ” olarak görülür. Sonraki yüzyıllarda Hristiyanlıkla birlikte burası manastırlar bölgesine dönüşmüş, bugün de kadınların giremediği kutsal bir Ortodoks merkezi olmuştur. Ama mitolojik kökeni devlerin efsanesine dayanır. Genel Bakış Kassandra (Pallene) → Gigantomakhia ve Enceladus efsanesi Sithonia → Poseidon’un oğlu Sithon ve kızı Pallene’nin mitleri Athos → Dev Athos’un dağı, Gigantomakhia’nın kalıntısı

  • Paladin ne demek?

    Paladin, genellikle bir şövalye veya kahraman tipi olarak bilinen, adalet, cesaret ve onur gibi yüksek ahlaki değerlere bağlı bir karakteri ifade eder. Kelime kökeni olarak, Roma İmparatorluğu'ndaki imparatorluk muhafızlarına verilen Latince "palatinus" kelimesine dayanır. Ancak, modern kullanımı daha çok Orta Çağ destanlarında ve fantezi eserlerinde gördüğümüz dindar, soylu ve güçlü savaşçı figürünü tanımlar. ​Özetle, bir paladin: ​ Erdemli ve Adaletlidir:  Kötülükle savaşır ve zayıfları korur. ​ Dindar ve Kutsaldır:  Genellikle bir tanrıya veya inanca hizmet eder ve kutsal güçlere sahiptir. ​ Güçlü Bir Savaşçıdır:  Fiziksel olarak yetenekli ve zırhlıdır. ​Bu karakter tipine en sık rol yapma oyunları (RPG'ler) ve fantezi edebiyatında rastlanır. Örneğin, Dungeons & Dragons  gibi oyunlarda paladinler, yeminlerine sadık kalan ve ilahi güçlerle donatılmış savaşçılar olarak tanımlanır.

  • Vahdettinin Kuvayi İnzibatiyesi

    Halifenin ordusu. Nezahat Onbaşı anlatıyor.

  • Kadın nasıl yaratıldı?

    Dini metinlerde "Kadın" Kadın erkeğin kaburga kemiğinden mi yaratıldı? Kur'an-ı Kerim'de kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına dair doğrudan bir ayet bulunmamaktadır. Bu inanış daha çok İslami tefsirlerde ve halk arasında yaygın olan bir yorumdur  ve Yahudi-Hristiyan geleneğinde yer alan Tekvin (Yaratılış) Kitabı'ndaki  bir anlatıya dayanır. Tevrat'ta (Eski Ahit), kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmasına ilişkin anlatı, Tekvin (Yaratılış) Kitabı'nın 2. bölümünde  yer almaktadır. ​İlgili ayetler şu şekildedir: ​ Tekvin (Yaratılış) 2:21-23: ​"RAB Tanrı Adem'e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem'den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem'e getirdi. Adem, 'İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, Etimden alınmış ettir' dedi, 'Ona "Kadın" denilecek, çünkü o adamdan alındı.'" "Rab Tanrı Adem'e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem'den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem'e getirdi. Adem, 'İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, Etimden alınmış ettir' dedi, 'Ona "Kadın" denilecek, çünkü o adamdan alındı.'" ​Bu metin, Tevrat'a göre Hz. Âdem'in ilk yaratılan insan olduğunu ve eşi olan Havva'nın, ona uygun bir yardımcı bulunamadığı için Âdem'in kaburga kemiğinden yaratıldığını anlatmaktadır. ​Kur'an'da insanlığın yaratılışıyla ilgili genel ifadeler yer alır. Örneğin: ​ Nisa Suresi, 1. ayet:  "Ey insanlar! Rabbinizden korkun ki, o sizi bir tek nefisten yarattı. O nefisten de eşini yarattı ve o ikisinden birçok erkek ve kadın türetti. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarından sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir." ​Bu ayette "nefs-i vâhide" (tek bir nefis)  ifadesi geçmektedir. Bu "nefis"den hem Adem'in hem de eşinin yaratıldığı belirtilir. Müfessirlerin çoğu , bu tek nefisten kasıtın Hz. Âdem  olduğunu ve eşi olan Hz. Havva'nın  da ondan yaratıldığını ifade eder. Ancak, bu yaratılışın tam olarak nasıl gerçekleştiği Kur'an'da detaylı olarak açıklanmaz. ​Bazı hadislerde ise bu konuya dair daha net ifadeler bulunabilir. Örneğin, Buhari ve Müslim'in  Sahihlerinde yer alan bir hadiste şöyle buyrulmaktadır: ​"Kadına iyi davranın, çünkü kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı üst kısmıdır. Onu düzeltmeye kalkarsan kırarsın, kendi haline bırakırsan eğriliğiyle kalır. O halde kadınlara iyi davranın." ​Bu hadisteki "kaburga kemiği" ifadesi, genellikle mecazi bir anlamda  yorumlanmakta şu şekilde tevil edilmeye çalışılmaktadır: "Kadın doğası gereği bazı özelliklere sahiptir ve tıpkı eğri olan kaburga kemiği gibi, onu zorla düzeltmeye çalışmak zarar verebilir. Bu nedenle, kadınlarla ilişkide nazik ve anlayışlı olunması gerektiği vurgulanır. Yani, hadis aslında kadınların fiziksel yaratılışı hakkında bilgi vermek yerine, onların psikolojik ve sosyal yönlerine dikkat çekmekte ve onlara karşı nazik davranmayı öğütlemektedir. " ​Özetle, kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına dair Kur'an'da bir ayet yoktur. Bu inanış, daha çok hadis olduğu iddia edilen ifadelerle ve Tevrat'taki anlatılarla ilişkilidir. Kur'an, Adem ve Havva'nın tek bir nefisten yaratıldığını vurgular ve onların birbirini tamamlayan varlıklar olduğuna  işaret eder. Kadın Soru&Yorum: Bir başka Tevrat Ayeti hadis olarak yazılmıştır. Mecaz denilerek üzeri örtülen bu hadis kadınların "psikolojik ve sosyal yönlerine dikkat çekmekte ve onlara karşı nazik davranmayı öğütlemekte" ise günümüz cemaat, tarikat dehlizlerinde, ehl-i sünnet denilen yapay sosyal algısında, kadına karşı olan olumsuz tavır ve kadını farklı yorumlayan hadis iddiaları ne olacak ve nasıl yorumlanacaktır? Özetle herkesin annesi, bacısı, halası, teyzesi, kızı, kız kardeşi var! Gidin onların yüzüne bakarak bu lafları anlatın! Yahudi kutsal kitabından alınmış ayeti, hadis diye anlatın!!!

