Arama Sonuçları
Search this site
Boş arama ile 1302 sonuç bulundu
- Teretür nasıl bir yemek?
“Teretür” bir yemek adı olarak da geçer ve özellikle Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bilinir. Teretür, tahinli, sarımsaklı, limonlu bir sos ya da soğuk meze çeşididir. Genellikle balık yemeklerinin yanında, bazen de sebze veya et yemekleriyle birlikte servis edilir. Temel Teretür Tarifi: Malzemeler 3–4 yemek kaşığı tahin 2 diş sarımsak (ezilmiş) 1 limonun suyu Bir miktar su (kıvam için) Tuz (İsteğe göre: kimyon, yoğurt, maydanoz) Yapılışı 1. Ezilmiş sarımsak ve tuzu bir kapta karıştır. 2. Üzerine tahini ekle. 3. Limon suyunu yavaş yavaş dökerken karıştır (kesilmemesi için). 4. İstenirse biraz suyla kıvam açılır. 5. Üzerine zeytinyağı gezdirilebilir, maydanozla süslenebilir. Bölgesel farklar Antakya / Hatay’da: Tahinli ve yoğurtlu yapılır, bazen kızartılmış patlıcan ya da kabakla karıştırılır. Mersin’de: “Balık teretürü” diye geçer, özellikle ızgara balık yanına yapılır. Ege’de: Meze veya salata sosu şeklinde, bazen içine ceviz konur.
- Otizm (Autism)-Tanı konulma süreci
Ebeveynin hayatını sil baştan yeniden çizen engel ! Tanı konulma süreci Doktor kontrolü altında ve normal geçen bir hamilelik süreciydi. Sadece bebek çok az kımıldıyor, annenin "-tekme attı bak" sevincini yaşatmıyordu. Yapılan hiç bir test olumsuz sonuç göstermiyordu ve sezaryen doğum ile dünyaya geldi. Normal fiziksel özellikler gösteriyordu, başı sanki biraz büyük müydü? Hastanede iki gün küvözde kaldı. Benzi biraz sarı imiş. Sarılık olması ihtimali nedeniyle böyle uygun görülmüştü. İki gün sonra taburcu oldu. İlk cerrahi müdahale İlk doktor kontrolünde ? O da neydi? Dili alt damağına bağlı. avuç kadar bebek. Cesur bir doktorun müdahalesiyle, bir çığlık eşliğinde dili damağından ayrıldı. Böylece daha iyi emebilecekti. İlk kontrol ilk cerrahi müdahale. Koopere (co-opere) olma derdi de yoktu, neticede el kadar, kırmızı tenli, küçük bir insan yavrusu... Normal kabul edilen bir bebeğin, ilk çocuk sahibi olanların en temel yakınmalarından biri olan "-gece hiç uyumadı, bizi de uyutmadı" söylemini yaşatmadı. Sürekli uyuyordu. Uyanık olduğu zamanlarda ise gülümsüyor hiç sesi çıkmıyordu. Acıktığını veya gaz sancısını belirten bir eylemi de yoktu. Normaldi ama bir şeyler kaygılandırmaya başlamıştı... Yeni doğanların acıktığı zaman ve gaz sancıları başladığında sıklıkla ağladığı bilinir. Özellikle gece vakti ağlamaları, ne kadar çocuk sahibi olma sevinci olsa da, pek hoşnut olunan bir durum değildir. Geceleri ağlamıyordu! Çok sık uyuyordu...Neredese sürekli uyuyordu. İlk enjeksiyon ve topuk kanı alınırken cıyaklamamıştı. Aksine gülüyordu. Ağrı eşiği yüksek miş... Hidrosefali? Bir doktora göstersek miydi? Gidildi doktora, elbette çocuk polikliniğine. Görüntüde bir şey yoktu. Kafası büyük mü ne? Hidrosefali olabilir mi? Mikrosefali olmadığı kesin ! Kafatasının içinde su toplanıyor, çoğalıyor ve kafanın büyümesine neden oluyormuş. Çok ta ömürleri olmuyor muş... Fitoterapi macerası Engelli ebeveynleri ikiye ayrılır. Birinci grup ki sessizdir, mecbur kalmadıkça kimseye engelli bir çocukları veya yakınları olduğunu söylemeyenler. İkinci grup ise engel durumunu sürekli zikrederek, yaşanılan zorluklardan, maddi yükten bahsederek burdan psikolojik veya maddi yarar devşirmeye çalışanlar. Aileler neden engellilik halkında konuşmak istemez? Bu sorunun cevabı bireyseldir. Ama perde arkasında mutlaka şu nedenlerden biri vardır. Bahis açıldığında muhatabın acıma hissiyle davranacağı düşüncesi bir neden olabilir. Bu da manevi bir eziklik hissi yaratır. Sanki gururu inciten bir durumdur. Konuşmak istemezler çünkü bıkmışlardır. Evden dışarı çıkıldığı an başlayan kaçamak ve anlaşılmayan bakışlar, kamu kurumları dahil gidilen her yerde muhatap olunan idari bilmiyoruzlar ve kurumsal yoksunluklar nedeniyle biriken aşırı yük ve yorgunluk. Konuşmak istemezler çünkü iletişime geçilen her muhatabın ailesi, komşuları veya arkadaş çevresinde bir engelli vardır ve onunla mukayese ederek teselli verme çabasına girişilmektedir. Zaten var olan ağır manevi yükün üzerine bir de yeni tanışılanı kısa süreli ve zihinde de olsa eklemek istemezler. Ama susturamazsınız ve çaresiz dinlemek zorundasınızdır. Konuşmak istemezler çünkü her engellilik durumu kendine hastır ve bunları tanımlamak, açıklamak gerçekten zordur. Konuşma esnasında özellikle cahil bireylerin karşılaşılabilecek anlamsız soruları can yakıcıdır... Örneğin bir bayram ziyaretinde ortalıkta olan ve biraz garip davrandığı görülen çocuk için "bu geri zakalı mı?" gibi bir soruyla karşılaşılabilir. Şimdi Şimdi 21 yaşında. Bilinmedik bir travma nedeniyle zor günler yaşıyor, yaşatıyor. Çocuğunuzu kime emanet edeceğinizi bilin...Mental engelli bir bireye asla emanet etmeyin. Fırsat buldukça yazılıyor...İlham versin, üzmesin, moral versin dileklerimle...
- Asperger Sendromu
Asperger sendromu (ya da Asperger bozukluğu), otizm spektrum bozukluğu (OSB) içinde yer alan, ancak daha hafif semptomlarla karakterize bir nörogelişimsel durumdur. Günümüzde DSM-5 (2013'ten beri) ve ICD-11 tanı kılavuzlarında ayrı bir tanı olarak kullanılmaz; bunun yerine otizm spektrum bozukluğu altında değerlendirilir. Yine de halk arasında ve eski literatürde "Asperger" terimi hâlâ yaygın şekilde kullanılır. Temel Özellikleri: Sosyal etkileşim zorlukları, Göz teması kurmakta güçlük Arkadaşlık kurma veya sürdürmede zorlanma Karşılıklı konuşmalarda sıra alma, empati kurma veya sosyal ipuçlarını okumada güçlük Sınırlı, tekrarlayıcı ilgi alanları ve davranışlar Belirli bir konuya (örneğin tren saatleri, haritalar, sayılar) aşırı yoğunlaşma Rutinlere sıkı bağlılık, değişime direnç Dil ve zeka Konuşma genellikle normal veya ileri düzeyde başlar (gecikme olmaz) Zeka seviyesi normal veya üstün olabilir (IQ genellikle 70'in üzerindedir) Soyut düşünce, espri, mecaz anlamları anlamada zorluk Motor beceriler İnce veya kaba motor koordinasyonunda gecikme (yazı yazma, top yakalama gibi) Yetişkinlikte tanı Çocuklukta fark edilmemişse, iş hayatında veya ilişkilerde zorluklar yaşandığında ortaya çıkar. Örnek: 10 yaşındaki bir çocuk, tren saatlerini ezbere biliyor, saatlerce bu konu hakkında konuşabiliyor ama akranlarıyla oyun oynayamıyor, göz teması kurmuyor ve esprileri anlamıyor. IQ'su 120. → Asperger profili olabilir. Destek Sosyal beceri eğitimi Duygu düzenleme terapileri Mesleki yönlendirme (güçlü ilgi alanları avantaj olabilir: bilişim, mühendislik, akademi) Kısacası, asperger; otizmin daha hafif, dil ve zeka korunmuş hali olarak düşünülebilir. Tanı için bir çocuk psikiyatristi veya nörolog değerlendirmesi şarttır.
