Arama Sonuçları
Boş arama ile 1047 sonuç bulundu
- Siyasette Yalan
Siyasetçiler ve Yalan Söylemek “Yalanlar çoğu zaman gerçeklikten çok daha makul, akla çok daha yatkındır, çünkü yalancı, izleyenin ne duymak istediğini ya da nasıl bir beklenti içinde olduğunu bilmenin sağladığı büyük bir avantaja sahiptir. Yalancı, toplumun tüketimine sunacağı hikâyesini hazırlarken, hikâyesinin inandırıcı olmasına özellikle dikkat etmiştir. Oysa gerçekliğin bizi hiç ummadığımız şeylerle karşılaştırmak gibi rahatsız edici bir alışkanlığı vardır ve biz her seferinde buna hazırlıksız yakalanırız.” (Hannah Arendt, Siyasette Yalan)
- Orpheus ve Eurydice
Trajik bir aşk öyküsü Antik Yunan'ın derinliklerinde, dağların yeşiliyle denizin mavisinin birleştiği topraklarda geçen, aşk, hüzün ve imkânsız bir arayışın hikâyesini anlatayım size. Bu hikâye, Orpheus ile Eurydice'in trajik aşk destanı. Orpheus, Apollon'un oğlu olduğuna inanılan, lir çalmada eşsiz bir yeteneğe sahip bir ozandı. Müziği öyle büyüleyiciydi ki, sadece insanları değil, vahşi hayvanları, hatta taşları ve ağaçları bile harekete geçirebilirdi. Nehirler durur, rüzgârlar sakinleşirdi onun melodileriyle. Orpheus'un kalbi, peri güzeli Eurydice'ye tutulmuştu ve ikisi de birbirine delicesine âşıktı. Evlenip mutlu bir hayat sürmeye başlamışlardı. Ancak, kader ağlarını örmüştü. Bir gün Eurydice, düğünlerinden kısa bir süre sonra bir çayırda gezinirken zehirli bir yılan tarafından ısırıldı ve hayatını kaybetti. Orpheus'un dünyası başına yıkıldı. Hüzünlü şarkıları, dağlarda yankılanıyor, tüm doğa onunla birlikte yas tutuyordu. Bu dayanılmaz acıya daha fazla katlanamayan Orpheus, eşsiz müziğine güvenerek, yeryüzündeki hiçbir ölümlünün cesaret edemediği bir yolculuğa çıkmaya karar verdi: Ölüler Diyarı'na, Hades'in karanlık krallığına. Ölüler Diyarı'nın girişinde, üç başlı korkunç köpek Kerberos, Orpheus'un yolunu kesti. Fakat Orpheus, lirini çalmaya başladığında, Kerberos'un öfkesi yatıştı ve köpek uysallaşarak ona geçit verdi. Orpheus, Styks Nehri'nin kayıkçısı Kharon'un da sert kalbini yumuşattı ve ölülerin ruhlarıyla birlikte karşı kıyıya geçti. Sonunda, Ölüler Diyarı'nın hükümdarı Hades ile kraliçe Persephone'nin karşısına çıktı. Orpheus, lirini çalmaya başladı. Lirinden yayılan o hüzünlü ve içten melodi, Hades'in bile kalbini sızlattı. Yargıç Minos'un kalbi yumuşadı, Efsanevi Tantalus, açlığından ve susuzluğundan bir anlığına kurtulup müziği dinledi. Persephone'nin gözleri yaşardı. Orpheus, müziğiyle Hades'e yalvardı ve Eurydice'yi geri vermesini istedi. Hades, ilk kez bir ölümlünün bu denli güçlü bir aşkla geldiğini görmüştü. Orpheus'un bu isteği karşısında etkilenen Hades, Eurydice'yi serbest bırakmayı kabul etti. Ama bir şartı vardı: Yeryüzüne çıkana kadar Orpheus, Eurydice'nin arkasından geldiğinden emin olmak için dahi olsa, dönüp ona bakmayacaktı. Eğer döner bakarsa, Eurydice sonsuza dek Ölüler Diyarı'nda kalacaktı. Şüphe ve Özlem Orpheus, bu şartı kabul etti ve sevinçle yola koyuldu. Uzun, zorlu ve karanlık bir yokuşu tırmanmaya başladılar. Orpheus, ardındaki sessizlikten Eurydice'nin gelip gelmediğinden emin olamıyordu. Şüphe ve özlem, adım adım kalbini kemiriyordu. Yeryüzünün ışığı görünmeye başladığında, sabrı kalmamıştı. Son bir adım kala, içindeki bu dayanılmaz özlem duygusuna yenik düştü ve arkasına dönüp baktı. O anda, Eurydice'nin gölgesi belirdi. Orpheus, sadece bir an için onun yüzünü görebilmişti. Eurydice, hüzünlü bir "Hoşça kal" fısıltısıyla Orpheus'tan sonsuza dek uzaklaştı ve tekrar karanlığa, Ölüler Diyarı'na geri döndü. Orpheus, Eurydice'yi ikinci kez ve bu sefer sonsuza dek kaybetmişti. Bir daha asla liri eski neşeli ezgilerini çalmadı. Yaşamının geri kalanını, kayıp aşkının yasını tutarak, hüzünlü şarkılarla geçirdi. Bu hikâye, Yunan mitolojisinin en dokunaklı ve trajik aşk hikâyelerinden biri olarak günümüze kadar ulaştı.
- Medeniyetsiz hayvanlar!
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında gazetecilere hakaret etti Tom Barrack ABD’nin özel temsilcisi Tom Barrack’ın Baabda Sarayı’nda gazetecileri “hayvanca” ve “medeniyetsiz” diye nitelemesi büyük tepki topladı. Basın sendikaları Barrack’tan derhal özür talep ederken bu adım Cumhurbaşkanı Joseph Avn'dan geldi. Barrack’ın sözleri, Lübnan’ın egemenliğine ve basının onuruna hakaret olarak değerlendirildi. ABD’nin Lübnan özel temsilcisi Tom Barrack’ın, Baabda’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısında gazetecileri “hayvanca” ve “medeniyetsiz” olarak nitelendirmesi Lübnan’da büyük tepkiye yol açtı. Lübnan Basın Editörleri Sendikası, Barrack’ın sözlerine karşı çıkarak kamuoyuna açık bir özür talep etti. Sendika tarafından yayımlanan açıklamada, “Lübnan medyası bir kez daha, en hafif tabirle, diplomasiyle bağdaşmayan bir muameleye maruz kaldı. Daha da üzücü olan, bunun diplomatik bir görev üstlenen büyük bir gücün temsilcisi tarafından yapılmış olması” ifadeleri yer aldı. Sendika, Barrack’ın gazetecileri “hayvanca” olarak nitelemesini “tamamen kabul edilemez, son derece kınanması gereken” bir tutum olarak tanımladı ve ABD’li temsilciye seslenerek “medyadan kamuoyu önünde özür dilemesi” çağrısında bulundu. Açıklamada, böyle bir özrün gelmemesi durumunda, Barrack’ın ziyaret ve görüşmelerinin boykot edilmesinin gündeme alınabileceği belirtildi. Lübnan resmi ajansı NNA’nın aktardığına göre, Lübnan Meclisi Medya ve İletişim Komisyonu Başkanı İbrahim el-Musevi de Enformasyon ve Dışişleri bakanlıklarına çağrıda bulunarak ABD Büyükelçisinin derhal Bakanlığa çağrılmasını, kınanmasını ve ABD’li temsilci Tom Barrack’ın “Lübnan’a ve Lübnan halkına yönelttiği açık hakaretin protesto edilmesini” istedi. Hizbullah Milletvekili Musevi ayrıca Barrack’ın açıklamalarını “şiddetle kınadığını” belirtti. Görsel ve İşitsel Medya Çalışanları Sendikası Konseyi de yayımladığı açıklamada, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bu tür hakaretlere platform olarak kullanılmasının, Lübnan egemenliğinin sembolüne zarar verdiği, gazetecilerin ve Lübnan halkının onurunu zedelediği vurgulandı. Konsey, ulusal medyanın onurunun korunması ve devlet kurumlarına güvenin sarsılmaması için Barrack’ın derhal ve açık bir şekilde özür dilemesi gerektiğinin altını çizdi. Lübnan Halk Konferansı Medya Sekreterliği de benzer bir açıklama yaparak Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’ye çağrıda bulundu. Açıklamada, Recci’den ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Lisa Johnson’ı Bakanlığa çağırması ve Barrack’ın Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda gazetecilere yönelttiği hakaret için resmi bir itirazda bulunması talep edildi. Lübnan Komünist Partisi de konuyla ilgili bir açıklama yaparak Barrack’ın sözlerini “hakaret” olarak nitelendirdi ve en sert şekilde kınadı. Parti açıklamasında, “Özgür konuşma her türlü