  • Hipokrat Yemini

    Hipokrat Yemini'nin orijinal tam metni, Antik Yunanca'dan Türkçe'ye çevrildiğinde şu şekildedir: ​"Hekim Apollon, Asklepios, Hygieia ve Panakeia adına ve bütün tanrı ve tanrıçaları şahit tutarak yemin ederim ki, gücüm ve yeteneğim yettiğince bu yemini ve andı yerine getireceğim. ​Bu sanatın (tıp sanatının) ustasını, annem babam gibi göreceğim; yaşamımı onunla paylaşacağım ve ihtiyacı olursa ona yardım edeceğim. Onun çocuklarını kardeşim bileceğim ve eğer bu sanatı öğrenmek isterlerse, karşılıksız ve bir antlaşma yapmadan onlara öğreteceğim. ​Öğretilerimi çocuklarıma, ustamın çocuklarına ve and içerek yemin etmiş olan diğer hekimlere vereceğim, başka kimseye vermeyeceğim. ​Gücüm yettiğince ve anladığım kadarıyla, hastalarımın yararı için tedaviler önereceğim; onları zararlı ve haksız uygulamalardan koruyacağım. ​Hiç kimseye, benden talep etse bile, ölümcül bir ilaç vermeyeceğim; bu tür bir öneride de bulunmayacağım. Aynı şekilde, bir kadına düşüğe neden olacak bir alet de vermeyeceğim. ​Yaşamımı ve sanatımı, saf ve temiz bir şekilde sürdüreceğim. ​Taş hastalığından muzdarip olanları bile ameliyat etmeyeceğim, bu işi uzmanlarına bırakacağım. ​Girdiğim her evde, hastaların yararı için bulunacağım ve her türlü kasıtlı kötülükten ve zarardan kaçınacağım, özellikle de erkekler ve kadınlarla, ister özgür ister köle olsunlar, cinsel ilişkiye girmeyeceğim. ​Tedavim sırasında veya dışımda, insanlar arasında geçen ve gizli kalması gereken şeyleri asla açıklamayacağım. Bu tür şeyleri bir sır olarak saklayacağım. ​Eğer bu yemine sadık kalırsam, yaşamımda ve sanatımda başarılı olayım, her zaman insanlar tarafından onurlandırılayım. Eğer bu yeminden saparsam veya onu çiğnersem, tam tersiyle karşılaşayım." ​N ot:  Bu metin, yeminin orijinal versiyonudur. Günümüzde hekimler tarafından okunan versiyonlar, genellikle modern tıp etiği ve hukuki standartlara uyarlanmış, daha çağdaş içeriklere sahiptir. Örnek modern Hekimlik Andı Gazi Üniversitesi Doktorluk Yemini ​Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olan doktorların ettiği yemin, tıpkı Türkiye'deki diğer tıp fakültelerinde olduğu gibi, modern tıp etiği  ilkelerini yansıtan bir yemindir. Bu yemin, orijinal Hipokrat Yemini'nin katı kurallarından ziyade, Dünya Tabipler Birliği tarafından kabul edilen ve Türk Tabipleri Birliği (TTB)  tarafından ülkemize uyarlanan Cenevre Bildirgesi (Hekimlik Andı) 'na dayanır. ​Bu nedenle Gazi Üniversitesi'nin kendine özgü bir yemini yoktur; tüm mezunlar evrensel tıp değerlerini içeren standart andı okur. ​İşte TTB tarafından yayınlanan ve Gazi Üniversitesi dahil birçok tıp fakültesinde kullanılan modern hekimlik yemininin tam metni: ​Hekimlik Andı (Cenevre Bildirgesi) ​Hekimlik mesleğinin bir üyesi olarak; ​Yaşamımı insanlığın hizmetine adayacağıma, ​Hastanın sağlığına ve esenliğine her zaman öncelik vereceğime, ​Hastamın özerkliğine ve onuruna saygı göstereceğime, ​İnsan yaşamına en üst düzeyde saygı göstereceğime, ​Yaş, hastalık, engellilik, inanç, etnik köken, cinsiyet, milliyet, siyasi eğilim, ırk, cinsel yönelim, sosyal konum veya başka herhangi bir nedenle hastamla aramda ayrımcılık yapmayacağıma, ​Hastamın sırrını, ölümünden sonra bile gizli tutacağıma, ​Mesleğimi vicdanım ve onurumla, iyi hekimlik ilkelerine uygun olarak uygulayacağıma, ​Hekimlik mesleğinin gelişimini sağlamak için meslektaşlarım, öğrencilerim ve bana hizmet veren diğer çalışanlarla saygılı ve minnettarlık duygusu içinde iletişim kuracağıma, ​Hizmeti en üst düzeyde sunabilmek için kendi sağlığımı, esenliğimi ve mesleki yetkinliğimi korumaya dikkat edeceğime, ​Tehdit altında olsam bile, tıbbi bilgimi, insan haklarını ve bireysel özgürlükleri çiğnemek için kullanmayacağıma, ​Kararlılıkla, özgürce ve onurum üzerine, ant içerim.

  • Japon işi, Türk işi

    Hayata bakış mı demeli yoksa ahlak seviyesi mi?

  • Siyasette Yalan

    Siyasetçiler ve Yalan Söylemek “Yalanlar çoğu zaman gerçeklikten çok daha makul, akla çok daha yatkındır, çünkü yalancı, izleyenin ne duymak istediğini ya da nasıl bir beklenti içinde olduğunu bilmenin sağladığı büyük bir avantaja sahiptir. Yalancı, toplumun tüketimine sunacağı hikâyesini hazırlarken, hikâyesinin inandırıcı olmasına özellikle dikkat etmiştir. Oysa gerçekliğin bizi hiç ummadığımız şeylerle karşılaştırmak gibi rahatsız edici bir alışkanlığı vardır ve biz her seferinde buna hazırlıksız yakalanırız.” (Hannah Arendt, Siyasette Yalan)