- Rumi Celalettin'den bir inci
Allah kadın suretinde göründü! Kimya Hatun hikayesi Sultan Veled, Mevlana, Şems ve Kimya Hatun şirki (S.56-57) Yine Sultan Veled’den nakledilmiş tir ki: Bir gün ileri gelen sofiler babam Hudavendigâr’dan: “Abu Yezid (Tanrı rahmet etsin), Ben Tanrı’mı daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde gördüm, buyuruyor. Bu nasıl olur?” diye sordular. Babam:“Bunda iki hüküm vardır: ya Bayezit Tanrı’yı sakalı bitmemiş genç şeklinde görmüş, yahut Bayezid’in meylinden ötürü Tanrı onun gözüne bir genç çocuk suretinde gözükmüştür “dedi. Yine buyurdular ki: Mevlânâ Şems-i Tebrizî’nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems hazretlerine kızıp Meram bağları tarafına gitti. Mevlânâ hazretleri medresenin kadınlarına işaretle: “Haydi gidin Kimya Hatuna buraya getirin; Mevlana, Şemseddin’in gönlü ona çok bağlıdır” buyurdu.Bunun üzerine kadınlardan bir grup onu aramaya hazırlandıkları sırada Mevlânâ, Şems’in yanına girdi. Şems, şahane bir çadırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu.Mevlânâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramağa hazırlanan dostların karılan da henüz gitmemişlerdi. Mevlânâ dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mâni olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems “içeri gel” diye bağırdı. Mevlânâ içeri girdiği vakit, Şems’ten başkasını görmedi. Bunun sırrını sordu ve: “Kimya nereye gitti” dedi Mevlânâ.Şems: “Yüce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi” buyurdu, işte Bayezid’in hali de böyle idi. Tanrı ona daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü. Kaynak : Vahiyden Kültüre – Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 – s.236,237 (Eflaki’den/2/67,70)) Aynen alıntı : https://tasavvufveislam.wordpress.com/2010/02/13/sultan-veled-mevlana-sems-ve-kimya-hatun-sirki/
- Havamal
Hávamál, İskandinav mitolojisinin en önemli metinlerinden biridir. Bu, Eski Nors şiir koleksiyonu olan Poetik Edda'nın bir parçasıdır ve Odin'in (Yüce Olan, yani "Yüksek Bir") bilgelik dolu sözlerini içeren 164 dizeden oluşan bir şiirdir. Viking Çağı'na (yaklaşık 8.-11. yüzyıl) ait Codex Regius elyazmasında yer alır. Hayat dersleri, ahlaki öğütler, dostluk, misafirperverlik, alkolün tehlikeleri, büyü ve aşk gibi konuları kapsar. Odin'in deneyimlerini paylaşır; örneğin, bilgelik için kendini feda ettiği hikayeler içerir. Farklı parçalardan oluşur; bazı bölümler atasözü tarzındadır, bazıları büyü formülleri. Önemi: Nors kültüründe etik ve pratik rehberlik kaynağıdır. Modern zamanlarda felsefi ve edebi bir eser olarak okunur. Tam metni İngilizce veya orijinal Eski Norsça olarak çevrimiçi kaynaklarda bulabilirsiniz (örneğin, Wikipedia veya Vikingr.org).
- Reno Kardeşler
Amerikan kültüründe "Reno Kardeşler" (Reno Brothers) diye bilinen bir grup vardır. Bu, 19. yüzyılın ortalarında ABD'nin Orta Batı'sında (özellikle Indiana eyaletinde) faaliyet gösteren bir suç çetesi olan Reno Gang'in (veya Reno Brothers Gang) temelini oluşturan kardeşlerdir. Çete, Amerikan İç Savaşı'ndan hemen sonra (1860'lar ve 1870'ler) banka soygunları, tren soygunları ve sahte para üretimi gibi suçlarla ünlenmiştir. Reno Kardeşler Tarihsel Arka Plan Kardeşler: Ana üyeler John Reno, Frank Reno, Simeon Reno ve William Reno'dur (toplamda beş erkek kardeşten dördü; diğer kardeş Clinton "Honest Clint" olarak bilinir ve çeteye katılmamıştır). Aile, Indiana'nın Rockford kasabasında yaşar ve yoksulluk, kasaba yangınları ve İç Savaş travmalarıyla şekillenmiştir. Ünlü Suçları 6 Ekim 1866'da Ohio ve Mississippi Demiryolu'na ait bir treni soymuşlar; bu, ABD tarihinde ilk hareket halindeki tren soygunu olarak kabul edilir (yaklaşık 13.000 dolar çalmışlar). Toplamda 100'den fazla soygun ve cinayetle ilişkilendirilirler; Jesse James gibi sonraki kanunsuzlara ilham vermişlerdir. Pinkerton dedektifleri tarafından yakalanmışlar, ancak 1868'de Jackson County Vigilance Committee (bir vigilante grubu) tarafından linç edilmişlerdir. Üç kardeş (Frank, William ve Simeon) asılarak öldürülmüştür; John hapiste ölmüştür. Reno Kardeşler Amerikan Kültüründe Yeri Popüler Kültürde Reno Kardeşler, Vahşi Batı efsanelerinin bir parçasıdır. 1955 yapımı Rage at Dawn (Randolph Scott başrolde) ve Elvis Presley'nin ilk filmi Love Me Tender (1956, Presley Clint Reno'yu canlandırır) gibi Hollywood yapımlarında konu alınmışlardır. Kitaplar ve Müzik Rachel Dickinson'ın The Notorious Reno Gang (2017) gibi kitaplar ve halk şarkılarıyla anılırlar. Tren soygunlarının sembolü olarak Amerikan suç tarihinin erken bir örneğidirler. Kültürel Etki Çete, demiryollarının yükselişiyle değişen Amerika'yı yansıtır; yoksulluktan doğan suçun ve vigilante adaletinin simgesidir. Indiana'da bugün bile tarihi turlar ve müzelerde yer alırlar. Bu grup, Amerikan folklorunda "outlaw brotherhood" (suçlu kardeşlik) kavramının öncüsüdür.
- Rumi Celalettin'den inciler !