vesayetten daha güçlüdür ve gazetecilerin onuru kırmızı çizgidir” ifadelerine yer verdi. Barrack’tan henüz bir özür duyulmazken onun yerine Cumhurbaşkanı Joseph Avn özür diledi: “Bugün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir misafirimizin ağzından istemeden çıkan sözlerden üzüntü duyuyoruz. Cumhurbaşkanlığı makamı, insana ve onuruna olan mutlak saygısını teyit ederken, görevlerini büyük özveriyle yerine getiren tüm gazetecilere şükranlarını sunar.” Barrack, Avn ve Lübnanlı yetkililerle yaptığı görüşmelerin ardından düzenlenen basın toplantısında, salondaki soru ve seslenmeler karşısında, “Farklı kurallarımız olacak. Bir dakika sessiz olun. Eğer burası kaotik, hayvanca bir hale gelirse çekip gideriz. Medeni olun, nazik olun, hoşgörülü olun. Bölgedeki sorunun kaynağı da işte budur” demişti. ABD Başkanı Donald Trump’a yakın isimlerden olan Barrack, daha önce Jeffrey Epstein’la da görüşmeler yapmış, şu anda ise ABD’nin Suriye özel temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapıyor. Washington’un öncülüğünde yürütülen Hizbullah’ı silahsızlandırma çabaları kapsamında Lübnan Bakanlar Kurulu, 5 Ağustos’ta yıl sonuna kadar Hizbullah’ın silahsızlandırılması kararını almıştı. Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin (LAF) bu hafta içinde hükümete bir uygulama planı sunması bekleniyor. Hizbullah ise karara karşı çıkarak, silahlarının ulusal bir savunma stratejisi çerçevesinde Lübnan ordusuna entegre edilmesini savunuyor. Hareket, bu konuda müzakere için İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını durdurması ve işgal ettiği sınır bölgelerinden çekilmesi gerektiğini belirtiyor. ABD ise, İsrail’in çekilmesinden önce Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını şart koşuyor. Kasım 2024’teki ateşkesten bu yana İsrail saldırılarında 200’den fazla kişi hayatını kaybetti. Kaynak: https://thecradleturkiye.com/articles/barrackin-lubnanda-gazetecilere-hayvanca-sozleri-infial-yaratti https://www.yenimesaj.com.tr/tom-barracktan-buyuk-kustahlik-H1581308.htm
- Dekadans ne demektir?
Dekadans kelimesi, genellikle bir toplumun veya medeniyetin ahlaki, kültürel veya sanatsal olarak çöküş, yozlaşma ve bozulma sürecini ifade etmek için kullanılır. Fransızca kökenli bir kelimedir ve "gerileme" veya "düşüş" anlamına gelir. Bu terim, 19. yüzyılın sonlarında özellikle sanat ve edebiyat alanında bir akım olarak ortaya çıkmıştır. Dekadanlar, sanatta geleneksel değerleri reddederek, yapay, abartılı ve hasta ruhlu temalara yönelmişlerdir. Bu akım, estetiği ahlakın önüne koyan, güzelliği yozlaşmış ve aşırı olan şeylerde arayan bir tutum sergiler. Özetle, dekadans hem bir çöküş sürecini hem de bu süreci estetik bir değer olarak gören bir sanat akımını ifade edebilir. Günlük Kullanımda Dekadans Günlük konuşmada "dekadans" terimi, genellikle olumsuz bir anlam taşır ve şu durumları tanımlamak için kullanılır: Ahlaki Çöküş: Bir toplumun veya kişinin ahlaki değerlerini kaybetmesi, zevk ve sefa peşinde koşması. Örneğin, "Roma İmparatorluğu'nun son dönemleri dekadansla anılır." Sanatsal veya Kültürel Gerileme: Bir dönemin sanatının veya kültürünün özgünlüğünü ve gücünü yitirmesi, taklitçi ve yüzeysel hale gelmesi. Örneğin, "Bu film, modern sinemanın dekadansını yansıtıyor." Aşırı Lüks ve Zenginlik: Bireylerin veya bir grubun aşırı lüks ve israf içinde yaşaması, bu durumun getirdiği ahlaki boşluk. Kısacası, dekadans, düşüş ve bozulma kavramını merkeze alan bir terimdir.
- Musevi İnancının Kutsal Kitap ve Metinleri
Musevi inancının kutsal kitapları oldukça zengindir ve temel olarak iki ana metne dayanır: Tanah ve Talmud . Bu metinler, inancın temelini, yasalarını, tarihini ve ahlaki değerlerini şekillendirir. Tanah (İbrani Kutsal Kitabı) Musevi inancının en kutsal ve temel metni, Hristiyanlık'taki Eski Ahit'in büyük bir kısmına denk gelen Tanah 'tır. "Tanah" ismi, üç ana bölümünün baş harflerinden oluşur: T orah, N evi'im ve K etuvim. 1. Tora (Yasa) Museviler için en kutsal olan bu bölüm, Musa'nın Beş Kitabı olarak da bilinir. İlahi vahiy olarak kabul edilir ve Musevi yaşamının tüm yönlerini belirleyen 613 mitzvot (emir) içerir. İçeriği: Bereşit (Yaratılış): Dünyanın ve insanın yaratılışı, tufan, İbrahim, İshak ve Yakup gibi ataların hikayelerini anlatır. Şemot (Çıkış): İsrailoğullarının Mısır'daki köleliğinden kurtuluşunu, Musa'nın önderliğinde Sina Dağı'nda Tanrı'dan On Emir'i alışını ve çölde yolculuklarını konu alır. Vayikra (Levililer): Ağırlıklı olarak tapınak hizmetleri, kurban törenleri ve dinî yasalara ilişkin detaylı kuralları içerir. Bamidbar (Sayılar): İsrailoğullarının çölde geçirdiği 40 yıllık süreyi, bu dönemdeki olayları ve nüfus sayımlarını anlatır. Devarim (Tesniye): Musa'nın ölümünden önce İsrailoğullarına yaptığı son konuşmaları, yasaların tekrarını ve Tanrı ile yapılan ahdin yenilenmesini içerir. 2. Nevi'im (Peygamberler) Bu bölüm, İsrailoğullarının Tora'nın yasalarına uyup uymadığına dair tarihsel anlatıları ve peygamberlerin Tanrı'dan gelen mesajlarını içerir. İçeriği: İlk Peygamberler: Yeşu, Hâkimler, Samuel ve Krallar gibi tarihsel anlatıları barındıran kitaplardır. Son Peygamberler: İşaya, Yeremya ve Hezekiel gibi büyük peygamberlerin sözleri ve On İki Küçük Peygamber'in (Hosea, Amos vb.) kitaplarından oluşur. 3. Ketuvim (Yazılar) Çeşitli türlerdeki kutsal yazılardan oluşan bu bölümde, ilahiler, bilgelik metinleri ve tarihi kitaplar yer alır. İçeriği: Şiirsel Kitaplar: Mezmurlar (Tehilim), Özdeyişler (Mişlei) ve Eyüp (İyov) Kitapları. Beş Megilot: Neşideler Neşidesi, Rut, Mersiyeler, Vaiz ve Ester kitapları. Tarihsel ve Diğer Kitaplar: Daniel, Ezra, Nehemya ve Tarihler. Talmud Talmud, Museviliğin en önemli ve karmaşık metinlerinden biridir. Tora'nın yazılı yasalarını yorumlayan, açıklayan ve günlük hayata uyarlayan Sözlü Tora 'nın yazıya dökülmüş halidir. Binlerce yıl boyunca hahamlar tarafından geliştirilen bu metin, yasa (halakha) ve efsane/hikaye (aggadah) olmak üzere iki ana bölümden oluşur. İçeriği: Mişna: Hahamlar tarafından derlenmiş ve sistemleştirilmiş yasal yorumların yazılı koleksiyonudur. Gemara: Mişna üzerine yapılan detaylı haham tartışmalarını ve yorumlarını içerir. Musevi yasasının mantığını, etik ilkelerini ve ahlaki düşüncelerini derinlemesine inceler. Talmud, yalnızca bir kanun kitabı değil, aynı zamanda Musevi felsefesi, kültürü, bilimi ve tarihi hakkında da zengin bilgiler sunan bir ansiklopedi niteliğindedir. Diğer Önemli Metinler Midraş: Tanah'ın hikayelerini ve yasalarını yorumlayan ve açıklayan rabbinik metinlerdir. Zohar (Kabala): Musevi mistisizminin temel metni olup, Yahudiliğin manevi ve ezoterik yönlerini inceler. Bu kutsal kitaplar, Musevi inancının ve kimliğinin temel direkleridir. Her biri, farklı bir açıdan Musevi yaşamına rehberlik eder ve bu kadim geleneğin devamlılığını sağlar.