  • Orpheus ve Eurydice

    Trajik bir aşk öyküsü Antik Yunan'ın derinliklerinde, dağların yeşiliyle denizin mavisinin birleştiği topraklarda geçen, aşk, hüzün ve imkânsız bir arayışın hikâyesini anlatayım size. Bu hikâye, Orpheus ile Eurydice'in trajik aşk destanı. ​Orpheus, Apollon'un oğlu olduğuna inanılan, lir çalmada eşsiz bir yeteneğe sahip bir ozandı. Müziği öyle büyüleyiciydi ki, sadece insanları değil, vahşi hayvanları, hatta taşları ve ağaçları bile harekete geçirebilirdi. Nehirler durur, rüzgârlar sakinleşirdi onun melodileriyle. Orpheus'un kalbi, peri güzeli Eurydice'ye tutulmuştu ve ikisi de birbirine delicesine âşıktı. Evlenip mutlu bir hayat sürmeye başlamışlardı. ​Ancak, kader ağlarını örmüştü. Bir gün Eurydice, düğünlerinden kısa bir süre sonra bir çayırda gezinirken zehirli bir yılan tarafından ısırıldı ve hayatını kaybetti. Orpheus'un dünyası başına yıkıldı. Hüzünlü şarkıları, dağlarda yankılanıyor, tüm doğa onunla birlikte yas tutuyordu. Bu dayanılmaz acıya daha fazla katlanamayan Orpheus, eşsiz müziğine güvenerek, yeryüzündeki hiçbir ölümlünün cesaret edemediği bir yolculuğa çıkmaya karar verdi: Ölüler Diyarı'na, Hades'in karanlık krallığına. ​Ölüler Diyarı'nın girişinde, üç başlı korkunç köpek Kerberos, Orpheus'un yolunu kesti. Fakat Orpheus, lirini çalmaya başladığında, Kerberos'un öfkesi yatıştı ve köpek uysallaşarak ona geçit verdi. Orpheus, Styks Nehri'nin kayıkçısı Kharon'un da sert kalbini yumuşattı ve ölülerin ruhlarıyla birlikte karşı kıyıya geçti. Sonunda, Ölüler Diyarı'nın hükümdarı Hades ile kraliçe Persephone'nin karşısına çıktı. ​Orpheus, lirini çalmaya başladı. Lirinden yayılan o hüzünlü ve içten melodi, Hades'in bile kalbini sızlattı. Yargıç Minos'un kalbi yumuşadı, Efsanevi Tantalus, açlığından ve susuzluğundan bir anlığına kurtulup müziği dinledi. Persephone'nin gözleri yaşardı. Orpheus, müziğiyle Hades'e yalvardı ve Eurydice'yi geri vermesini istedi. ​Hades, ilk kez bir ölümlünün bu denli güçlü bir aşkla geldiğini görmüştü. Orpheus'un bu isteği karşısında etkilenen Hades, Eurydice'yi serbest bırakmayı kabul etti. Ama bir şartı vardı: Yeryüzüne çıkana kadar Orpheus, Eurydice'nin arkasından geldiğinden emin olmak için dahi olsa, dönüp ona bakmayacaktı. Eğer döner bakarsa, Eurydice sonsuza dek Ölüler Diyarı'nda kalacaktı. Şüphe ve Özlem ​Orpheus, bu şartı kabul etti ve sevinçle yola koyuldu. Uzun, zorlu ve karanlık bir yokuşu tırmanmaya başladılar. Orpheus, ardındaki sessizlikten Eurydice'nin gelip gelmediğinden emin olamıyordu. Şüphe ve özlem, adım adım kalbini kemiriyordu. Yeryüzünün ışığı görünmeye başladığında, sabrı kalmamıştı. Son bir adım kala, içindeki bu dayanılmaz özlem duygusuna yenik düştü ve arkasına dönüp baktı. ​O anda, Eurydice'nin gölgesi belirdi. Orpheus, sadece bir an için onun yüzünü görebilmişti. Eurydice, hüzünlü bir "Hoşça kal" fısıltısıyla Orpheus'tan sonsuza dek uzaklaştı ve tekrar karanlığa, Ölüler Diyarı'na geri döndü. ​Orpheus, Eurydice'yi ikinci kez ve bu sefer sonsuza dek kaybetmişti. Bir daha asla liri eski neşeli ezgilerini çalmadı. Yaşamının geri kalanını, kayıp aşkının yasını tutarak, hüzünlü şarkılarla geçirdi. Bu hikâye, Yunan mitolojisinin en dokunaklı ve trajik aşk hikâyelerinden biri olarak günümüze kadar ulaştı.

  • Medeniyetsiz hayvanlar!

    ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında gazetecilere hakaret etti Tom Barrack ABD’nin özel temsilcisi Tom Barrack’ın Baabda Sarayı’nda gazetecileri “hayvanca” ve “medeniyetsiz” diye nitelemesi büyük tepki topladı. Basın sendikaları Barrack’tan derhal özür talep ederken bu adım Cumhurbaşkanı Joseph Avn'dan geldi. Barrack’ın sözleri, Lübnan’ın egemenliğine ve basının onuruna hakaret olarak değerlendirildi. ABD’nin Lübnan özel temsilcisi Tom Barrack’ın, Baabda’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısında gazetecileri “hayvanca” ve “medeniyetsiz” olarak nitelendirmesi Lübnan’da büyük tepkiye yol açtı. Lübnan Basın Editörleri Sendikası, Barrack’ın sözlerine karşı çıkarak kamuoyuna açık bir özür talep etti. Sendika tarafından yayımlanan açıklamada, “Lübnan medyası bir kez daha, en hafif tabirle, diplomasiyle bağdaşmayan bir muameleye maruz kaldı. Daha da üzücü olan, bunun diplomatik bir görev üstlenen büyük bir gücün temsilcisi tarafından yapılmış olması” ifadeleri yer aldı. Sendika, Barrack’ın gazetecileri “hayvanca” olarak nitelemesini “tamamen kabul edilemez, son derece kınanması gereken” bir tutum olarak tanımladı ve ABD’li temsilciye seslenerek “medyadan kamuoyu önünde özür dilemesi” çağrısında bulundu. Açıklamada, böyle bir özrün gelmemesi durumunda, Barrack’ın ziyaret ve görüşmelerinin boykot edilmesinin gündeme alınabileceği belirtildi. Lübnan resmi ajansı NNA’nın aktardığına göre, Lübnan Meclisi Medya ve İletişim Komisyonu Başkanı İbrahim el-Musevi de Enformasyon ve Dışişleri bakanlıklarına çağrıda bulunarak ABD Büyükelçisinin derhal Bakanlığa çağrılmasını, kınanmasını ve ABD’li temsilci Tom Barrack’ın “Lübnan’a ve Lübnan halkına yönelttiği açık hakaretin protesto edilmesini” istedi. Hizbullah Milletvekili Musevi ayrıca Barrack’ın açıklamalarını “şiddetle kınadığını” belirtti. Görsel ve İşitsel Medya Çalışanları Sendikası Konseyi de yayımladığı açıklamada, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bu tür hakaretlere platform olarak kullanılmasının, Lübnan egemenliğinin sembolüne zarar verdiği, gazetecilerin ve Lübnan halkının onurunu zedelediği vurgulandı. Konsey, ulusal medyanın onurunun korunması ve devlet kurumlarına güvenin sarsılmaması için Barrack’ın derhal ve açık bir şekilde özür dilemesi gerektiğinin altını çizdi. Lübnan Halk Konferansı Medya Sekreterliği de benzer bir açıklama yaparak Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’ye çağrıda bulundu. Açıklamada, Recci’den ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Lisa Johnson’ı Bakanlığa çağırması ve Barrack’ın Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda gazetecilere yönelttiği hakaret için resmi bir itirazda bulunması talep edildi. Lübnan Komünist Partisi de konuyla ilgili bir açıklama yaparak Barrack’ın sözlerini “hakaret” olarak nitelendirdi ve en sert şekilde kınadı. Parti açıklamasında, “Özgür konuşma her türlü vesayetten daha güçlüdür ve gazetecilerin onuru kırmızı çizgidir” ifadelerine yer verdi. Barrack’tan henüz bir özür duyulmazken onun yerine Cumhurbaşkanı Joseph Avn özür diledi: “Bugün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir misafirimizin ağzından istemeden çıkan sözlerden üzüntü duyuyoruz. Cumhurbaşkanlığı makamı, insana ve onuruna olan mutlak saygısını teyit ederken, görevlerini büyük özveriyle yerine getiren tüm gazetecilere şükranlarını sunar.” Barrack, Avn ve Lübnanlı yetkililerle yaptığı görüşmelerin ardından düzenlenen basın toplantısında, salondaki soru ve seslenmeler karşısında, “Farklı kurallarımız olacak. Bir dakika sessiz olun. Eğer burası kaotik, hayvanca bir hale gelirse çekip gideriz. Medeni olun, nazik olun, hoşgörülü olun. Bölgedeki sorunun kaynağı da işte budur” demişti. ABD Başkanı Donald Trump’a yakın isimlerden olan Barrack, daha önce Jeffrey Epstein’la da görüşmeler yapmış, şu anda ise ABD’nin Suriye özel temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapıyor. Washington’un öncülüğünde yürütülen Hizbullah’ı silahsızlandırma çabaları kapsamında Lübnan Bakanlar Kurulu, 5 Ağustos’ta yıl sonuna kadar Hizbullah’ın silahsızlandırılması kararını almıştı. Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin (LAF) bu hafta içinde hükümete bir uygulama planı sunması bekleniyor. Hizbullah ise karara karşı çıkarak, silahlarının ulusal bir savunma stratejisi çerçevesinde Lübnan ordusuna entegre edilmesini savunuyor. Hareket, bu konuda müzakere için İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını durdurması ve işgal ettiği sınır bölgelerinden çekilmesi gerektiğini belirtiyor. ABD ise, İsrail’in çekilmesinden önce Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını şart koşuyor. Kasım 2024’teki ateşkesten bu yana İsrail saldırılarında 200’den fazla kişi hayatını kaybetti. Kaynak: https://thecradleturkiye.com/articles/barrackin-lubnanda-gazetecilere-hayvanca-sozleri-infial-yaratti https://www.yenimesaj.com.tr/tom-barracktan-buyuk-kustahlik-H1581308.htm

  • Dekadans ne demektir?

    Dekadans kelimesi, genellikle bir toplumun veya medeniyetin ahlaki, kültürel veya sanatsal olarak çöküş, yozlaşma ve bozulma sürecini ifade etmek için kullanılır. Fransızca kökenli bir kelimedir ve "gerileme" veya "düşüş" anlamına gelir. Bu terim, 19. yüzyılın sonlarında özellikle sanat ve edebiyat alanında bir akım olarak ortaya çıkmıştır. Dekadanlar, sanatta geleneksel değerleri reddederek, yapay, abartılı ve hasta ruhlu temalara yönelmişlerdir. Bu akım, estetiği ahlakın önüne koyan, güzelliği yozlaşmış ve aşırı olan şeylerde arayan bir tutum sergiler. Özetle, dekadans hem bir çöküş sürecini hem de bu süreci estetik bir değer olarak gören bir sanat akımını ifade edebilir. Günlük Kullanımda Dekadans Günlük konuşmada "dekadans" terimi, genellikle olumsuz bir anlam taşır ve şu durumları tanımlamak için kullanılır: Ahlaki Çöküş: Bir toplumun veya kişinin ahlaki değerlerini kaybetmesi, zevk ve sefa peşinde koşması. Örneğin, "Roma İmparatorluğu'nun son dönemleri dekadansla anılır." Sanatsal veya Kültürel Gerileme: Bir dönemin sanatının veya kültürünün özgünlüğünü ve gücünü yitirmesi, taklitçi ve yüzeysel hale gelmesi. Örneğin, "Bu film, modern sinemanın dekadansını yansıtıyor." Aşırı Lüks ve Zenginlik: Bireylerin veya bir grubun aşırı lüks ve israf içinde yaşaması, bu durumun getirdiği ahlaki boşluk. Kısacası, dekadans, düşüş ve bozulma kavramını merkeze alan bir terimdir.