2495. Görgü ve anlayışı olmadığından tilkinin hilesi, onu kandırdı. Yemek hırsı onu öyle bir alçaktı ki beş yüz delili olmakla beraber tilkiye zebun oldu. Adamın biri bir oğlana kötülükte bulunurken oğlanın belindeki hançeri görüp "Bu neden," diye sordu. Çocuk, "Birisi benim hakkımda kötü düşünceye saplanırsa onunla karnını deşerim" dedi. Oğlancı adam, hem işin beceriyor, hem de Şükür Tanrı'ya ki ben sana kötülük düşünmüyorum diyordu. "Benim beytim, beyit değil, bir ülkedir" Alayım, alay değil, bir şey öğretmektir." "Şüphe yok ki Tanrı ne sivrisineği örnek getirmeden utanır, ne ondan üstün olanları." Yani ondan üstün olanların inkâr yüzünden ruhlarının değişmesini, denemiştir. Kâfirler "Tanrı bu örnekle neyi murat ediyor yani?" derler. Bu söze cevap olarak da "Bununla birçoklarını azdırıp sapıtmak, birçoklarını da doğru yola götürmek diler" buyurur. Çünkü her sınama, teraziye benzer. Çoklarının o vasıtayla yüzü kızarır, benizlerine kan gelir, çok kişiler de muratlarına eremez, mahrum olurlar. Bu hususta azıcık düsünsen yüce sonuçlarından çoğunu bulursun Bir oğlancı, evine bir oğlan götürdü. Onu baş aşağı edip düzmeye koyuldu. Bu sırada o mel'un çocuğun belinde bir hançer gördü. Dedi ki: Belindeki ne? Oğlan, kötü düşünceli biri hakkımda kötü bir düşünceye kapılırsa bununla karnını deşeceğim diye cevap verdi. 2500. Oğlancı, Tanrı'ya hamdolsun dedi, iyi ki ben sana bir hile yapıp kötü bir düşünceye kapılmadım. Sende adamlık olmadıktan sonra hançerlerin ne faydası var? Yürek olmadıktan sonra bunda ne fayda var ki? Tutalım Aliden Zülfikar'ı miras aldın, Tanrı aslanındaki kol, sende de varsa göster. Mesih'ten bir nefes bellediğini farzedelim, İsa'nın dudağı, dişi nerde ki a çirkin adam? Kazanmak, bir şeyler elde etmek için diyelim ki bir gemi yaptın, Nuh gibi bir gemi kaptanı hani? 2505. Tutalım ki İbrahim gibi put kırıyorsun, beden putunu onun gibi ateş içine atış nerde? Delilin varsa meydana çıkar da tahta kılıcı bile o delille Zülfikar haline getir. Bir delil, seni amelden alıkorsa o Tanrının gazabıdır. Yolda korkanları kuvvetli bir hale getirdin ama sen hepsinden fazla korkmada, hepsinden ziyade tirtir titremedesin. Herkese Tanrı'ya dayanma dersi veriyorsun ama hırsından havadaki sivrisineğin damarını sormadasın. 2510. A oğlan, askerin önünde gidiyorsun ama bıyığının yalancılığına aletin tanıklık vermede. Gönül, namertlikle dolu olduktan sonra sakalınla, bıyığına, ancak gülünür. Yağmur gibi gözyaşları dökerek tövbe et de bıyık ve sakalını, alay mevzuu olmadan kurtar. Erlik ilâcını kullan da hamel burcundaki kızgın güneşe dön. Mideyi bırak, gönül tarafına salın. Salın da Tanrıdan sana perdesiz bir selâm gelsin. Kaynak: Mesnevi, 5'inci Cilt, 2495-2510'uncu beyitler Soru&Yorum Tanrı mesajının apaçık olduğunu ifade ederken, öğüt vermek için edepsiz örnekler verilen ve adına Mesnevi denilen, "Tanrının sıfatı "mevla" lakabı ile anılan Türk Düşmanı Rum Celalettinin bu yapıtı "şerif" olarak adlandırılabilir mi? Tanrının sözü yeterli değil mi ki bu hezeyan dolu kavram ve yorumlara ihtiyaç duyulsun? Eşek-kabak hikayesinde de olduğu gibi, Tanrının mesajı anlatılırken böylesine açık müstehcenliğe neden ihtiyaç duyulsun? Sapıkça değil mi???
- Cherokee Yaratılış Öyküsü
Çeroki (Cherokee) halkının yaratılış miti, geleneksel olarak " Dünya Nasıl Yaratıldı " (How the World Was Made) olarak bilinir. Bu mit, James Mooney'nin 1900'lerde derlediği Cherokee efsanelerinden alınmıştır ve dünyanın oluşumunu, hayvanların özelliklerini, bitkilerin döngülerini ve insanlığın başlangıcını açıklar. Mit, suyla kaplı bir dünya ile başlar ve denge, işbirliği ile doğaya saygı temalarını vurgular. Dünya, su denizinde yüzen büyük bir ada olup, dört ana yönden gök kubbesinden sarkan iplerle asılıdır; gök kubbe katı kayadan yapılmıştır. Dünya yaşlanıp yıprandığında insanlar ölecek, ipler kopacak ve dünya okyanusa batacak, her şey yeniden su olacak. Yerliler bundan korkar. Her şey suyla kaplıyken, hayvanlar yukarıda Gälûñ'lätï'de, kemerin ötesinde yaşıyordu; ama çok kalabalıktı ve daha fazla yer istiyorlardı. Suyun altında ne olduğunu merak ettiler ve sonunda Dâyuni'sï, "Kunduzun Torunu" olan küçük Su Böceği, gidip bakmayı teklif etti. Suyun yüzeyinde her yöne uçtu ama dinlenecek sağlam bir yer bulamadı. Sonra dibe daldı ve biraz yumuşak çamur getirerek geri geldi; bu çamur büyümeye ve her yöne yayılmaya başladı, ta ki bizim dünya dediğimiz ada oluşana kadar. Daha sonra dört iple göğe bağlandı, ama bunu kimin yaptığı hatırlanmıyor. İlk başta dünya düz, çok yumuşak ve ıslaktı. Hayvanlar aşağı inmek için sabırsızlanıyordu ve farklı kuşlar göndererek kuru olup olmadığını kontrol ettiler, ama konacak yer bulamayıp Gälûñ'lätï'ye geri döndüler. Sonunda zamanı gelmiş gibiydi ve Akbabayı gönderip hazırlık yapmasını söylediler. Bu, günümüzdeki tüm akbabaların babası olan Büyük Akbabaydı. Dünyanın her yerini uçtu, yere yakın alçaktan; zemin hâlâ yumuşaktı. Çeroki ülkesine ulaştığında çok yorulmuştu, kanatları çırpınmaya ve yere vurmaya başladı; kanatlarının vurduğu her yerde bir vadi, yukarı kalktığı yerde ise bir dağ oluştu. Yukarıdaki hayvanlar bunu gördüklerinde tüm dünyanın dağlarla dolacağından korktular ve onu geri çağırdılar, ama Çeroki ülkesi bugüne kadar dağlarla dolu kaldı. Dünya kuruyup hayvanlar aşağı indiğinde hâlâ karanlıktı, bu yüzden güneşi aldılar ve her gün adanın doğusundan batısına, tam tepeden geçecek bir yola koydular. Ama bu şekilde çok sıcaktı ve Tsiska'gïlï', Kırmızı Istakoz'un kabuğu parlak kırmızıya yandı, eti bozuldu; bu yüzden Çerokiler onu yemez. Büyücüler güneşi bir el genişliğinde havaya kaldırdılar, ama hâlâ çok sıcaktı. Bir kez daha kaldırdılar, sonra bir kez daha, ta ki yedi el genişliğinde ve gök kemerinin hemen altına gelene kadar. O zaman doğru oldu ve öyle bıraktılar. Bu yüzden büyücüler en yüksek yere Gûlkwâ'gine Di'gälûñ'lätiyûñ', "yedinci yükseklik" derler, çünkü dünya yüzeyinden yedi el genişliğindedir. Güneş her gün bu kemerin altından geçer ve gece üst taraftan başlangıç noktasına döner. Bu dünyanın altında başka bir dünya var ve her şeyiyle bizimki gibi – hayvanlar, bitkiler ve insanlar – ama mevsimler farklı. Dağlardan inen akarsular bu yeraltı dünyasına giden yollar, kaynakları ise giriş kapıları; ama oraya girmek için oruç tutmak, suya gitmek ve yeraltı halkından bir rehber almak gerekir. Yeraltı mevsimlerinin farklı olduğunu biliyoruz, çünkü kaynak suları kışın dış havadan daha sıcak, yazın ise daha soğuktur. Hayvanlar ve bitkiler ilk yaratıldığında – kimin tarafından olduğunu bilmiyoruz – genç erkeklerin ilaçlarına dua ederken yaptıkları gibi yedi gece uyanık kalmaları ve izlemeleri söylendi. Bunu denediler, ilk gece neredeyse hepsi uyanıktı, ama ikinci gece bazıları uyudu, üçüncü gece başkaları, ta ki yedinci gecede hayvanlardan sadece baykuş, panter ve bir-iki tane daha uyanık kalana kadar. Bunlara karanlıkta görme ve dolaşma gücü verildi, gece uyumak zorunda olan kuş ve hayvanları avlayabilsinler diye. Ağaçlardan sadece sedir, çam, ladin, çobanpüskülü ve defne sonuna kadar uyanık kaldı, onlara her zaman yeşil olma ve en iyi ilaç olma hakkı verildi; diğerlerine ise "Sonuna kadar dayanmadığınız için her kış saçınızı kaybedeceksiniz" denildi. İnsanlar hayvanlar ve bitkilerden sonra geldi. İlk başta sadece bir erkek kardeş ve kız kardeş vardı, ta ki erkek balıkla kız kardeşe vurup "Çoğal" diyene kadar, ve öyle oldu. Yedi günde bir çocuk doğdu, sonra her yedi günde bir başkası, ve çok hızlı çoğaldılar ki dünya onları taşıyamayacak hale geldi. O zaman bir kadının yılda sadece bir çocuk doğurması kararlaştırıldı ve o günden beri öyle. Bu mit, Çeroki kültüründe dengeyi ve doğayla uyumu vurgular. Örneğin, dağların oluşumu Büyük Smoky Dağları gibi coğrafi özellikleri açıklar, yedi sayısı kutsal kabul edilir ve ritüellerde kullanılır. Farklı varyasyonlar olabilir; örneğin resmi Çeroki Ulusu sitesinde halkın kökeni, volkanik bir adadan göç ve yedi klanın oluşumuyla anlatılır, ancak bu daha çok halkın köken efsanesi gibidir. Bu mitler sözlü gelenekle aktarılır ve zamanla varyasyonlar gösterir.