- Bayrak inmez, ezan dinmez
Bayrak inmez, ezan dinmez! Adeta bir siyasi slogan haline gelmiştir. Peki ne zaman bayrak indi ve ezan dindi. Ya da ne zaman iner ve ezan diner? "Keşke Yunan galip gelseydi" diyenler varsa akli melekeleri bir düşünebilirler mi? Bakın videoda yakın dönem tanıkları ne diyor?
- Dumpling ne demek?
Dumpling, hamur işinden yapılan ve içi genellikle et, sebze veya peynir gibi malzemelerle doldurulmuş bir tür yiyecektir. Çoğu zaman küçük top veya torba şeklindedir ve farklı mutfaklarda çeşitli şekillerde hazırlanır. Dünyanın pek çok farklı yerinde, farklı isimler ve tariflerle dumpling çeşitleri bulunur: Asya mutfağında en yaygın örnekleri vardır. Örneğin, Çin mutfağında jiaozi ve wonton , Japon mutfağında gyoza , Kore mutfağında mandu ve Nepal'de momo popüler dumpling çeşitleridir. Bunlar genellikle buharda pişirilir, haşlanır veya kızartılır. Orta ve Doğu Avrupa'da Polonya'da pierogi , Rusya'da pelmeni ve İtalya'da ravioli veya tortellini gibi dolgulu hamur işleri dumpling'in farklı versiyonlarıdır. Türk mutfağındaki mantı da bir çeşit dumpling olarak kabul edilebilir. Özetle, dumpling, temel olarak dolgulu hamur işi anlamına gelir ve dünyanın her yerinde kendine özgü isimler ve tariflerle karşımıza çıkar.
- Blenç etmek!
Blenç etmek , mutfakta kullanılan bir terimdir ve genellikle sebze veya meyvelere uygulanan bir pişirme tekniğini ifade eder. Bu teknik, iki aşamalı bir işlemdir: Hızlı Haşlama: Gıdanın kısa bir süre (genellikle 1-2 dakika) kaynar suyun içinde tutulması. Şoklama: Hemen ardından, aynı gıdanın buzlu su dolu bir kaba aktarılması. Bu ani sıcaklık değişimi, pişirme işlemini anında durdurur. Amacı ve Kullanım Alanları Blenç işleminin temel amacı, gıdanın dokusunu, rengini ve besin değerini korumaktır. Başlıca kullanım alanları şunlardır: Rengi Canlandırmak: Yeşil fasulye, brokoli veya ıspanak gibi sebzelerin canlı yeşil rengini korumasını sağlar. Kabuk Soymayı Kolaylaştırmak: Domates, şeftali veya badem gibi gıdaların kabuklarının kolayca soyulması için kullanılır. Tazeliği Korumak: Sebzeleri dondurmadan önce blenç etmek, bozulmaya neden olan enzimleri etkisiz hale getirerek ürünün daha uzun süre taze kalmasını sağlar. Acı Tadı Gidermek: Bazı sebzelerin (örneğin, lahana) acılığını veya sertliğini azaltmak için uygulanabilir. Kısacası, blenç etmek hem görsel hem de lezzet açısından gıdaların kalitesini artırmak için kullanılan pratik bir tekniktir.
- Hristiyan Kutsal Kitapları
Hristiyanlık, temelde İncil adı verilen kutsal kitaplar bütününe dayanır. İncil, tek bir kitap gibi algılansa da aslında farklı zamanlarda, farklı yazarlar tarafından kaleme alınmış metinlerden oluşan bir koleksiyondur. Bu koleksiyon, Eski Ahit ve Yeni Ahit olmak üzere iki ana bölümden oluşur. Eski Ahit (Ahd-i Atik) Eski Ahit, Hristiyanlık öncesi dönemde Yahudiliğin kutsal metinleri olan Tanah 'ı esas alır. Bu bölüm, Tanrı'nın dünyayı ve İsrail halkını nasıl yarattığını, peygamberler aracılığıyla onlara nasıl yol gösterdiğini ve Hz. İsa'nın gelişine zemin hazırlayan olayları anlatır. Eski Ahit'in Ana Bölümleri: Tevrat (Pentateuch): Yaratılış, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye olmak üzere beş kitaptan oluşur. Bu kitaplar, dünyanın yaratılışını, Hz. İbrahim'le başlayan İsrail halkının kökenlerini ve Hz. Musa'ya Sina Dağı'nda verilen emirleri (Yasa) içerir. Tarih Kitapları: İsrail halkının vaat edilmiş topraklara yerleşmesini, krallıkların kuruluşunu ve yıkılışını anlatır. Yeşu, Hâkimler, Samuel ve Krallar gibi kitaplar bu kategoriye girer. Hikmet ve Şiir Kitapları: İnsanların Tanrı ile ilişkisini, yaşamın anlamını ve erdemli bir hayat sürmenin önemini konu alır. Mezmurlar, Özdeyişler ve Eyüp gibi kitaplar bu türün önemli örnekleridir. Peygamberlik Kitapları: Hz. İsa'nın gelişini müjdeleyen ve geleceğe yönelik kehanetlerde bulunan peygamberlerin sözlerini içerir. İşaya, Yeremya ve Hezekiel gibi büyük peygamberlerin yanı sıra, on iki küçük peygamberin kitapları da buradadır. Yeni Ahit (Ahd-i Cedid) Yeni Ahit, Hristiyanlık inancının özünü oluşturan bölümdür ve Hz. İsa'nın hayatını, öğretilerini, çarmıha gerilişini ve dirilişini anlatır. Yeni Ahit'in Ana Bölümleri: Dört İncil: Matta, Markos, Luka ve Yuhanna adlarıyla bilinen bu dört kitap, Hz. İsa'nın doğumu, mucizeleri, vaazları, ölümü ve dirilişi hakkında dört farklı tanıklık sunar. Her biri, Hz. İsa'nın kişiliğini ve mesajını kendi bakış açısıyla anlatır. Elçilerin İşleri: Hz. İsa'nın göğe yükselişinden sonra havarilerin (elçilerin) nasıl bir araya gelerek Hristiyanlık inancını yaydığını ve ilk kiliselerin nasıl kurulduğunu anlatır. Mektuplar (Epistles): Özellikle Pavlus'un yazdığı mektuplar başta olmak üzere, ilk Hristiyan cemaatlerine yol göstermek, onları cesaretlendirmek ve teolojik konularda aydınlatmak amacıyla yazılmış metinlerdir. Pavlus, Petrus, Yakup ve Yuhanna gibi havarilerin mektupları bu bölümde yer alır. Vahiy (Apokaliptik Kitap): Yeni Ahit'in son kitabıdır. Hz. Yahya'ya atfedilen bu kitap, gelecekte yaşanacak olayları, Tanrı'nın hükmünü ve dünyanın sonuyla ilgili sembolik vizyonları içerir. Bu iki bölüm, yani Eski ve Yeni Ahit, Hristiyanların inanç ve yaşam pratiklerinin temelini oluşturur. Eski Ahit, Tanrı'nın Hz. İsa aracılığıyla gerçekleşecek kurtuluş planının zeminini hazırlarken, Yeni Ahit bu planın tamamlanışını ve tüm insanlık için sunduğu kurtuluş mesajını anlatır.