  • Musevi İnancının Kutsal Kitap ve Metinleri

    Musevi inancının kutsal kitapları oldukça zengindir ve temel olarak iki ana metne dayanır: Tanah  ve Talmud . Bu metinler, inancın temelini, yasalarını, tarihini ve ahlaki değerlerini şekillendirir. ​Tanah (İbrani Kutsal Kitabı) ​Musevi inancının en kutsal ve temel metni, Hristiyanlık'taki Eski Ahit'in büyük bir kısmına denk gelen Tanah 'tır. "Tanah" ismi, üç ana bölümünün baş harflerinden oluşur: T orah, N evi'im ve K etuvim. ​ 1. Tora (Yasa) ​Museviler için en kutsal olan bu bölüm, Musa'nın Beş Kitabı  olarak da bilinir. İlahi vahiy olarak kabul edilir ve Musevi yaşamının tüm yönlerini belirleyen 613 mitzvot (emir) içerir. ​ İçeriği: ​ Bereşit (Yaratılış):  Dünyanın ve insanın yaratılışı, tufan, İbrahim, İshak ve Yakup gibi ataların hikayelerini anlatır. ​ Şemot (Çıkış):  İsrailoğullarının Mısır'daki köleliğinden kurtuluşunu, Musa'nın önderliğinde Sina Dağı'nda Tanrı'dan On Emir'i alışını ve çölde yolculuklarını konu alır. ​ Vayikra (Levililer):  Ağırlıklı olarak tapınak hizmetleri, kurban törenleri ve dinî yasalara ilişkin detaylı kuralları içerir. ​ Bamidbar (Sayılar):  İsrailoğullarının çölde geçirdiği 40 yıllık süreyi, bu dönemdeki olayları ve nüfus sayımlarını anlatır. ​ Devarim (Tesniye):  Musa'nın ölümünden önce İsrailoğullarına yaptığı son konuşmaları, yasaların tekrarını ve Tanrı ile yapılan ahdin yenilenmesini içerir. ​ 2. Nevi'im (Peygamberler) ​Bu bölüm, İsrailoğullarının Tora'nın yasalarına uyup uymadığına dair tarihsel anlatıları ve peygamberlerin Tanrı'dan gelen mesajlarını içerir. ​ İçeriği: ​ İlk Peygamberler:  Yeşu, Hâkimler, Samuel ve Krallar gibi tarihsel anlatıları barındıran kitaplardır. ​ Son Peygamberler:  İşaya, Yeremya ve Hezekiel gibi büyük peygamberlerin sözleri ve On İki Küçük Peygamber'in (Hosea, Amos vb.) kitaplarından oluşur. ​ 3. Ketuvim (Yazılar) ​Çeşitli türlerdeki kutsal yazılardan oluşan bu bölümde, ilahiler, bilgelik metinleri ve tarihi kitaplar yer alır. ​ İçeriği: ​ Şiirsel Kitaplar:  Mezmurlar (Tehilim), Özdeyişler (Mişlei) ve Eyüp (İyov) Kitapları. ​ Beş Megilot:  Neşideler Neşidesi, Rut, Mersiyeler, Vaiz ve Ester kitapları. ​ Tarihsel ve Diğer Kitaplar:  Daniel, Ezra, Nehemya ve Tarihler. ​Talmud ​Talmud, Museviliğin en önemli ve karmaşık metinlerinden biridir. Tora'nın yazılı yasalarını yorumlayan, açıklayan ve günlük hayata uyarlayan Sözlü Tora 'nın yazıya dökülmüş halidir. Binlerce yıl boyunca hahamlar tarafından geliştirilen bu metin, yasa (halakha) ve efsane/hikaye (aggadah) olmak üzere iki ana bölümden oluşur. ​ İçeriği: ​ Mişna:  Hahamlar tarafından derlenmiş ve sistemleştirilmiş yasal yorumların yazılı koleksiyonudur. ​ Gemara:  Mişna üzerine yapılan detaylı haham tartışmalarını ve yorumlarını içerir. Musevi yasasının mantığını, etik ilkelerini ve ahlaki düşüncelerini derinlemesine inceler. ​Talmud, yalnızca bir kanun kitabı değil, aynı zamanda Musevi felsefesi, kültürü, bilimi ve tarihi hakkında da zengin bilgiler sunan bir ansiklopedi niteliğindedir. ​Diğer Önemli Metinler ​ Midraş:  Tanah'ın hikayelerini ve yasalarını yorumlayan ve açıklayan rabbinik metinlerdir. ​ Zohar (Kabala):  Musevi mistisizminin temel metni olup, Yahudiliğin manevi ve ezoterik yönlerini inceler. ​Bu kutsal kitaplar, Musevi inancının ve kimliğinin temel direkleridir. Her biri, farklı bir açıdan Musevi yaşamına rehberlik eder ve bu kadim geleneğin devamlılığını sağlar.

  • Bayrak inmez, ezan dinmez

    Bayrak inmez, ezan dinmez! Adeta bir siyasi slogan haline gelmiştir. Peki ne zaman bayrak indi ve ezan dindi. Ya da ne zaman iner ve ezan diner? "Keşke Yunan galip gelseydi" diyenler varsa akli melekeleri bir düşünebilirler mi? Bakın videoda yakın dönem tanıkları ne diyor?

  • Dumpling ne demek?

    Dumpling, hamur işinden yapılan ve içi genellikle et, sebze veya peynir gibi malzemelerle doldurulmuş bir tür yiyecektir. Çoğu zaman küçük top veya torba şeklindedir ve farklı mutfaklarda çeşitli şekillerde hazırlanır. ​Dünyanın pek çok farklı yerinde, farklı isimler ve tariflerle dumpling çeşitleri bulunur: ​ Asya mutfağında  en yaygın örnekleri vardır. Örneğin, Çin mutfağında jiaozi ve wonton , Japon mutfağında gyoza , Kore mutfağında mandu  ve Nepal'de momo  popüler dumpling çeşitleridir. Bunlar genellikle buharda pişirilir, haşlanır veya kızartılır. ​ Orta ve Doğu Avrupa'da   Polonya'da pierogi , Rusya'da pelmeni  ve İtalya'da ravioli  veya tortellini  gibi dolgulu hamur işleri dumpling'in farklı versiyonlarıdır. ​ Türk mutfağındaki mantı  da bir çeşit dumpling olarak kabul edilebilir. ​Özetle, dumpling, temel olarak dolgulu hamur işi anlamına gelir ve dünyanın her yerinde kendine özgü isimler ve tariflerle karşımıza çıkar.

  • Blenç etmek!

    Blenç etmek , mutfakta kullanılan bir terimdir ve genellikle sebze veya meyvelere uygulanan bir pişirme tekniğini ifade eder. Bu teknik, iki aşamalı bir işlemdir: ​ Hızlı Haşlama:  Gıdanın kısa bir süre (genellikle 1-2 dakika) kaynar suyun içinde tutulması. Şoklama:  Hemen ardından, aynı gıdanın buzlu su dolu bir kaba aktarılması. Bu ani sıcaklık değişimi, pişirme işlemini anında durdurur. ​Amacı ve Kullanım Alanları ​Blenç işleminin temel amacı, gıdanın dokusunu, rengini ve besin değerini korumaktır. Başlıca kullanım alanları şunlardır: ​ Rengi Canlandırmak:  Yeşil fasulye, brokoli veya ıspanak gibi sebzelerin canlı yeşil rengini korumasını sağlar. ​ Kabuk Soymayı Kolaylaştırmak:  Domates, şeftali veya badem gibi gıdaların kabuklarının kolayca soyulması için kullanılır. ​ Tazeliği Korumak:  Sebzeleri dondurmadan önce blenç etmek, bozulmaya neden olan enzimleri etkisiz hale getirerek ürünün daha uzun süre taze kalmasını sağlar. ​ Acı Tadı Gidermek:  Bazı sebzelerin (örneğin, lahana) acılığını veya sertliğini azaltmak için uygulanabilir. ​Kısacası, blenç etmek  hem görsel hem de lezzet açısından gıdaların kalitesini artırmak için kullanılan pratik bir tekniktir.