- Co2 Prateek Kuhad
Prateek Kuhad - Co2 Şarkısı Prateek Kuhad, Hindistan'ın indie-folk ve alternatif müzik sahnesinin önde gelen isimlerinden biridir. New York Üniversitesi'nde okuduğu dönemde müzik kariyerine başlayan Kuhad, yumuşak vokali, akustik gitar ağırlıklı minimalist prodüksiyonu ve duygusal derinlikli sözleriyle tanınır. "CO2", onun 2022 yılında çıkan "The Way That Lovers Do" adlı mini albümünün bir parçasıdır. Bu albüm aşkın karmaşıklığını, yalnızlığı ve duygusal bağları işleyen 5 şarkıdan oluşur ve Spotify gibi platformlarda büyük ilgi gördü. Şarkı, 20 Mayıs 2022'de yayınlandı ve akustik bir balad olarak tanımlanır. Müzikal yapısında, yavaş tempolu gitar riff'leri ve Kuhad'ın huzurlu sesi ön plandadır; pandemi sonrası izolasyon ve ilişkilerin kırılganlığını yansıtan bir döneme denk gelir. Şarkının Anlamı ve Temaları "CO2", bir ilişkinin çöküş eşiğindeki karmaşıklığını ele alır. CO2 (karbondioksit) metaforu, ilişkinin boğucu ve toksik havasını simgeler – tıpkı solunumdaki gibi, aşkın hayati ama bazen nefes aldırmayan doğasını. Şarkı, tartışmalar, aidiyet özlemi, öz-değer duygusu ve karşılıklı anlayış arayışını işler. Anlatıcı, ayrılık ihtimalini kabul ederken bile partnerine duyduğu sevgiyi korur; "Gözlerin 'seni seviyorum' derken dudaklarımı karbondioksitle dolduruyor" dizesi, öpüşmenin hem hayat veren hem de boğucu yanını vurgular. Genel olarak, aşkın kırılganlığını, pandemi sonrası yalnızlığı ve duygusal samimiyeti kutlar. Eleştirmenler, şarkıyı "hüzünlü ama umutlu bir meditasyon" olarak nitelendirir; Reddit tartışmalarında ise ayrılık sonrası kabullenme ve "keşke"ler olarak yorumlanır. Kuhad, şarkıyı kişisel deneyimlerinden esinlenerek yazdığını belirtmiş, indie-folk tarzıyla Hindistan'da mental sağlık sohbetlerini tetiklemiş. Şarkı, Spotify'da milyonlarca dinlenmeye ulaştı ve YouTube'da resmi lyric videoları popüler. Eğer dinlemek istersen, akustik versiyonu özellikle etkileyici. CO2 Şarkısının Sözleri (İngilizce) Maybe I was wrong and you were right But I don't really wanna have this fight I just wanna feel like I belong And every time my heart swings back to you You are my morning and my truth And all that I can do is sing this song It ain't that long, mm And nothing says "I love you" like your eyes Fill my lips with carbon dioxide I just wanna feel like I deserve you 'Cause you deserve me Baby, it's the way that you can see What I miss and what I can never be I just wanna feel like I deserve you 'Cause you deserve me Maybe you were wrong and I was right I don't care, won't you stay another night? I just wanna feel like I belong And every time my heart swings back to you You are my morning and my truth And all that I can do is sing this song It ain't that long, mm And nothing says "I love you" like your eyes Fill my lips with carbon dioxide I just wanna feel like I deserve you 'Cause you deserve me Baby, it's the way that you can see What I miss and what I can never be I just wanna feel like I deserve you 'Cause you deserve me Even if you leave, I may be fine But I still want you by my side Under the sun above us A sign from the stars And nothing says "I love you" like your eyes Fill my lips with carbon dioxide I just wanna feel like I deserve you 'Cause you deserve me Baby, it's the way that you can see What I miss and what I can never be I just wanna feel like I deserve you 'Cause you deserve me CO2 Şarkısının Türkçe Çevirisi Çeviri, orijinalin şiirsel tonunu ve duygusal derinliğini korumak için doğal bir üslupla yapılmıştır. Metaforlar (örneğin CO2) korunmuş, akıcılık ön planda tutulmuştur. Belki ben yanılmıştım, sen haklıydın Ama bu kavgayı gerçekten yapmak istemiyorum Sadece ait hissetmek istiyorum Ve her kalbim sana geri döndüğünde Sen benim sabahımsın ve gerçeğim Yapabileceğim tek şey bu şarkıyı söylemek O kadar uzun değil, mm Ve hiçbir şey "seni seviyorum" demez gözlerin gibi Dudaklarımı karbondioksitle dolduruyor Sadece sana layık hissetmek istiyorum Çünkü sen bana layıksın Bebeğim, senin görebildiğin yol bu Özlediğim ve asla olamayacağım şeyi Sadece sana layık hissetmek istiyorum Çünkü sen bana layıksın Belki sen yanılmıştın, ben haklıydım Umurumda değil, bir gece daha kalır mısın? Sadece ait hissetmek istiyorum Ve her kalbim sana geri döndüğünde Sen benim sabahımsın ve gerçeğim Yapabileceğim tek şey bu şarkıyı söylemek O kadar uzun değil, mm Ve hiçbir şey "seni seviyorum" demez gözlerin gibi Dudaklarımı karbondioksitle dolduruyor Sadece sana layık hissetmek istiyorum Çünkü sen bana layıksın Bebeğim, senin görebildiğin yol bu Özlediğim ve asla olamayacağım şeyi Sadece sana layık hissetmek istiyorum Çünkü sen bana layıksın Gitse bile, ben belki iyiyimdir Ama yine de yanımda olmanı istiyorum Üzerimizdeki güneşin altında Yıldızlardan bir işaret Ve hiçbir şey "seni seviyorum" demez gözlerin gibi Dudaklarımı karbondioksitle dolduruyor Sadece sana layık hissetmek istiyorum Çünkü sen bana layıksın Bebeğim, senin görebildiğin yol bu Özlediğim ve asla olamayacağım şeyi Sadece sana layık hissetmek istiyorum Çünkü sen bana layıksın Çeviride, "carbon dioxide" doğrudan "karbondioksit" olarak bırakıldı, çünkü metaforun bilimsel çağrışımı korunmalı. Şarkıyı dinlerken takip etmek için Genius Lyrics veya Spotify'ı öneririm. Dinlemek için Youtube veya Sitemdeki Bizim Zamanlar Çalma Listesine bir göz atın. https://www.youtube.com/watch?v=U2SVCCENLjE
- Melancholy Man The Moody Blues
Melancholy Man Şarkısı The Moody Blues, 1960'ların sonu ve 1970'lerin başında progresif rock ve psychedelic rock türlerinde öncü bir İngiliz gruptur. "Melancholy Man", grubun klavyecisi ve vokalisti Mike Pinder tarafından yazılan ve grubun 1970 tarihli albümü A Question of Balance 'ta yer alan bir parçadır. Albüm, grubun daha önce yoğun orkestral seslerden uzaklaşıp, canlı performanslara daha uygun, sadeleştirilmiş bir yaklaşımla kaydedilmiştir. Şarkı, melankolik bir balad olarak tanımlanır ve grubun en ikonik eserlerinden biri olarak kabul edilir. Albüm 7 Ağustos 1970'de Decca Records etiketiyle piyasaya sürüldü. Şarkı, albümün ilk yarısında yer alır. Progresif rock, symphonic rock unsurları taşıyan bir mid-tempo baladdır. Öne çıkan enstrümanlar arasında Mellotron (Pinder'ın imzası), elektrik gitar solosu (Justin Hayward) ve org sesleri bulunur. Prodüktör Tony Clarke ve mühendis Derek Varnals, şarkıya "kırılgan ve sert" bir hava katmak için yankı efektleri kullanmış; bu, şarkıyı "siyah-beyaz bir Fransız filmi" gibi hissettirir. Şarkı, albümün son kaydedilen