- Atatürk
Ben şimdiye kadar on beş hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal'de büyük bir ruh kudretinin esrarı var. Sir Charles Townshend, İngiliz Generali .
- Gazi Kovan
“Gazi Kovan” hikâyesi aslında bir top mermisi kovanının, Kurtuluş Savaşı’ndan Cumhuriyet’e uzanan destansı yolculuğudur. Cephede Doğuşu (1921) Birinci İnönü Muharebesi (6-10 Ocak 1921) sırasında Türk ordusu büyük cephane sıkıntısı çekiyordu. Kullanılan mermi kovaları atılmıyor, İmalat-ı Harbiye atölyelerine geri gönderilip yeniden dolduruluyordu. Bu kovanlardan birini, Karahisarlı Seyfi Çavuş, mermiyi attıktan sonra üzerine şu bilgileri kazıdı: “Karahisarlı Seyfi – 7. Tabur – İnönü Cephesi” Bu, onun “ben de bu mücadelede vardım” diye geleceğe bir not bırakma çabasıydı. Böylece sıradan bir kovan, ilk kez “hikâye” taşımaya başladı. Kovanın Yolculuğu (1921-1922) Kovan cepheden atölyeye, atölyeden tekrar cepheye gidip geldi. Her defasında yeni bir asker tarafından atıldı ve üzerine yeni isimler, birlikler ve cepheler kazındı. Yaklaşık 1,5 yıl boyunca 8 kez ateşlendi ve her seferinde yeni bir kahramanın adı eklendi. Böylece kovan, kolektif bir hatıra defterine dönüştü. Bu gelenek, atölye işçilerinin ve askerlerin arasında bir heyecana dönüştü: “Acaba bu sefer kovan kime nasip olacak?” Hüzünlü Not (9. Dönüş) 9. kez geri döndüğünde, kovanın yanında bir mektup vardı. Bu mektubu Seyfi Çavuş’un silah arkadaşı yazmıştı. Mektupta şu satırlar yer alıyordu: “Bismillahirrahmanirrahim… Selamünaleyküm gayretperver ustalar… Güzel İzmir’e kalplerimizdeki imanımız kadar yakınız artık. Banaz’daki muharebede Seyfi… şahadete ermiştir. Cenazesini sıhhiyecilere teslim etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum …” Bu satırlar cephedeki ruhu özetliyordu: ölümün içinden bile umudu, hatırayı ve mücadeleyi geleceğe taşımak. Zaferin Sembolü (1922-1923) Sakarya ve Büyük Taarruz’dan sonra Anadolu düşmandan temizlendi. Artık savaş bitmiş, Cumhuriyet’in temelleri atılmıştı. 29 Ekim 1923’te, Cumhuriyet ilan edildiğinde Ankara Kalesi’nden 101 pare top atışı yapıldı. İşte o atışlardan birinde, Gazi Kovan kullanıldı. Böylece o kovan, yalnızca savaşın değil, Cumhuriyet’in de sembolü haline geldi. “Gazikovan” Soyadı ve Nöbetleşe Emanet (1934) 1934’te çıkan Soyadı Kanunu ile, kovanla yolu kesişen üç kahraman (Yzb. Muhsin Talat, Tğm. Hamdi Vâsıf ve Kâmil Usta) “Gazikovan” soyadını aldılar. Aralarında şöyle bir karar aldılar: Kovanı her yıl Cumhuriyet Bayramı’nda nöbetleşe saklayacaklardı. En son ölene emanet kalacaktı. Bu karar, kovanı bir aile yadigârına dönüştürdü. Unutuluş ve Yeniden Ortaya Çıkış (2005) Yıllar geçti, üç kahraman da vefat etti. Kovan unutuldu, elden ele dolaştı. 2005 yılında İstanbul Maltepe’de bir çöp kutusunda bulundu. Çöpleri karıştıran işçiler, üzerindeki yazıları fark edince önemini anladı ve yetkililere teslim etti. Böylece “yitik miras” yeniden ortaya çıktı. Bugünkü Durumu Gazi Kovan önce Polatlı Topçu ve Füze Okulu Müzesi’ne, ardından Makine Kimya Endüstrisi’nin (MKE) İmalat-ı Harbiye Müzesine getirildi. Şu an bir cam vitrin içinde, üzerine kazınmış isimler hâlâ okunabilir şekilde sergileniyor. O artık yalnızca bir savaş hatırası değil; Türk milletinin dayanışmasının, yokluk içindeki azminin ve Cumhuriyet’in bir sembolü. 🕯️ Gazi Kovan’ın Anlamları Kovan: Yoklukta bile umudu ve inancı taşıyan ortak bir hafıza. Kazınan İsimler: “Ben de vardım” diyerek ölümsüzleşen askerler. Seyfi Çavuş’un Mektubu: Ölüm karşısında bile direncin, sadakatin ifadesi. 101 Pare Atış: Cumhuriyet’in doğumunu müjdeleyen ses. Gazikovan Soyadı: Savaşta kurulan kardeşliğin barışta da sürmesi. Çöpten Çıkışı: Unutulan değerlerin bir gün yeniden milletle buluşması. 👉 Bu hikâye aslında bir savaş destanından çok bir insanlık ve hatıra destanı.
- Sen haklıydın Paşam
Atatürk'ün Büyük Taarruz planını riskli ve hatalı bulan ve onu sert biçimde uyaran Yakup Şevki Paşa, savaş kazanılınca, Mustafa Kemal'le karşılaşır karşılaşmaz: "Paşam! Sen haklı çıktın. Ver elini öpeyim!" der... Mustafa Kemal ise Yakup Şevki Paşa'nın daha kıdemli olması ve bir zamanlar hocalığını yapması nedeniyle Paşaya: "Estağfurullah! Ben sizin ellerinizden öperim." diye yanıt verir. Yakup Şevki'nin: "Bu zafer, senin azmin sayesinde kazanıldı." sözüne Mustafa Kemal: "Hayır Paşam! Bu zafer, milletin gayreti, sizin emeklerinizle kazanıldı. Bu zafer, hepimizin!" yanıtını verir. Yakup Şevki ısrar eder: "Sana son bir kez daha itiraz edeceğim. Benim gibilere kalsa, daha yerimizde sayıyorduk. Sen, bu millete Allah'ın bir lütfusun! Ama Akademi'de bana bu Taarruz Planını getirseydin geçer not vermezdim." der. Haklıydın Şevki Paşa, O bize Allah'ın bir lütfuydu !