  • Hristiyan Kutsal Kitapları

    Hristiyanlık, temelde İncil  adı verilen kutsal kitaplar bütününe dayanır. İncil, tek bir kitap gibi algılansa da aslında farklı zamanlarda, farklı yazarlar tarafından kaleme alınmış metinlerden oluşan bir koleksiyondur. Bu koleksiyon, Eski Ahit  ve Yeni Ahit  olmak üzere iki ana bölümden oluşur. ​Eski Ahit (Ahd-i Atik) ​Eski Ahit, Hristiyanlık öncesi dönemde Yahudiliğin kutsal metinleri olan Tanah 'ı esas alır. Bu bölüm, Tanrı'nın dünyayı ve İsrail halkını nasıl yarattığını, peygamberler aracılığıyla onlara nasıl yol gösterdiğini ve Hz. İsa'nın gelişine zemin hazırlayan olayları anlatır. ​ Eski Ahit'in Ana Bölümleri: ​ Tevrat (Pentateuch):  Yaratılış, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye olmak üzere beş kitaptan oluşur. Bu kitaplar, dünyanın yaratılışını, Hz. İbrahim'le başlayan İsrail halkının kökenlerini ve Hz. Musa'ya Sina Dağı'nda verilen emirleri (Yasa) içerir. ​ Tarih Kitapları:  İsrail halkının vaat edilmiş topraklara yerleşmesini, krallıkların kuruluşunu ve yıkılışını anlatır. Yeşu, Hâkimler, Samuel ve Krallar gibi kitaplar bu kategoriye girer. ​ Hikmet ve Şiir Kitapları:  İnsanların Tanrı ile ilişkisini, yaşamın anlamını ve erdemli bir hayat sürmenin önemini konu alır. Mezmurlar, Özdeyişler ve Eyüp gibi kitaplar bu türün önemli örnekleridir. ​ Peygamberlik Kitapları:  Hz. İsa'nın gelişini müjdeleyen ve geleceğe yönelik kehanetlerde bulunan peygamberlerin sözlerini içerir. İşaya, Yeremya ve Hezekiel gibi büyük peygamberlerin yanı sıra, on iki küçük peygamberin kitapları da buradadır. ​Yeni Ahit (Ahd-i Cedid) ​Yeni Ahit, Hristiyanlık inancının özünü oluşturan bölümdür ve Hz. İsa'nın hayatını, öğretilerini, çarmıha gerilişini ve dirilişini anlatır. ​ Yeni Ahit'in Ana Bölümleri: ​ Dört İncil:   Matta, Markos, Luka ve Yuhanna  adlarıyla bilinen bu dört kitap, Hz. İsa'nın doğumu, mucizeleri, vaazları, ölümü ve dirilişi hakkında dört farklı tanıklık sunar. Her biri, Hz. İsa'nın kişiliğini ve mesajını kendi bakış açısıyla anlatır. ​ Elçilerin İşleri:  Hz. İsa'nın göğe yükselişinden sonra havarilerin (elçilerin) nasıl bir araya gelerek Hristiyanlık inancını yaydığını ve ilk kiliselerin nasıl kurulduğunu anlatır. ​ Mektuplar (Epistles):  Özellikle Pavlus'un yazdığı mektuplar  başta olmak üzere, ilk Hristiyan cemaatlerine yol göstermek, onları cesaretlendirmek ve teolojik konularda aydınlatmak amacıyla yazılmış metinlerdir. Pavlus, Petrus, Yakup ve Yuhanna gibi havarilerin mektupları bu bölümde yer alır. ​ Vahiy (Apokaliptik Kitap):  Yeni Ahit'in son kitabıdır. Hz. Yahya'ya atfedilen bu kitap, gelecekte yaşanacak olayları, Tanrı'nın hükmünü ve dünyanın sonuyla ilgili sembolik vizyonları içerir. ​Bu iki bölüm, yani Eski ve Yeni Ahit, Hristiyanların inanç ve yaşam pratiklerinin temelini oluşturur. Eski Ahit, Tanrı'nın Hz. İsa aracılığıyla gerçekleşecek kurtuluş planının zeminini hazırlarken, Yeni Ahit bu planın tamamlanışını ve tüm insanlık için sunduğu kurtuluş mesajını anlatır.

  • Atatürk

    Ben şimdiye kadar on beş hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal'de büyük bir ruh kudretinin esrarı var. Sir Charles Townshend, İngiliz Generali .

  • Gazi Kovan

    “Gazi Kovan” hikâyesi aslında bir top mermisi kovanının, Kurtuluş Savaşı’ndan Cumhuriyet’e uzanan destansı yolculuğudur. Cephede Doğuşu (1921) Birinci İnönü Muharebesi (6-10 Ocak 1921) sırasında Türk ordusu büyük cephane sıkıntısı çekiyordu. Kullanılan mermi kovaları atılmıyor, İmalat-ı Harbiye atölyelerine geri gönderilip yeniden dolduruluyordu. Bu kovanlardan birini, Karahisarlı Seyfi Çavuş, mermiyi attıktan sonra üzerine şu bilgileri kazıdı: “Karahisarlı Seyfi – 7. Tabur – İnönü Cephesi” Bu, onun “ben de bu mücadelede vardım” diye geleceğe bir not bırakma çabasıydı. Böylece sıradan bir kovan, ilk kez “hikâye” taşımaya başladı. Kovanın Yolculuğu (1921-1922) Kovan cepheden atölyeye, atölyeden tekrar cepheye gidip geldi. Her defasında yeni bir asker tarafından atıldı ve üzerine yeni isimler, birlikler ve cepheler kazındı. Yaklaşık 1,5 yıl boyunca 8 kez ateşlendi ve her seferinde yeni bir kahramanın adı eklendi. Böylece kovan, kolektif bir hatıra defterine dönüştü. Bu gelenek, atölye işçilerinin ve askerlerin arasında bir heyecana dönüştü: “Acaba bu sefer kovan kime nasip olacak?” Hüzünlü Not (9. Dönüş) 9. kez geri döndüğünde, kovanın yanında bir mektup vardı. Bu mektubu Seyfi Çavuş’un silah arkadaşı yazmıştı. Mektupta şu satırlar yer alıyordu: “Bismillahirrahmanirrahim… Selamünaleyküm gayretperver ustalar… Güzel İzmir’e kalplerimizdeki imanımız kadar yakınız artık. Banaz’daki muharebede Seyfi… şahadete ermiştir. Cenazesini sıhhiyecilere teslim etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum …” Bu satırlar cephedeki ruhu özetliyordu: ölümün içinden bile umudu, hatırayı ve mücadeleyi geleceğe taşımak. Zaferin Sembolü (1922-1923) Sakarya ve Büyük Taarruz’dan sonra Anadolu düşmandan temizlendi. Artık savaş bitmiş, Cumhuriyet’in temelleri atılmıştı. 29 Ekim 1923’te, Cumhuriyet ilan edildiğinde Ankara Kalesi’nden 101 pare top atışı yapıldı. İşte o atışlardan birinde, Gazi Kovan kullanıldı. Böylece o kovan, yalnızca savaşın değil, Cumhuriyet’in de sembolü haline geldi. “Gazikovan” Soyadı ve Nöbetleşe Emanet (1934) 1934’te çıkan Soyadı Kanunu ile, kovanla yolu kesişen üç kahraman (Yzb. Muhsin Talat, Tğm. Hamdi Vâsıf ve Kâmil Usta) “Gazikovan” soyadını aldılar. Aralarında şöyle bir karar aldılar: Kovanı her yıl Cumhuriyet Bayramı’nda nöbetleşe saklayacaklardı. En son ölene emanet kalacaktı. Bu karar, kovanı bir aile yadigârına dönüştürdü. Unutuluş ve Yeniden Ortaya Çıkış (2005) Yıllar geçti, üç kahraman da vefat etti. Kovan unutuldu, elden ele dolaştı. 2005 yılında İstanbul Maltepe’de bir çöp kutusunda bulundu. Çöpleri karıştıran işçiler, üzerindeki yazıları fark edince önemini anladı ve yetkililere teslim etti. Böylece “yitik miras” yeniden ortaya çıktı. Bugünkü Durumu Gazi Kovan önce Polatlı Topçu ve Füze Okulu Müzesi’ne, ardından Makine Kimya Endüstrisi’nin (MKE) İmalat-ı Harbiye Müzesine getirildi. Şu an bir cam vitrin içinde, üzerine kazınmış isimler hâlâ okunabilir şekilde sergileniyor. O artık yalnızca bir savaş hatırası değil; Türk milletinin dayanışmasının, yokluk içindeki azminin ve Cumhuriyet’in bir sembolü. 🕯️ Gazi Kovan’ın Anlamları Kovan: Yoklukta bile umudu ve inancı taşıyan ortak bir hafıza. Kazınan İsimler: “Ben de vardım” diyerek ölümsüzleşen askerler. Seyfi Çavuş’un Mektubu: Ölüm karşısında bile direncin, sadakatin ifadesi. 101 Pare Atış: Cumhuriyet’in doğumunu müjdeleyen ses. Gazikovan Soyadı: Savaşta kurulan kardeşliğin barışta da sürmesi. Çöpten Çıkışı: Unutulan değerlerin bir gün yeniden milletle buluşması. 👉 Bu hikâye aslında bir savaş destanından çok bir insanlık ve hatıra destanı.