parçalarından biri olup, 3-4 Haziran 1970'te stüdyoda tamamlandı. Grubun davulcusu Graeme Edge, şarkının duygusal derinliğini vurgular. Sözler, yıldızların düşüşü, öfkeli sesler ve bir "ışık huzmesi" ile aydınlanma imgeleriyle dolu. Pinder'a göre, şarkı kişisel bir melankoli değil, insanlık ve gezegen için duyulan hüznü yansıtır – bireysel sorumluluk, küresel sorunlar (örneğin çevre kirliliği) ve spiritüel uyanış. Yanlış yorumlara karşı Pinder, "En yanlış yorum, şarkının benim melankolim hakkında olduğu" der. Dinleyiciler arasında spiritüel (ışık huzmesi=uyandırma) veya toplumsal (insan ırkının geleceği) okumalar yaygındır. Şarkı, Moody Blues'un en iyi eserleri arasında sayılır. Konserlerde sıkça çalındı ve grubun DVD'lerinde (örneğin Threshold of a Dream ) yer aldı. Bugün Spotify, Apple Music gibi platformlarda dinlenebilir; YouTube'da resmi videoları milyonlarca izlenmeye sahip. "Melancholy Man", Moody Blues'un felsefi derinliğini yansıtan bir klasik. Eğer albümü dinlemek istersen, A Question of Balance'ı öneririm – dönemin en iyi progresif rock albümlerinden biridir. Şarkının İngilizcesi I'm a melancholy man That's what I am All the world surrounds me And my feet are on the ground I'm a very lonely man Doing what I can All the world astounds me And I think I understand That we're going to keep growing Wait and see When all the stars are falling down Into the sea and on the ground And angry voices say That this is all there is to say And then a light Shines through the night And I'm a melancholy man That's what I am [Enstrümantal bölüm] I'm a melancholy man That's what I am All the world surrounds me And my feet are on the ground I'm a very lonely man Doing what I can All the world astounds me And I think I understand That we're going to keep growing Wait and see When all the stars are falling down Into the sea and on the ground And angry voices say That this is all there is to say And then a light Shines through the night And I'm a melancholy man That's what I am Şarkının Türkçesi Melankolik bir adamım ben İşte bu benim Dünya çevremi sarıyor Ayaklarım ise yerde Çok yalnız bir adamım Elinden geleni yapıyor Dünya beni hayrete düşürüyor Ve sanırım anlıyorum Büyümeye devam edeceğiz Bekle ve gör Bütün yıldızlar aşağı düşerken Denize ve yere Öfkeli sesler diyor ki “Söylenecek tek şey bu” Ve sonra bir ışık Gecede parıldıyor Ve ben melankolik bir adamım İşte bu benim [Enstrümantal bölüm] Melankolik bir adamım ben İşte bu benim Dünya çevremi sarıyor Ayaklarım ise yerde Çok yalnız bir adamım Elinden geleni yapıyor Dünya beni hayrete düşürüyor Ve sanırım anlıyorum Büyümeye devam edeceğiz Bekle ve gör Bütün yıldızlar aşağı düşerken Denize ve yere Öfkeli sesler diyor ki “Söylenecek tek şey bu” Ve sonra bir ışık Gecede parıldıyor Ve ben melankolik bir adamım İşte bu benim Dinlemek için Youtube ya da sitemdeki BizimZaman çalma listesine bir bakın. https://www.youtube.com/watch?v=CxMXDwP7lqM
- Dogon Maskeleri
Dogon Maskeleri, Afrika Mitolojisindeki Yeri Dogon halkı, Mali'nin Bandiagara Kayalıkları bölgesinde yaşayan ve Batı Afrika'nın en zengin kültürel miraslarından birine sahip bir etnik gruptur. Dogon mitolojisi, karmaşık bir kozmolojiye dayanır: Yaratıcı tanrı Amma'nın evreni şekillendirdiği, Nommo ruhlarının (yarı insan yarı balık atalar) insanlığı getirdiği ve Sirius yıldız sistemine dair astronomik bilgilerle dolu bir inanç sistemidir. Bu mitoloji, Dogon sanatının merkezinde yer alır ve özellikle maskeler (Dogonca: imina veya εmna) , ruhlar, atalar, tanrılar ve kozmik düzenin somutlaşmış hali olarak görülür. Maskeler, sadece yüz örtüleri değil, dansçıların kostümü, aksesuarları ve ritüel performanslarıyla bütünleşik bir görünümü ifade eder; bu bütünlük, maskenin taşıdığı "nyama" adlı yaşam gücüyle aktive olur. Kara Maymun Mskesi, Mali, Dogon, Ahşap, 37 cm, Paulme-Lifszyc expedition 1935, Musee de l'Homme Collection Dogon maskeleri, animist inançların bir parçası olarak, ölüm, bereket, evrenin düzeni ve ataların onurlandırılması gibi temaları işler. Yaklaşık 70-80 farklı türde maske tanımlanmıştır ve bunlar ahşap, lif, boya ve doğal pigmentlerle (kırmızı, siyah, beyaz, kahverengi) yapılır. Maskeler, Awa topluluğu (sünnet olmuş erkeklerden oluşan gizli bir cemiyet) tarafından yönetilir ve ritüellerde kullanılır. Awa, ölümle ilgili törenleri denetlerken, maskeler ruhların köyden ayrılmasını ve öteki dünyaya geçişini sağlar. Dogon Mitolojisindeki Önemi Dogon mitlerine göre, maskeler kozmik bir köprü kurar: Yeryüzü (alt dünya) ile gökler (üst dünya) arasında. Örneğin, yaratılış efsanesinde Amma'nın kaosa karşı düzeni getirdiği anlatılır; Ogo (tilki ruhu) ise kaosun sembolüdür ve maskelerde bu ikilik yansır. Maskeler, inisiye olmayanlar için basit hayvan veya nesne gibi görünürken, inisiye olanlar için derin sembolizmler taşır – örneğin, evrenin katmanlarını veya tanrıların uzuvlarını temsil eder. Bu, Dogon'un katmanlı bilgi sistemini (inisiyasyon dereceleriyle açığa çıkan sırlar) yansıtır. Maskeler ayrıca Sirius-B yıldızının 60 yıllık döngüsünü kutlayan Sigui töreninde (her 60 yılda bir) kullanılır; bu, mitolojide Nommo atalarının dönüşünü simgeler. Dogon Maskesi, Bandiagara, Mali Başlıca Dogon Maske Türleri ve Mitolojik Bağlantıları Dogon maskeleri, konuya göre (hayvan, insan, soyut) ve amaca göre gruplanır. İşte en bilinenler: Kanaga Maskesi Kanaga Maskesi Ahşap yüz kısmı, üstte iki haçlı direk (üst haç gökleri, alt haç yeryüzünü simgeler); kol gibi uzantılarla. 1 metreden uzundur. En popüler maske; Amma tanrısının kol ve bacaklarını, evrenin düzenini temsil eder. Dama töreninde (yas sonu kutlaması) dansçılar zıplayıp maskeyi yere değdirerek bereket verir. Başlangıçta kuş (mitik ata) olarak yorumlanır, ama derin anlamı kozmik yapıdır. Dogon, Samana Maskesi Sirige Maskesi Sirige Maskesi Tek bir ağaç dalından oyulmuş, süslü ve uzun; yeryüzünü göğe bağlayan bir merdiven gibi. Gökleri ve öteki dünyayı simgeler; ruhları cennete taşır. Sigui töreninde kullanılır, Nommo ruhlarının dönüşünü kutlar. Satimbe Maskesi Kadın ataları temsil eder; kırmızı lifli, boynuzlu.