- Enok kitabı
Enok kitabı, Yahudilik ve Hristiyanlık'ta önemli bir yere sahip olan, ancak kanon dışı (apokrif) kabul edilen bir antik dini metindir. Birincil olarak, Tekvin (Yaratılış) kitabında adı geçen Nuh'un büyükbabası Enok 'a atfedilir. Bu metin, Enok'un cennete yükseldiğini, melekler ve Tanrı'nın sırlarını gördüğünü ve gelecekle ilgili kehanetlerde bulunduğunu anlatır. Ana Temalar ve Bölümleri Enok kitabı, farklı zamanlarda yazılmış beş ana bölümden oluşur ve bu bölümlerin her biri farklı konuları işler: Gözcüler Kitabı: Bu bölümde, Tanrı'ya isyan eden ve insanlarla ilişkiye giren "Gözcüler" adı verilen melekler anlatılır. Bu isyan, yeryüzüne kötülük ve şiddet getirir. Meseller Kitabı: Bu kısım, ahir zaman, Mesih 'in gelişi ve son yargı hakkında kehanetler içerir. Özellikle "İnsanoğlu" figürüne atıfta bulunarak, Mesih'in rolünü ve yetkisini tanımlar. Astronomik Kitap: Güneş, ay ve yıldızların hareketlerini, takvim sistemlerini ve kozmik düzeni anlatan bir bölümdür. Rüyalar Kitabı: Enok'un iki farklı rüyasını anlatır. Bu rüyalar, simgesel bir dille dünya tarihini ve geleceğini tasvir eder. Enok'un Mektubu: Bu bölüm, Tanrı'nın yargısı ve doğru insanların kurtuluşu hakkında öğütler ve kehanetler içerir. Neden Apokrif Kabul Edilir? Enok kitabı, bazı erken dönem Hristiyan ve Yahudi topluluklarında kutsal metin olarak kabul edilse de, zamanla Yahudi ve Katolik kiliselerinin kanonlarından çıkarılmıştır. Bunun en önemli nedenleri şunlardır: Yazılış Tarihi: Metnin, atfedildiği Enok'un yaşadığı dönemden çok sonra, yani MÖ 3. yüzyıl ile MS 1. yüzyıl arasında yazıldığı düşünülür. Teolojik Farklılıklar: İçerdiği bazı teolojik öğretiler, kanonik kabul edilen diğer kitaplarla çelişir veya onların dışında kalır. Yahudi Kanonuna Girmemesi: Yahudi dini otoriteler, İncil'deki (Tanah) metinlerin kanonunu oluştururken Enok kitabını dahil etmemiştir. Günümüzde, Enok kitabı sadece Etiyopya Ortodoks Tevhîdî Kilisesi ve Eritre Ortodoks Tevhîdî Kilisesi tarafından kanonik olarak kabul edilir ve Eski Ahit'in bir parçası olarak okunur. Diğer Hristiyan ve Yahudi mezhepleri içinse tarihi ve teolojik açıdan önemli, ancak kutsal metin statüsünde olmayan bir eserdir. Enok kitabı, özellikle ahir zaman ve melekbilim (angelology) gibi konularda, hem Yahudi hem de Hristiyan mistisizmi üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Örnek olarak, Yuhanna'nın Vahyi'ndeki bazı imgeler ve Yahuda Mektubu'ndaki bir pasaj doğrudan Enok kitabına atıfta bulunur.
- Züyuf Akçe
Osmanlı İmparatorluğu'nda züyuf akçe , düşük ayarlı veya kalpazanlık yoluyla üretilmiş sahte paralar için kullanılan bir terimdi. Kelime kökeni olarak Arapça "zayıf" kelimesinden türemiştir. Züyuf akçelerin ortaya çıkmasının başlıca nedenleri şunlardı: Ekonomik sıkıntılar: Savaşlar veya ekonomik buhranlar sırasında devletin gelirleri azaldığında, masrafları karşılamak için gümüş paranın (akçe) içindeki gümüş oranı bilerek düşürülürdü. Bu, paranın değerini düşürürdü. Kalpazanlık: Kalpazanlar, daha az değerli metaller kullanarak sahte akçeler üretir ve piyasaya sürerdi. Bu, ekonomide kaosa ve enflasyona neden olurdu. Bu tür paralar, piyasada ciddi sorunlara yol açardı çünkü kimse gerçek değerinden emin olamazdı. Bu durum, tüccarların ve halkın devlete olan güvenini sarsar, ticareti yavaşlatır ve fiyatları yükseltirdi. Osmanlı tarihinde, özellikle bazı padişahların döneminde (örneğin I. Süleyman, III. Murad) bu züyuf akçe sorunuyla mücadele etmek için çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Hatta bu durum, halk arasında "tağşiş" olarak bilinen paranın ayarının düşürülmesi olaylarına da yol açmıştır.
- Briyoşe, Brioche
Briyoş (Brioche) , Fransız mutfağına ait, zengin ve yumuşak bir hamur işi ekmek türüdür. Geleneksel ekmeklerden en büyük farkı, hamuruna bol miktarda tereyağı ve yumurta eklenmesidir. Bu sayede briyoş, pofuduk, süngerimsi ve ağızda eriyen bir dokuya sahip olur. Briyoşenin Özellikleri Malzemeler: Un, maya, tuz, şeker, süt, bol miktarda tereyağı ve yumurta. Dokusu ve Lezzeti: İçi hafif tatlı ve kremsi bir lezzete sahiptir. Dışı ise genellikle altın sarısı ve hafif parlaktır. Klasik ekmeklere göre daha zengindir. Kullanımı: Kahvaltılarda sade, reçel veya çikolata ezmesiyle tüketilebileceği gibi, sandviç yapımında veya Fransız tostu gibi tatlı tariflerde de kullanılır. Özellikle tatlı ve tuzlu lezzetlerin bir arada sunulduğu tariflere çok yakışır. Özetle, briyoş bildiğimiz ekmekten çok daha zengin ve tatlımsı bir tada sahip, tereyağlı ve yumurtalı bir Fransız hamur işidir. Briyoş yapımı, klasik bir ekmek hamurundan daha fazla emek ve dikkat gerektirir. İşte evde deneyebileceğiniz, temel bir briyoş tarifi: Malzemeler Un: 500 gram Taze maya: 20 gram (veya 7 gram kuru maya) Süt: 125 ml (ılık) Şeker: 50 gram Tuz: 10 gram Yumurta: 4 adet (oda sıcaklığında) Tereyağı: 250 gram (soğuk ve küp küp doğranmış) Üzeri için: 1 yumurta sarısı ve 1 yemek kaşığı süt Yapılışı Maya ve Sütü Birleştirin: Geniş bir kapta veya mikser kabında ılık sütü ve mayayı karıştırın. Mayanın erimesi için birkaç dakika bekleyin. Kuru Malzemeleri Ekleyin: Un, şeker ve tuzu karışıma ekleyin. Bir hamur yoğurma makinesi kullanıyorsanız, hamur kancasını takın ve düşük hızda karıştırmaya başlayın. Elinizle yapıyorsanız, malzemeleri bir spatula yardımıyla karıştırın. Yumurtaları Ekleyin: Hamur biraz toparlandıktan sonra, yumurtaları teker teker ekleyin. Her yumurtayı hamura yedirdikten sonra bir sonrakini ekleyin. Hamur bu aşamada yapışkan ve cıvık olacaktır, endişelenmeyin. Yaklaşık 10-15 dakika kadar yoğurun. Tereyağını Ekleyin: Hamur pürüzsüz ve elastik bir hal alınca, soğuk tereyağı küplerini azar azar eklemeye başlayın. Her tereyağı küpünü hamura tamamen yedirdikten sonra bir sonrakini ekleyin. Bu aşama biraz sabır gerektirir ve hamur tekrar yapışkan hale gelebilir. Tüm tereyağı hamura karışınca, 5 dakika daha yoğurun. Hamur artık pürüzsüz, parlak ve esnek olmalıdır. İlk Mayalanma: Hamuru hafifçe yağlanmış bir kaba alın, üzerini streç filmle kapatın ve buzdolabında en az 8-12 saat (tercihen bir gece) bekletin. Bu uzun ve soğuk mayalanma, briyoşun lezzetini ve dokusunu artıracaktır. Şekil Verme: Mayalanan hamuru buzdolabından çıkarın. Hamur sertleştiği için kolayca şekil verebilirsiniz. Hamuru istediğiniz kalıba göre şekillendirin (örneğin, yuvarlak bir somun veya küçük toplar halinde). İkinci Mayalanma: Şekil verdiğiniz hamuru yağlanmış kalıba yerleştirin, üzerini nemli bir bezle örtün ve oda sıcaklığında 1.5 - 2 saat kadar daha mayalanmaya bırakın. Hamurun hacmi iki katına çıkacaktır. Pişirme: Fırını 180°C'ye (fanlı ayarda 160°C) ısıtın. Mayalanan hamurun üzerine yumurta sarısı ve süt karışımını sürün. Önceden ısıtılmış fırında, boyutuna göre 25-35 dakika veya üzeri altın sarısı olana kadar pişirin. Servis: Fırından çıkan briyoşu tel ızgara üzerinde soğumaya bırakın. Oda sıcaklığına geldiğinde dilimleyerek servis edebilirsiniz. Afiyet olsun!