  • Sen haklıydın Paşam

    Atatürk'ün Büyük Taarruz planını riskli ve hatalı bulan ve onu sert biçimde uyaran Yakup Şevki Paşa, savaş kazanılınca, Mustafa Kemal'le karşılaşır karşılaşmaz: "Paşam! Sen haklı çıktın. Ver elini öpeyim!" der... Mustafa Kemal ise Yakup Şevki Paşa'nın daha kıdemli olması ve bir zamanlar hocalığını yapması nedeniyle Paşaya: "Estağfurullah! Ben sizin ellerinizden öperim." diye yanıt verir. Yakup Şevki'nin: "Bu zafer, senin azmin sayesinde kazanıldı." sözüne Mustafa Kemal: "Hayır Paşam! Bu zafer, milletin gayreti, sizin emeklerinizle kazanıldı. Bu zafer, hepimizin!" yanıtını verir. Yakup Şevki ısrar eder: "Sana son bir kez daha itiraz edeceğim. Benim gibilere kalsa, daha yerimizde sayıyorduk. Sen, bu millete Allah'ın bir lütfusun! Ama Akademi'de bana bu Taarruz Planını getirseydin geçer not vermezdim." der. Haklıydın Şevki Paşa, O bize Allah'ın bir lütfuydu !

  • Enok kitabı

    Enok kitabı, Yahudilik ve Hristiyanlık'ta önemli bir yere sahip olan, ancak kanon dışı (apokrif) kabul edilen bir antik dini metindir. Birincil olarak, Tekvin (Yaratılış) kitabında adı geçen Nuh'un büyükbabası Enok 'a atfedilir. Bu metin, Enok'un cennete yükseldiğini, melekler ve Tanrı'nın sırlarını gördüğünü ve gelecekle ilgili kehanetlerde bulunduğunu anlatır. ​Ana Temalar ve Bölümleri ​Enok kitabı, farklı zamanlarda yazılmış beş ana bölümden oluşur ve bu bölümlerin her biri farklı konuları işler: ​ Gözcüler Kitabı:  Bu bölümde, Tanrı'ya isyan eden ve insanlarla ilişkiye giren "Gözcüler"  adı verilen melekler anlatılır. Bu isyan, yeryüzüne kötülük ve şiddet getirir. ​ Meseller Kitabı:  Bu kısım, ahir zaman, Mesih 'in gelişi ve son yargı hakkında kehanetler içerir. Özellikle "İnsanoğlu" figürüne atıfta bulunarak, Mesih'in rolünü ve yetkisini tanımlar. ​ Astronomik Kitap:  Güneş, ay ve yıldızların hareketlerini, takvim sistemlerini ve kozmik düzeni anlatan bir bölümdür. ​ Rüyalar Kitabı:  Enok'un iki farklı rüyasını anlatır. Bu rüyalar, simgesel bir dille dünya tarihini ve geleceğini tasvir eder. ​ Enok'un Mektubu:  Bu bölüm, Tanrı'nın yargısı ve doğru insanların kurtuluşu hakkında öğütler ve kehanetler içerir. ​Neden Apokrif Kabul Edilir? ​Enok kitabı, bazı erken dönem Hristiyan ve Yahudi topluluklarında kutsal metin olarak kabul edilse de, zamanla Yahudi ve Katolik kiliselerinin kanonlarından çıkarılmıştır. Bunun en önemli nedenleri şunlardır: ​ Yazılış Tarihi:  Metnin, atfedildiği Enok'un yaşadığı dönemden çok sonra, yani MÖ 3. yüzyıl ile MS 1. yüzyıl arasında yazıldığı düşünülür. ​ Teolojik Farklılıklar:  İçerdiği bazı teolojik öğretiler, kanonik kabul edilen diğer kitaplarla çelişir veya onların dışında kalır. ​ Yahudi Kanonuna Girmemesi:  Yahudi dini otoriteler, İncil'deki (Tanah) metinlerin kanonunu oluştururken Enok kitabını dahil etmemiştir. ​Günümüzde, Enok kitabı sadece Etiyopya Ortodoks Tevhîdî Kilisesi  ve Eritre Ortodoks Tevhîdî Kilisesi  tarafından kanonik olarak kabul edilir ve Eski Ahit'in bir parçası olarak okunur. Diğer Hristiyan ve Yahudi mezhepleri içinse tarihi ve teolojik açıdan önemli, ancak kutsal metin statüsünde olmayan bir eserdir. ​Enok kitabı, özellikle ahir zaman ve melekbilim (angelology) gibi konularda, hem Yahudi hem de Hristiyan mistisizmi üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Örnek olarak, Yuhanna'nın Vahyi'ndeki bazı imgeler ve Yahuda Mektubu'ndaki bir pasaj doğrudan Enok kitabına atıfta bulunur.