Öteki dünyaya erişim bilgisi olan kadın ruhlarını onurlandırır; bereket ve gizli ilimleri simgeler. Kadın odaklı ritüellerde yer alır. Satimbe Maskesi Yana Gulay Maskesi Pamuklu kumaş ve cowrie kabuklarından; Fulani kadını taklidi. Komşu halkları temsil eder; sosyal uyumu ve çeşitliliği vurgular. Dama'da prestij artırır. Dogon, Kanaga, Oyma Ahşap Maske Dege (Siyah Maymun) Maskesi Siyah renkte, maymun başı; vahşi ifadeli.Vahşi, antisosyal davranışları (kötülük, açgözlülük) simgeler; Ogo'nun kaosunu temsil eder. Dama'da uyarıcı rol oynar, "kötü" örnek verir. Samana MaskesiSavaşçı yüzü; kılıç ve mızrakla pantomim yapılır.Komşu Samo halkının savaşçılarını taklit eder; mock savaş dansıyla kalabalığı eğlendirir, cesareti ve ölümü simgeler. Bu maskeler, dama töreninde (6 gün süren cenaze ritüeli) ruhları köyden uzaklaştırır ve yas dönemini bitirir. Danslar, mitleri canlandırır: Örneğin, Kanaga dansçısı Amma'nın yeryüzüne hayat verdiğini gösterir. Tarihsel ve Kültürel Bağlam Dogon maskeleri, Fransız antropolog Marcel Griaule'un 1930'lar-1950'lerdeki araştırmalarıyla Batı'ya tanıtıldı; onun "Masks and Mythology among the Dogon" gibi eserleri, mitolojik derinliği aydınlattı. Ancak bazı yorumlar (örneğin, Sirius bilgisi) tartışmalıdır. Bugün, maskeler turizm ve sanat piyasasında popüler olsa da, Dogon topluluklarında hala kutsal kabul edilir ve inisiyasyonla aktarılır. Dogon, Timsah Maskesi Dogon maskeleri, Afrika mitolojisinin evrensel temalarını (ölüm, yenilenme, kozmos) somutlaştırır; bir sanat eseri olmanın ötesinde, yaşayan bir mitolojinin parçasıdır. Daha fazla detay için Dogon köylerini ziyaret etmek veya müzeleri (örneğin, Metropolitan Museum of Art) incelemek önerilir. Photo Credit: Anthony Pappone
- Nur Risaleleri ya da hezeyanlar - 3
ÜMMET-İ MÜSTAKİLE ! “Bu hadis-i şerif, umumi ve lafzi beyanıyla bütün ulema-i islamiyeyi gösterdiği halde, riyazi veçhesiyle de; 1294’te besmele-i hayatına başlayan, 1344’te neşriyat-ı ilmiyesinin en faal devresini yaşayan, 1394’te ise nüfuz-u ilmiyesinin en şamil devresine ulaşacak olan bir zat-ı harikuladeyi göstermektedir. Ve onun etabıyla beraber kıyamette bir ümmet-i müstakile olarak ba’s buyurulacağını bildirmektedi r.” https://www.nurdersi.com/dosya/midet-ul-kuran-ve-hazinet-ul-burhan web adresinden indirilen Maidetül Kur'an Hazinetül Burhan adlı pdf dosyanın 23. sayfasında geçmektedir. Bu cümle Sait'e ait değildir. Öğrencisi olduğu söylenen Ahmet Feyzi Kul tarafından kaleme alındığı, Sait'in de bunu onayladığı ve yayınlattığı belirtilmektedir. Aynı pdf dosyasının girişinde şu şekilde ifade edilmiştir. “Mâidet-ül Kur'an Risalesi, Üstad Bediüzzaman'ın büyük ve âlimve edib talebelerinden merhum Ahmed Feyzi Kul tarafından hazırlanmış bir eserdir. Bu eseri, Bediüzzaman Hazretleri de görmüş, okumuş ve tasdik etmiştir . Hattâ Üstad tarafından bu risale bazı ta’dil ve tashihlerden sonra, 1946-1948'lerde teksir makinesiyle ve İslâmharfleriyle neşredilen Tılsımlar Mecmuası adlı kitabın âhirine ilhak edilerek neşrettirilmiştir. Lâkin 1948'de vukua gelen Afyon Mahkemesi savcı ve hâkimleri veya onun ehl-i vukufu Mâidet-ül Kur’an eserini, rapor ve iddiana- melerinde çok fazla mevzu’ ettikleri için, Hazret-i Üstad Afyon Hapsinden sonra onu Tılsımlar Mecmuası’nın arkasından ayırmış ve umumî neşirden kaldırmıştır. Böylece Mâidet-ül Kur'an'daki ondört tane hadîs-i şerif dahi R isale-i Nur'un bir nevi hadîslerinden sayılmış olduğu için burada yazıldı, me'hazleri de tesbit edildi.” Risale-i Nur’un Kudsi Kaynaklarından . KABİRDE NURCULAR ! Sarf ve nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip, kabirde Münker ve Nekir'in: "Men Rabbüke" (Senin Rabbin kimdir?) diye suallerine karşı,kendini medresede zannedip nahiv ilmiyle cevap vererek, "Men mübtedâdır, Rabbüke onun haberidir. Müşkül bir meseleyi benden sorunuz, bu kolaydır" diyerek, hem o melâikeleri, hem hazır ruhları, hem o vâkıayı müşahede eden orada bulunan bir keşfü'l-kubur velîsini güldürdü ve rahmet-i İlâhiyeyi tebessüme getirdi. Azaptan kurtulduğu gibi, Risale-i Nur'un bir şehid kahramanı olan merhum Hafız Ali, hapiste Meyve Risalesini kemâl-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip kabirde melâike-i suale mahkemedeki gibi Meyve hakikatleriyle cevap verdiği misillü, ben de ve Risale-i Nur şakirtleri de, o suallere karşı Risale-i Nur'un parlak ve kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve şimdi mânen cevap verip onları tasdike ve tahsine ve tebrike sevk edecekler inşaallah. (Şualar, Onbirinci Şua, On Birinci Mesele) https://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=12&pageNo=112#content.tr.4.339 https://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=12&pageNo=112#content.tr.4.340
- 7 Kız Kardeşler
Yunan mitolojisinde Pleiades (veya Pleiadlar), yedi kız kardeşten oluşan bir grup nimpa (nymph; doğa ruhu) olarak bilinir. Bu kardeşler, Titan Atlas ile Okeanid Pleione'nin kızlarıdır: Maia, Electra, Taygete, Alcyone, Celaeno, Sterope (veya Asterope) ve Merope. Bu yedi kardeş, av tanrıçası Artemis'in yoldaşları olarak tasvir edilir ve genellikle dağ nimpaları olarak anılırlar. Atlas, gök kubbeyi omuzlarında taşıyan bir Titan'dı ve Zeus'un emriyle bu cezaya çarptırılmıştı. Pleione ise bir deniz nymph'i (Okeanid) idi. Pleiadlar'ın üvey kardeşleri arasında Hyadlar (yağmur nimpaları) ve Hyas da bulunur. Aileleri, Titanlar Savaşı'ndan sonra cezalandırılan Atlas nedeniyle trajik bir kaderi paylaşır. Orion'un Takibi ve Yıldızlara Dönüşüm En ünlü mitlerine göre, Pleiadlar avcı Orion tarafından takip edilir. Orion'un ısrarlı takibinden kaçmak için Zeus (veya bazı versiyonlarda Artemis) onları güvercinlere dönüştürür ve gökyüzüne yerleştirir. Bu sayede Pleiadlar, Boğa (Taurus) takımyıldızındaki ünlü yıldız kümesine dönüşür – günümüzde de Pleiades yıldız kümesi olarak bilinir ve gökyüzünde yedi parlak yıldızdan oluşur (ancak çıplak gözle genellikle altı tanesi görülür, Merope'nin "kaybolduğu" söylenir). Başka bir versiyonda, Pleiadlar babaları Atlas'ın cezası veya kardeşleri Hyadlar'ın ölümü nedeniyle üzüntüden intihar eder ve Zeus onları yıldızlara dönüştürerek ölümsüzleştirir. Her kardeşin kendi mitleri vardır: Maia : Grubun lideri, Zeus ile Hermes'in annesi. Electra : Zeus ile Dardanus'un annesi; Troya'nın kurucularından biri. Taygete : Zeus ile Lakedaemon'un annesi; Sparta'nın efsanevi kurucusu. Alcyone : Poseidon ile Keryx'in annesi. Celaeno : Poseidon ile birkaç çocuğun annesi. Sterope : Ares ile Oenomaus'un annesi. Merope : Sisyphus ile evlenir ve Glaucus'un annesi olur; yıldız kümesinde en sönük olanıdır, çünkü bir ölümlüyle evlendiği için utanç duyar. Kültürel Etki Pleiadlar, Yunan mitolojisinin ötesinde birçok kültürde benzer hikâyelerle anılır – örneğin "Yedi Kız Kardeş" olarak. Yıldız kümesi, eski uygarlıklarda tarım takvimleri ve navigasyon için önemliydi. Mitleri, edebiyat, astronomi ve sanatta sıkça işlenir.