- ATM’lerdeki sarı tuş
ATM’lerdeki sarı tuşun asıl işlevi yıllar sonra ortaya çıktı. Uzmanların iddialarına göre bu tuş, sanılandan çok daha önemli bir güvenlik detayını barındırıyor. Hemen herkesin kullandığı ATM’lerde dikkat çeken sarı tuş, merak konusu haline geldi. Banka müşterilerinin çoğu bu tuşun ne işe yaradığını bilmezken, uzmanların iddiaları dikkat çekici bir gerçeği ortaya koydu. ATM SARI TUŞUN ASIL AMACI GÜVENLİKMİŞ! Uzmanların aktardığı bilgilere göre, ATM’lerde yer alan sarı tuşun temel işlevi güvenlik ile bağlantılı. Olağan dışı bir durumda, örneğin zorla işlem yaptırılmak istenildiğinde ya da şüpheli bir tehdit algılandığında, bu tuşun devreye sokulabileceği öne sürülüyor. İddialara göre sarı tuşa basıldığında sistem, güvenlik birimlerine sinyal gönderebiliyor. Ayrıca ATM çevresindeki kameraların kayıtlarının işaretlenmesi sağlanarak olası bir inceleme durumunda kolaylık sunulabiliyor. Bu yönüyle sarı tuşun, kullanıcıların farkında olmadan büyük bir güvenlik desteği sunduğu belirtiliyor. ATM ekranının yanında yer alan sarı tuş, uzmanların iddialarına göre sıradan bir tuştan çok daha fazlasını ifade ediyor. Çoğu kişi tarafından bilinmeyen bu detay, kullanıcıların güvenliğini artırmaya yönelik sessiz bir koruma mekanizması olarak tanımlanıyor. Kaynak https://www.sozcu.com.tr/atm-deki-sari-tusun-gercek-anlami-ortaya-cikti-yillardir-kimse-fark-etmedi-p217004
- Barnabas İncili'nde Hz. Muhammed
Barnabas İncili'nde Hz. Muhammed, açıkça ismiyle anılan ve gelişi müjdelenen bir peygamber olarak geçmektedir. Bu, incilin Hristiyan ve İslam dünyası arasındaki en büyük tartışma konularından biridir. İncil'de Hz. Muhammed'in bahsi şu şekilde geçmektedir: * İsminin Açıkça Zikredilmesi: Bazı bölümlerde, Hz. İsa'nın "Ahmed" adında bir peygamberin geleceğini müjdelediği belirtilir. İslam inancına göre, "Ahmed" ismi, "Muhammed" isminin bir varyasyonudur ve Kur'an'da da (Saff Suresi, 6. ayet) bu şekilde geçmektedir. Mesih Kimliği * "Mesih" Kimliği: Barnabas İncili'nde İsa, kendisinin Mesih olmadığını, ancak kendisinden sonra gelecek olan peygamberin (Hz. Muhammed'in) "gerçek Mesih" olduğunu söyler. Bu durum, incilin Hristiyan teolojisinden en temel ayrıldığı noktadır, çünkü Hristiyanlıkta Mesih unvanı doğrudan İsa'ya aittir. Adem'in Tövbesi * Adem'in Tövbesi ve Şahadet Kelimesi: İncilin 39. bölümünde, Adem'in cennetten kovulduktan sonra kapıda "La ilahe illallah Muhammedun Resulullah" (Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed onun elçisidir) yazdığını gördüğü ve bu sayede tövbesinin kabul olduğu anlatılır. Bu, Hz. Muhammed'in isminin ve peygamberliğinin, Adem zamanından beri bilindiği inancını pekiştirir. * Yaratılışın Sebebi: İncil'in bazı bölümlerinde, tıpkı İslam'daki kudsi hadislerde olduğu gibi, "Sen olmasan alemleri yaratmazdım" benzeri ifadelerle, Hz. Muhammed'in yaratılışın gayesi olduğuna işaret edilir. Bu referanslar, Barnabas İncili'nin İslam inancıyla benzerlik gösteren yönlerini ortaya koyar. Bu nedenle Müslümanlar tarafından ilgiyle karşılanan bu incil, Hristiyanlar tarafından ise sahte (apokrif) kabul edilmekte ve genellikle 16. yüzyılda yazıldığı iddia edilmektedir.
- Müren balığı ve çarpması
Müren Balığı Müren balığı, yılan balığına benzeyen uzun, yassı bir gövdeye sahip, kemikli bir deniz canlısıdır. Genellikle tropik ve ılıman denizlerin kayalık, mercan ve mağara gibi diplerinde yaşar. Çok geniş bir yelpazede türleri bulunur; boyları birkaç santimetreden 4 metreye kadar değişebilir. Müren balığı Mürenlerin en belirgin özelliklerinden biri, keskin ve sivri dişlerle dolu geniş ağızlarıdır. Bu dişler avlarını yakalamak ve parçalamak için evrimleşmiştir. Dişlerinin yapısı, mürenin avını bırakmamasına yardımcı olur, bu da avcılar için oldukça tehlikeli bir özellik olabilir. Müren Balığı Çarpması (Isırması) Mürenler genellikle insanlara saldırmaz. Ancak, özellikle yuvalarına yakın bir tehdit hissettiklerinde veya insanlar tarafından rahatsız edildiklerinde agresifleşebilirler. Müren balığının çarpması veya ısırması, genellikle dalgıçlar, balıkçılar veya kayalıklarda yürüyen insanlar için risk oluşturur. Müren balığı Müren balığı ısırması Müren balığının ısırması son derece acı verici olabilir ve ciddi yaralanmalara neden olabilir. Dişleri derin yırtıklara, doku hasarına ve ciddi kanamalara yol açabilir. Isırık yaraları genellikle düzensizdir ve mikrop bulaşmasına yatkındır. Müren balığı ısırması durumunda yapılması gerekenler: Sakince uzaklaşın: Eğer mürenin sizi ısırdığını fark ederseniz, sakin kalmaya çalışın ve yavaşça geri çekilin. Mürenler avlarını kolay kolay bırakmazlar ve panik yapmak durumu daha da kötüleştirebilir. Kanama kontrolü: Yara yerini temiz tutmaya çalışın ve kanamayı durdurmak için temiz bir bez veya bandajla baskı uygulayın. Tıbbi yardım: Müren ısırması ciddi bir durumdur ve acil tıbbi müdahale gerektirir. En yakın sağlık kuruluşuna başvurun. Yaralar enfeksiyon riski taşır ve genellikle dikiş veya antibiyotik tedavisi gerekebilir. Müren balığı Mürenlerden Korunma Yolları Temas kurmayın: Mürenlerin yaşadığı bölgelerde, özellikle mercan resifleri, kayalıklar ve mağaralar gibi yerlerde onlara dokunmaktan veya yaklaşmaktan kaçının. Elle beslemeyin: Mürenleri elle beslemeye çalışmak, onların parmaklarınızı av olarak algılamasına ve sizi ısırmasına neden olabilir. Balık avcılığına dikkat: Eğer balık tutuyorsanız ve müren yakaladıysanız, balığı dikkatlice serbest bırakın ve ona temas etmekten kaçının. Mürenler, ekosistem için önemli canlılardır. Doğal yaşam alanlarında onlara saygı duymak ve onları rahatsız etmemek, hem kendi güvenliğiniz hem de deniz yaşamının korunması için önemlidir.