  • Züyuf Akçe

    Osmanlı İmparatorluğu'nda züyuf akçe , düşük ayarlı veya kalpazanlık yoluyla üretilmiş sahte paralar için kullanılan bir terimdi. Kelime kökeni olarak Arapça "zayıf" kelimesinden türemiştir. ​Züyuf akçelerin ortaya çıkmasının başlıca nedenleri şunlardı: ​ Ekonomik sıkıntılar:  Savaşlar veya ekonomik buhranlar sırasında devletin gelirleri azaldığında, masrafları karşılamak için gümüş paranın (akçe) içindeki gümüş oranı bilerek düşürülürdü. Bu, paranın değerini düşürürdü. ​ Kalpazanlık:  Kalpazanlar, daha az değerli metaller kullanarak sahte akçeler üretir ve piyasaya sürerdi. Bu, ekonomide kaosa ve enflasyona neden olurdu. ​Bu tür paralar, piyasada ciddi sorunlara yol açardı çünkü kimse gerçek değerinden emin olamazdı. Bu durum, tüccarların ve halkın devlete olan güvenini sarsar, ticareti yavaşlatır ve fiyatları yükseltirdi. Osmanlı tarihinde, özellikle bazı padişahların döneminde (örneğin I. Süleyman, III. Murad) bu züyuf akçe sorunuyla mücadele etmek için çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Hatta bu durum, halk arasında "tağşiş" olarak bilinen paranın ayarının düşürülmesi olaylarına da yol açmıştır.

  • Briyoşe, Brioche

    Briyoş (Brioche) , Fransız mutfağına ait, zengin ve yumuşak bir hamur işi ekmek türüdür. Geleneksel ekmeklerden en büyük farkı, hamuruna bol miktarda tereyağı ve yumurta  eklenmesidir. Bu sayede briyoş, pofuduk, süngerimsi ve ağızda eriyen bir dokuya sahip olur. ​Briyoşenin Özellikleri ​ Malzemeler:  Un, maya, tuz, şeker, süt, bol miktarda tereyağı ve yumurta. ​ Dokusu ve Lezzeti:  İçi hafif tatlı ve kremsi bir lezzete sahiptir. Dışı ise genellikle altın sarısı ve hafif parlaktır. Klasik ekmeklere göre daha zengindir. ​ Kullanımı:  Kahvaltılarda sade, reçel veya çikolata ezmesiyle tüketilebileceği gibi, sandviç yapımında veya Fransız tostu gibi tatlı tariflerde de kullanılır. Özellikle tatlı ve tuzlu lezzetlerin bir arada sunulduğu tariflere çok yakışır. ​Özetle, briyoş bildiğimiz ekmekten çok daha zengin ve tatlımsı bir tada sahip, tereyağlı ve yumurtalı bir Fransız hamur işidir. Briyoş yapımı, klasik bir ekmek hamurundan daha fazla emek ve dikkat gerektirir. İşte evde deneyebileceğiniz, temel bir briyoş tarifi: ​Malzemeler ​ Un:  500 gram ​ Taze maya:  20 gram (veya 7 gram kuru maya) ​ Süt:  125 ml (ılık) ​ Şeker:  50 gram ​ Tuz:  10 gram ​ Yumurta:  4 adet (oda sıcaklığında) ​ Tereyağı:  250 gram (soğuk ve küp küp doğranmış) ​ Üzeri için:  1 yumurta sarısı ve 1 yemek kaşığı süt ​Yapılışı ​ Maya ve Sütü Birleştirin:  Geniş bir kapta veya mikser kabında ılık sütü ve mayayı karıştırın. Mayanın erimesi için birkaç dakika bekleyin. ​ Kuru Malzemeleri Ekleyin:  Un, şeker ve tuzu karışıma ekleyin. Bir hamur yoğurma makinesi kullanıyorsanız, hamur kancasını takın ve düşük hızda karıştırmaya başlayın. Elinizle yapıyorsanız, malzemeleri bir spatula yardımıyla karıştırın. ​ Yumurtaları Ekleyin:  Hamur biraz toparlandıktan sonra, yumurtaları teker teker ekleyin. Her yumurtayı hamura yedirdikten sonra bir sonrakini ekleyin. Hamur bu aşamada yapışkan ve cıvık olacaktır, endişelenmeyin. Yaklaşık 10-15 dakika kadar yoğurun. ​ Tereyağını Ekleyin:  Hamur pürüzsüz ve elastik bir hal alınca, soğuk tereyağı küplerini azar azar eklemeye başlayın. Her tereyağı küpünü hamura tamamen yedirdikten sonra bir sonrakini ekleyin. Bu aşama biraz sabır gerektirir ve hamur tekrar yapışkan hale gelebilir. Tüm tereyağı hamura karışınca, 5 dakika daha yoğurun. Hamur artık pürüzsüz, parlak ve esnek olmalıdır. ​ İlk Mayalanma:  Hamuru hafifçe yağlanmış bir kaba alın, üzerini streç filmle kapatın ve buzdolabında en az 8-12 saat  (tercihen bir gece) bekletin. Bu uzun ve soğuk mayalanma, briyoşun lezzetini ve dokusunu artıracaktır. ​ Şekil Verme:  Mayalanan hamuru buzdolabından çıkarın. Hamur sertleştiği için kolayca şekil verebilirsiniz. Hamuru istediğiniz kalıba göre şekillendirin (örneğin, yuvarlak bir somun veya küçük toplar halinde). ​ İkinci Mayalanma:  Şekil verdiğiniz hamuru yağlanmış kalıba yerleştirin, üzerini nemli bir bezle örtün ve oda sıcaklığında 1.5 - 2 saat  kadar daha mayalanmaya bırakın. Hamurun hacmi iki katına çıkacaktır. ​ Pişirme:  Fırını 180°C'ye (fanlı ayarda 160°C) ısıtın. Mayalanan hamurun üzerine yumurta sarısı ve süt karışımını sürün. Önceden ısıtılmış fırında, boyutuna göre 25-35 dakika  veya üzeri altın sarısı olana kadar pişirin. ​ Servis:  Fırından çıkan briyoşu tel ızgara üzerinde soğumaya bırakın. Oda sıcaklığına geldiğinde dilimleyerek servis edebilirsiniz. Afiyet olsun!

bottom of page