- Parkinson Yasası
Parkinson Yasası, C. Northcote Parkinson tarafından 1955'te ortaya atılan bir kavramdır ve genellikle iş dünyası ile yönetimde kullanılan bir gözlemdir. Temel olarak şu iki ilkeyi ifade eder: "İş, mevcut olan zamanı dolduracak şekilde genişler." Bir görev veya iş, ne kadar zaman verilirse o kadar sürede tamamlanır. Örneğin, bir rapor yazmak için bir hafta süre verilmişse, kişi genellikle bu süreyi sonuna kadar kullanır, hatta daha az zamanda bitirilebilecek olsa bile. "Bir organizasyonun bürokrasisi, iş miktarıyla orantısız bir şekilde büyür." Kurumlar büyüdükçe, çalışanlar kendi önemlerini artırmak için daha fazla personel işe alır veya gereksiz prosedürler oluşturur. Bu, verimliliği düşürebilir ve kaynak israfına yol açabilir. Bir mektup yazmak için 1 saat süreniz varsa, genellikle o 1 saati kullanırsınız. Ama sadece 10 dakikanız olsa, aynı mektubu muhtemelen 10 dakikada yazarsınız. Büyük bir şirkette, basit bir karar almak için bile çok sayıda toplantı ve onay süreci gerekebilir, bu da bürokrasinin şişmesi anlamına gelir. Uygulama Alanı Parkinson Yasası, zaman yönetimi, verimlilik ve organizasyonel yapıların sadeleştirilmesi gibi konularda dikkate alınır. Özellikle projelerde gereksiz zaman kaybını önlemek için daha sıkı süre sınırları koymak veya ekipleri küçük tutmak önerilir.
- Nur Risaleleri ya da hezeyanlar -2 !
KUSURSUZLUK VE LAYÜSELLİK “Sözler şüphesiz Kitab-ı Mübin’in nurlu lemaatıdır. İçinde izaha muhtaç yerler eksik olmamakla beraber küll halinde kusursuz ve noksansızdır” (Barla Lahikası, 1. Mektup) https://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=12&pageNo=112#content.tr.8.59 “Kimin haddidir ki, bu Nurlarda yanlışlık bulsun. (…) Onun için bir harfe dokunmayı azim bir günah işliyorum telakki ediyorum.” (Barla Lahikası, s. 56) https://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=12&pageNo=112#content.tr.8.110 “… Kimin haddi var ki, risalelerin birisine el uzatsın veyahut dil uzatsın, veyahut bir cümlesini tenkid etsin, veyahut bir kelimesine, hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun.” (Barla Lahikası, s. 194) https://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=12&pageNo=112#content.tr.8.478 KUR’AN’DA KUSUR? “Ayette ‘minhâ min semeratin’ denilmektense ‘min semerâtihâ’ denilmiş olsaydı, daha muhtasar ve daha güzel olurdu” (İşaratü’l İcaz, Bakara Suresi, 25. Ayet Tefsiri) https://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=12&pageNo=112#content.tr.6.282 CENNET GARANTİSİ Üçüncüsü: Risale-i Nur şakirtlerine köşkünü tahsis eden Şükrü Efendidir. Rüyada ona diyorlar ki, "Senin o köşküne Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm gelmiş." O da koşarak gidip, Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâmı çok nuranî ve sürurlu bir halde bulup ziyaret etmiş. Dördüncüsü: Risale-i Nur şakirtlerinden Nazmi'dir. Rüyasında ona diyorlar ki: "Risale-i Nur şakirtleri imansız ölmezler; kabre imanla girerler." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 22) https://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=12&pageNo=112#content.tr.12.35
- Sörf en törf
" Surf and turf" , deniz ürünleri ("surf") ile kırmızı etin ("turf") bir arada sunulduğu bir yemek kombinasyonudur. Amerikan mutfağında popüler olan bu konsept, genellikle lüks restoranlarda veya özel yemeklerde karşımıza çıkar. Amaç, deniz ve karadan gelen lezzetleri tek bir tabakta birleştirerek zengin bir tat deneyimi sunmaktır. Örnekler ve Özellikler Klasik Kombinasyonlar En yaygın surf and turf tabağı, ızgara ıstakoz kuyruğu veya karides ile dana bonfile ya da sığır filetosu içerir. Örneğin: Istakoz ve Biftek: Izgara ıstakoz kuyruğu, tereyağlı sosla servis edilir ve yanında orta pişmiş bir biftek sunulur. Karides ve Dana Madalyon: Sarımsaklı karides ile dana eti madalyonları, genellikle patates püresi veya kuşkonmaz gibi garnitürlerle tamamlanır. Varyasyonlar Deniz ürünü olarak yengeç, tarak (scallop) veya somon; et olarak ise kuzu pirzola, domuz eti veya hatta hamburger köftesi kullanılabilir. Sunum Genellikle şık bir sunumla gelir; deniz ürünü ve et, ayrı ayrı pişirilip bir tabakta birleştirilir. Soslar (örneğin hollandaise, chimichurri veya sarımsaklı tereyağı) lezzeti zenginleştirir. Kültürel Köken: 1960’larda ABD’de popülerleşti, özellikle steakhouse’larda ve deniz kenarı restoranlarında yaygınlaştı. Lüks ve bolluk sembolü olarak görülür. Sörf en törf tabağı Örnek Bir Surf and Turf Tabağı Malzemeler: Izgara ıstakoz kuyruğu, dana fileto, kuşkonmaz, patates graten, limon-tereyağı sosu. Hazırlık: Istakoz kuyruğu fırında veya ızgarada pişirilir, tereyağı ve sarımsakla tatlandırılır. Biftek, isteğe göre orta veya az pişmiş olarak ızgaralanır. Yanında sebzeler ve soslarla servis edilir. Modern Yorumlar Füzyon Mutfağı: Asya esintili surf and turf’te, soya soslu somon ve teriyaki soslu et kombinlenebilir. Bütçe Dostu Versiyonlar: Daha uygun fiyatlı restoranlarda, karides yerine kalamar veya et yerine tavuk kullanılabilir. Vegan/Vejetaryen Çeşitlemeler: Deniz ürünü yerine noriyle tatlandırılmış tofu, et yerine ise mantar veya sebze köftesiyle modern yorumlar yapılıyor.
- Gülbang Duası
Gülbang duası, Osmanlı İmparatorluğu'nda özellikle Mevlevîlik ve diğer tarikatların âyinlerinde okunan, genellikle yüksek sesle ve coşkulu bir şekilde söylenen özel bir dua veya zikir türüdür. "Gülbang" kelimesi, Farsça kökenli olup "gül sesi" veya "gül gibi güzel söz" anlamına gelir ve tarikat törenlerinde Allah’a hamd, Peygamber’e salavat ve devlet büyükleri için hayır dua etmeyi içerir. Mevlevîlikte, semâ âyini sırasında dedeler tarafından okunan bu dua, topluluğu manevî bir atmosfere taşımayı amaçlar ve âyinin önemli bir parçasıdır. Gülbang, sadece Mevlevîlikte değil, Bektaşîlik gibi diğer tarikatlarda da kullanılır ve genellikle tarikatın hiyerarşisinde üst düzey bir görevli tarafından okunurdu. Osmanlı'da gülbang, aynı zamanda resmî törenlerde, askerî merasimlerde veya esnaf loncalarında da okunabilirdi; bu bağlamda devletin bekası, padişahın selâmeti ve topluluğun birliği için yapılan duaları ifade ederdi. Örneğin, esnaf loncaları sabah mesaisine başlarken veya özel merasimlerde gülbang okuturdu. Özetle, gülbang duası, Osmanlı'da dinî, manevî ve toplumsal birlikteliği pekiştiren, tarikat ve resmî törenlerde kullanılan sembolik ve coşkulu bir dua geleneğidir. Günümüzde bu gelenek, bazı tarikat ve dinî topluluklarda hâlâ sınırlı şekilde devam etmektedir. Osmanlı tarikat geleneklerinde, özellikle Mevlevîlik'te okunan gülbang dualarının çeşitli örnekleri vardır. Bunlar genellikle törenlerin başında veya sonunda yüksek sesle, coşkulu bir şekilde topluca söylenir ve Allah'a hamd, Peygamber'e salavat ile manevi birliktelik içerir. Aşağıda, TDV İslâm Ansiklopedisi'nde belirtilen klasik bir Mevlevî gülbangı örneğini paylaşıyorum (İsm-i Celâl zikrinden sonra çekilen dua): "Vakt-i şerîf hayrola, hayırlar fethola, şerler defola, Allahü azîmüşşân ism-i zâtının nûru ile kalbimizi pür-nûr eyleye. Bizi senden ve Resûl’ünden ayırma. Bizi senden ve Resûl’ünden ayırma. Bizi senden ve Resûl’ünden ayırma. Âlemlerin serveri Muhammed Muhtar’a, âl ve ashâbına ve evlâdına ve bütün enbiyâ ve mürselîne salât ve selâm olsun. Hü." Bu dua, manevi bir atmosfere geçişi sağlar ve "Hü" ile biterek zikre bağlanır. Farklı tarikatlarda (örneğin Bektaşîlik'te) varyasyonları bulunur; örneğin Alevî cemlerinde daha uzun bir versiyonu şöyle olabilir: "Gökten hayırlı rahmetler, yerden hayırlı bereketler; anababasına, toplumuna hayırlı evlatlar vere. On sekiz bin alemle mümin, Müslim cümle kardeşlerimizi Muhammed-Ali gülbangından mahrum eylemeye. Çağırdığımızda, bunaldığımızda Hızır yoldaşımız; Şah-ı Merdan Ali kardaşımız, Hünkar Hacı Bektaş Veli de haldaşımız ola. Duası bizden, kabulü Allah'tan ola." Bu örnekler, gülbangın dinî ve toplumsal ritüel işlevini yansıtır.