- Şakacı Sahabe Nuayman
Peygambere Hediye Hz. Peygamber'i çok seven Nuayman, Medine'ye iyi bir şey getirildiğinde hemen alır, O'na hediye ederdi. Yine bir defasında Nuayman, satıcıda gördüğü nefis balı alıp Hz. Peygam-ber'e getirdi ve hediye etti. Daha sonra satıcı parayı isteyince, adamı Hz. Peygamber'e getirdi ve parayı O'ndan almasını söyledi. Rasûlullah "Hani hediye etmiştin " deyince "Ya Rasûlallah! Bu güzel balı senin yemeni çok istedim, param olmadığı için böyle yaptım" dedi. Hz. Peygamber de gülerek adamın parasını ödedi. Nuayman'ın birkaç defa yaptığı bu tür şakalara Hz. Peygamber alışıktı (İ. Abdilberr, el İstiab,4, s.1529)a.g.e., 4). Arkadaşını köle diye satması Hz. Peygamberin vefatından bir yıl önce Hz. Ebu Bekir, Nuayman ve arkadaşı Suveybit'le birlikte ticaret için Busra'ya gitmişti. Nuayman, eşyaların başında bekleyen Suveybit'e geldi ve ondan, yiyecek birşeyler istedi. Suveybit, Ebu Bekir gelmeden olmaz deyip reddedince Nuayman; "Vallahi seni kızdıracak bir iş yapacağım" dedi ve az ilerde bulunan deve tüccarlarına gitti, onlara; Maharetli, arap bir kölem var, satın alîr mısınız? Fakat o çok konuşkan biridir, belki size; "Ben hür bir insanım, diyebilir. Eğer almıyacaksanız, kölemi bana karşı ifsad etmeyiniz," dedi. Onlar da; "Hayır, onu, on deveye alırız" deyince Nuayman develere doğru gitti, onları bağladı ve daha sonra alıcıların yanına geldi. Suveybit'i göstererek, "işte bu,buy-run alın" dedi. Arabiler Suveybit'e, kendisini satın aldıklarını söyleyince; "O yalancıdır, ben hür bir insanım" dediyse de aldırmadılar ve "Tamam, o senin durumunu bize bildirdi" deyip ipi boynuna geçirdiler ve götürdüler. Az sonra Hz. Ebu Bekir geldi, durum kendisine anlatılınca arkadaşlarıyla gitti. Develeri geri verip Suvey-bit'i kurtardı. Olay Medine'de anlatılınca Hz. Peygamber ve ashabı yıl boyunca buna güldüler. Müsned, 6, 316; İ. Mace,£rfe6, 24; 1. Abdilberr, a.g.e., 4,1526-1527; îbnu'l-Esir, Üsdü'l-Gabe, 5, 351-352. (î. Mace bu olayı, Suveybit Nuayman'ı sattı şeklinde (Maklub) tahric etmiştir.). Başkasının Devesini Kesmesi Bir bedevi devesini avluya bağlayıp Hz. Peygamberin yanma gider. Oradaki sahabiler Nuayman'a; — Canımız çekti, şu deveyi kes de yiyelim. Nasıl olsa Rasûlullah (s.a.v.) bedelini öder" derler ve onu, adeta bu işe zorlarlar. Önce kabul etmemesine rağmen onların ısrarı karşısında Nuayman deveyi keser. Arabî çıkıp ta manzarayı görünce bağırmaya başlar. Bu çığlıklar üzerine çıkan Hz. Peygamber, kimin yaptığını sorar, oradakiler Nuayman, deyince Rasûlullah (s.a.v.) onu aramaya çıkar ve saklandığı yerde bulur. Bir çukura saklanmış olan Nuayman, üstüne de hurma yaprakları ve dallarını örtmüştür. Onu gören bir sahabi; "Onu görmedim ya Rasûlallah!" demekte ve eliyle saklandığı yeri işaret etmektedir. Rasûlullah (s.a.v.), Nuayman'ı çukurdan çıkarır; "— Sana bunu kim yaptırdı?" diye sorunca; "— Burayı sana işaret edenler yok mu? Beni buna, işte onlar teşvik etti" cevabını verir. Durumu anlayan Hz. Peygamber, bir taraftan yüzündeki çöpleri silmekte, bir taraftan da gülmektedir. Daha sonra da devenin parasını şahsa ödemiştir. İ. Abdilberr, a.g.e., 4,1527; îbnu'l,Esir, a.g.e., 5, 352; î. Hacer, a.g.e., 6. 465. Kehanet Masalı Bir grup şahabı bir su başında konaklarlar. Nuayman, o bölgede oturan müşriklere, ileride şöyle olacak böyle olacak... diye bazı hikayeler anlatır, onlar da, süt ve çeşitli yiyecekler getirirler. Nuayman bunları arkadaşlarına gönderir, onlar da yerler. Bu durumu öğrenen Hz. Ebu Bekir; "Demek ki gün boyu Nuayman'm kehanetle kazandıklarını yemişim" der ve yediklerini çıkarır (İ. Hacer, el-îsâbe, 6, 466.). Ebu Süfyan'la dalga geçmesi Medine'de Ebu Süfyan'a rastlayan Nuayman: "- Ey Allah Düşmanı! Ensar'ın ulusu Nuayman'ı hicveden sen misin?" diye onu azarlar. Neye uğradığını anlıyamıyan Ebu Süfyan özür diler. Nuayman gidince Ebu Süfyan'a; "Bunları sana söyleyen Nuayman idi" derler. Fakat Nuayman söyleyeceğini söylemiş, muhtemelen, fetih öncesi rica için Medine'ye gelmiş olan ve henüz islâm'ı kabul etmemiş bulunan Ebu Süfyan'a şakasını yapmıştır. (İ. Hacer, el-îsâbe, 6, 463-465.). Mahreme'ye yaptığı oyunlar Olay Hz. Osman zamanında cereyan eder. Mahreme 115 yaşlarında, gözleri görmemektedir. Bir gün mescidde otururken küçük abdest bozmak için kalkar. Gözleri görmediğinden nereye kadar gittiğini farkedemez ve mescid dışına çıktığım zannederek oturmak ister. Etrafındakiler mescidde olduğunu ikaz edince bundan vazgeçer. Bu esnada yanma gelen Nuayman onu biraz öteye, mescidin öbür köşesine götürür ve orada işini görebileceğim söyler. Mahreme bevletmeye başlayınca etrafındakiler yine, mescide bevlediyorsun diye bağırırlar, fakat iş işten geçmiştir. Mahreme, buraya kendisini kimin getirdiğini sorar, Nuayman olduğunu öğrenince de; "Eğer onu bir elime geçirirsem, vallahi bu âsâyı kafasına indireceğim" diye yemin eder. Aradan biraz zaman geçer, yine bir gün mescidde Mahreme-ye rastlar. Halife Hz. Osman da mescidde namaz kılmaktadır. Hz. Osman namaz kılarken kendisini tamamen namaza verir, dışarıyla ilgisini keserdi. Nuayman Mahreme'nin yanma gelir ve ona; "— Hâlâ Nuayman'a kızıyor musun?" der. "— Evet, o nerede? Bana göster" cevabını alınca onu, Hz. Osman'ın yanma götürür ve, "işte bu!" deyince Mahreme hemen değneğini kaldırır ve Nuayman diye Hz. Osman'ın kafasına indirir ve onu yaralar. "Ne yaptın? Emîrul Müminîn'e vurdun" deseler de olan olmuştur. Mahreme'nin akrabaları, Nuayman'ı cezalandırmak için toplanırlar fakat Hz. Osman, Bedir ehlinden olduğu için bunu yapmalarına izin vermez. Bu olaylardan sonra Mahreme de pes eder ve Nuayman'dan intikam almaktan vazgeçer. Ibn Abdilberr, el-İstiab., 4, 1528-1529; îbn Hacer, el-îsâbe, 6, 465) Şakaccı Sahabe Soru&Yorum Sabahe ile ilgili hikayelerde sürekli, adeta başını yerden hiç kaldırmayan, sürekli ibadet eden, başkaca insani hiçbir ihtiyacı olmayan, adeta bir işi gücü geçim derdi olmayan, insanüstü varlıklar anlatıyorlar. Neden? Kaynak: https://islam-tr.org/konu/sakaci-sahabe-nuayman-r-a.40814/
- Mandala&boyama kitapları
Mandala, genellikle Budist ve Hinduizm gibi Doğu felsefelerinde kullanılan, ruhani ve ritüelistik bir sembol veya sanatsal bir tasvirdir. Mandala Sanskritçe kökenli bir kelime olup "daire" veya "merkez" anlamına gelir. Mandalanın en temel özelliği dairesel bir yapıya sahip olması ve genellikle simetrik bir düzene göre tasarlanmasıdır. Mandala, sadece görsel bir obje değil, aynı zamanda evrenin ve kişinin iç dünyasının bir temsilidir. Farklı kültürlerde ve inanç sistemlerinde farklı anlamlar taşıyabilir, ancak genel olarak şu amaçlarla kullanılır: * Ruhani Bir Araç Olarak: Meditasyon ve derin düşünme pratiklerinde odaklanma aracı olarak kullanılır. Mandalaya odaklanmak, zihni sakinleştirmeye, dikkati toplamaya ve ruhani aydınlanmaya ulaşmaya yardımcı olabilir. * Evrenin ve Bütünlüğün Sembolü: Mandala, evrenin kozmik düzenini, yaşamın döngüsel doğasını ve bütünlüğü sembolize eder. Merkez, genellikle ilahi olanı veya varoluşun özünü temsil ederken, dış daireler evrenin farklı katmanlarını veya yaşamın çeşitli yönlerini ifade eder. * Kişisel Gelişim ve Dönüşüm: Sanatsal bir ifade biçimi olarak mandala çizmek veya boyamak, kişinin iç dünyasını keşfetmesine, duygusal dengeyi bulmasına ve kişisel dönüşüm sürecine katkıda bulunmasına yardımcı olabilir. * Ritüelistik Amaçlar: Tibet Budizmi'nde kum mandalaları gibi geçici mandalalar, belirli ritüellerde kullanılır ve varoluşun geçiciliğini ve her şeyin bir gün sona ereceğini vurgular. Bir mandala genellikle şu ana unsurları içerir: * Merkez: Mandalanın kalbi olup genellikle bir tanrıyı, bir sembolü (örneğin Om işareti) veya belirli bir enerji noktasını temsil eder. * Dairesel Yapı: Merkezden yayılan ve genellikle kare veya üçgen gibi geometrik şekillerle iç içe geçen daireler. Bu daireler, farklı bilinç katmanlarını veya ruhani alemleri temsil edebilir. * Detaylı Süslemeler: Bitki motifleri, hayvan figürleri, tanrı ve tanrıça tasvirleri, sembolik renkler ve geometrik desenler gibi karmaşık süslemeler içerir. Bu detaylar, genellikle belirli anlamlar taşır ve ruhani yolculuğun farklı aşamalarını veya erdemleri simgeler. Mandala Çeşitleri Mandala türleri, kullanıldıkları kültüre ve amaca göre değişiklik gösterebilir: * Kum Mandalaları: Tibet Budizmi'nde tapınaklarda veya özel törenlerde renklendirilmiş kumlarla yapılan geçici mandalalardır. Yapımı saatler veya günler sürebilir, ancak tamamlandıktan sonra dağıtılarak yaşamın geçiciliği mesajı verilir. * Boyalı Mandalalar: Geleneksel olarak tuval veya kağıt üzerine el ile boyanmış mandalalardır. * Dijital Mandalalar: Günümüzde dijital ortamda oluşturulan ve basılan mandalalar da mevcuttur. * Taş veya Ahşap Mandalalar: Daha kalıcı malzemelerden yapılan mandalalar da dekoratif veya ritüelistik amaçlarla kullanılabilir. Günümüzde mandalalar, ruhani ve meditasyon amaçlarının yanı sıra, stresi azaltma ve yaratıcılığı geliştirme aracı olarak da popülerlik kazanmıştır. Birçok kişi, mandala boyama kitaplarını veya çizim egzersizlerini rahatlama ve odaklanma yöntemi olarak kullanmaktadır. Mandala Yaygın olarak, eğitim amaçlı çocuk boyama kitaplarında orijnal anlamı dışında sadece zihinsel gelişimi destekleme amaçlı olarak kullanılmaktadır.
- Büyük Taarruz öncesi
Mustafa Kemal Paşa'nın, Büyük Taarruz öncesi Ankara'da bir sohbette İzmir'e giriş tarihini söylemesi. Falih Rıfkı Atay anlatıyor. "Ankara'dan hareket edeceği günün akşamını Keçiören'de yakın adamları ile geçirmişti. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanındakilere: — Taarruz haberini alınca hesap ediniz. On beşinci günü İzmir'deyiz, demişti. Acaba içkinin tesiri mi idi? Arkasından hafifçe gülüştüler bile... İzmir'den dönüşünde karşılayıcılar arasında o gece beraber bulunduklarından bir ikisini görünce: — Bir gün yanılmışım, dedi, ama kusur bende değil, düşmanda! İzmir'e taarruzun on dördüncü günü girmişti." Kaynak: Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Pozitif Yayınları, s. 358.
- Yıldızname aslında nedir?
Yıldızname, bir kişinin doğduğu andaki gökyüzü konumunu, yani yıldızların ve gezegenlerin burçlardaki yerleşimini inceleyerek onun karakteri, geleceği ve kaderi hakkında yorumlar yapmaya çalışan geleneksel bir kehanet yöntemidir. Temelde astrolojiye benzese de, kendine özgü yorumlama teknikleri ve daha çok İslam kültüründeki eski inanışlarla harmanlanmış bir yapısı vardır. Yıldızname'nin Temel Unsurları Doğum Haritası: Yıldızname yorumu, kişinin doğum tarihi, saati ve yeri gibi bilgilere dayanarak hazırlanan bir doğum haritası ile başlar. Bu harita, gezegenlerin o anda hangi burçlarda ve hangi evlerde bulunduğunu gösterir. Astrolojik Burçlar: Burçların her biri, belirli karakter özelliklerini ve enerjileri temsil eder. Yıldızname yorumcusu, kişinin burcunu ve yükselen burcunu dikkate alarak temel karakter analizi yapar. Gezegenlerin Konumları: Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin haritadaki konumları, kişinin yaşamındaki farklı alanları (ilişkiler, kariyer, sağlık vb.) etkileyen faktörler olarak yorumlanır. İslami Etkiler: Yıldızname'de, Kuran'dan ayetler, ebced hesabı gibi İslami ve mistik unsurlar da yorumlara dahil edilebilir. Bu, onu modern astrolojiden ayıran en önemli özelliklerden biridir. Yıldızname Nasıl Yorumlanır? Yıldızname, bir fal yöntemi olarak kabul edilir ve bilimsel bir temeli yoktur. Yorumlar genellikle sezgisel ve geleneksel bilgilere dayanır. Bir yıldızname uzmanı veya müneccim , haritadaki gezegenlerin açılarını, burçların ve evlerin etkileşimlerini yorumlayarak kişinin olası şanslarını, zorluklarını, ilişkilerini ve gelecekte karşılaşabileceği olayları değerlendirir. Özetle, yıldızname eski bir kehanet sanatı olup, bir kişinin doğduğu andaki gökyüzü konumundan yola çıkarak karakteri ve geleceği hakkında yorumlar yapmayı amaçlar. Modern astrolojinin aksine, daha çok geleneksel ve İslami mistisizmle harmanlanmış bir yapısı bulunur.
- Türkçenin içine etmek
Geçen haftaki yarışmada kafayı tam fokuslayamadım. (bir yemek yarışmasından) Buraya park YAPMAK yasak! (Park edilir, park yapmak bütçe, plan, proje ister!) Son günlerde mentalitesi çok diplerdeydi! (Bir yemek yarışmasından) Bizim genetiklerde börek var Arnavutum ben! (yemek yarışmasından) Onur Gizem'den inanılmaz hoşlanmıyor (Hoşlanmadığına inanılmayacaksa Onur Gizemden hoşlanıyor demektir!) VARSA SİZİN TESPİTİNİZ GÖNDERİN BURAYA EKLEYELİM...
- Atatürk ve çocuk sevgisi
Atatürk ve manevi kızı
- Tarator
Tarator , farklı mutfaklarda farklı anlamlara gelen bir terimdir. En yaygın bilinen anlamı ise bir çeşit sostur. Bulgar, Kuzey Makedon ve Sırp Mutfağında: Tarator, salatalık, yoğurt, sarımsak, dereotu, ceviz ve bitkisel yağdan yapılan soğuk bir çorba veya sostur. Özellikle sıcak yaz aylarında serinletici bir başlangıç yemeği olarak tercih edilir. Ayran aşına benzer, ancak daha koyu bir kıvamı vardır. Türk Mutfağında: Türkiye'de tarator, genellikle balık veya kızarmış sebzelerle servis edilen, ekmek içi, ceviz, sarımsak, zeytinyağı ve limon suyundan yapılan yoğun bir sostur. Bu sos, özellikle kızarmış midye veya kalamar ile çok yakışır. Balkanlar ve Orta Doğu'da: Bazı bölgelerde tahin, sarımsak ve limon suyundan yapılan bir tahin sosu da "tarator" olarak adlandırılabilir. Kısacası, hangi coğrafyada olduğuna bağlı olarak taratorun yoğurtlu bir çorba mı yoksa cevizli bir sos mu olduğunu düşünebilirsin.

