- Dom dom kurşunu
Dum dum kurşunu özel bir tür tüfek mermisi olup, çarpma anında genişleyerek hedefte ciddi hasar bırakan bir tasarıma sahiptir. Adını, 19. yüzyılın sonlarında Hindistan’daki Dum Dum cephaneliğinde geliştirilmesinden alır. Dum dum kurşunu Tarihçe ve Gelişim Dum dum kurşunları, 1890’larda İngiliz ordusu tarafından Hindistan’ın Dum Dum bölgesindeki cephanelikte geliştirilmiştir. O dönemde, özellikle sömürge savaşlarında, standart mermilerin durdurma gücü yetersiz bulunuyordu. Bu nedenle, merminin ucu çentikli veya yassı olacak şekilde tasarlandı. Bu tasarım, merminin hedefe çarptığında "mantarlaşma" (mushrooming) etkisiyle genişlemesini sağlıyor, böylece daha büyük bir yara kanalı oluşturuyordu. Bu özellik, özellikle yakın mesafeli çatışmalarda düşmanı hızla etkisiz hale getirmek için kullanılıyordu. Teknik Özellikler Dum dum kurşunları genellikle yumuşak uçlu (soft-point) veya içi boş uçlu (hollow-point) mermilerdir. Çarpma anında, merminin ön kısmı genişler ve düzleşir, bu da kinetik enerjinin hedefe daha etkili bir şekilde aktarılmasını sağlar. Bu tasarım, merminin hedef içinde parçalanmasını veya dönmesini sağlayarak doku hasarını artırır. Örneğin, standart bir mermi vücuttan düzgünce geçebilirken, dum dum kurşunu geniş bir yara oluşturur ve iç organlara ciddi zarar verebilir. Kullanım ve Tartışmalar Dum dum kurşunları, özellikle 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki sömürge savaşlarında (örneğin, İngiliz-Hint savaşları) sıkça kullanıldı. Ancak, bu mermilerin neden olduğu ağır yaralar, insani açıdan büyük tartışmalara yol açtı. 1899 Lahey Konferansı’nda, dum dum kurşunlarının savaşta kullanımı yasaklandı çünkü “gereksiz acı ve zarar” verdikleri düşünüldü. Bu yasak, uluslararası savaş hukuku çerçevesinde, özellikle askeri amaçlı kullanımları sınırlandırdı. Ancak, bazı durumlarda (örneğin, polis veya sivil savunma) bu tür mermiler hala kullanılmaktadır, çünkü hedefi durdurma gücü yüksektir ve kurşunun hedefi delip geçerek başkalarına zarar verme riskini azaltır. Kültürel ve Mecazi Kullanımı Türkçede “dum dum kurşunu” terimi, sadece teknik anlamıyla değil, mecazi olarak da kullanılmıştır. Özellikle Aşık Mahzuni Şerif’in “Dom Dom Kurşunu Değdi” adlı türküsü, bu terimi popüler kültüre taşımıştır. Türküde, dum dum kurşunu, fiziksel bir mermiden çok, toplumsal veya duygusal bir yara metaforu olarak kullanılır. Türkü, yoksulluk, adaletsizlik ve acıyı sembolize eder. Şarkının sözlerinde, kurşunun “değmesi” bir tür yıkıcı etkiyi ifade eder. Modern Kullanım Modern zamanlarda, dum dum kurşunlarına benzer genişleyen mermiler (expanding bullets), avcılık ve bazı kolluk kuvvetleri tarafından kullanılmaktadır. Ancak, askeri kullanımları uluslararası anlaşmalarla sınırlıdır. Günümüzde, bu tür mermiler genellikle “genişleyen mermi” (expanding bullet) veya “boş uçlu mermi” (hollow-point bullet) olarak adlandırılır ve dum dum terimi daha az kullanılır. Özetle; dum dum kurşunu, tarihsel olarak İngiliz ordusu tarafından geliştirilen, çarpma anında genişleyerek ciddi hasar veren bir mermi türüdür. Hem teknik hem de kültürel bağlamda önemlidir; ancak, insani zararları nedeniyle savaşta kullanımı yasaktır. Türk kültüründe ise, özellikle türkülerde, mecazi bir anlam kazanmıştır.
- Nothing Else Matters - Metallica
Metallica’nın "Nothing Else Matters"* adlı şarkısı, grubun 1991 yılında yayımlanan efsanevi "Metallica" (Black Album) albümünden çıkan en bilinen parçalardan biridir. Duygusal bir balad olan bu şarkı, Metallica’nın sert thrash metal tarzından farklı bir yönünü gösterir ve geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmıştır. Nothing Else Matters - Şarkı Sözleri ve Türkçe Çevirisi Orijinal Şarkı Sözleri (İngilizce): So close, no matter how far Couldn't be much more from the heart Forever trusting who we are And nothing else matters Never opened myself this way Life is ours, we live it our way All these words I don't just say And nothing else matters Trust I seek and I find in you Every day for us something new Open mind for a different view And nothing else matters Never cared for what they do Never cared for what they know But I know So close, no matter how far Couldn't be much more from the heart Forever trusting who we are And nothing else matters Never cared for what they do Never cared for what they know But I know I never opened myself this way Life is ours, we live it our way All these words I don't just say And nothing else matters Trust I seek and I find in you Every day for us something new Open mind for a different view And nothing else matters Never cared for what they say Never cared for games they play Never cared for what they do Never cared for what they know And I know, yeah So close, no matter how far Couldn't be much more from the heart Forever trusting who we are No, nothing else matters Türkçe Çevirisi Bu kadar yakın, ne kadar uzak olursa olsun Kalpten daha fazla olamazdı Kim olduğumuza sonsuza dek güveniyorum Ve başka hiçbir şey önemli değil Kendimi böyle hiç açmamıştım Hayat bizim, onu kendi yolumuzda yaşıyoruz Bu sözler sadece söylenmiş laflar değil Ve başka hiçbir şey önemli değil Aradığım güveni sende buluyorum Her gün bizim için yeni bir şeyler Farklı bir bakış açısı için açık bir zihin Ve başka hiçbir şey önemli değil Onların ne yaptığını hiç umursamadım Onların ne bildiğini hiç umursamadım Ama ben biliyorum Bu kadar yakın, ne kadar uzak olursa olsun Kalpten daha fazla olamazdı Kim olduğumuza sonsuza dek güveniyorum Ve başka hiçbir şey önemli değil Onların ne yaptığını hiç umursamadım Onların ne bildiğini hiç umursamadım Ama ben biliyorum Kendimi böyle hiç açmamıştım Hayat bizim, onu kendi yolumuzda yaşıyoruz Bu sözler sadece söylenmiş laflar değil Ve başka hiçbir şey önemli değil Aradığım güveni sende buluyorum Her gün bizim için yeni bir şeyler Farklı bir bakış açısı için açık bir zihin Ve başka hiçbir şey önemli değil Onların ne dediğini hiç umursamadım Onların oynadığı oyunları hiç umursamadım Onların ne yaptığını hiç umursamadım Onların ne bildiğini hiç umursamadım Ve ben biliyorum, evet Bu kadar yakın, ne kadar uzak olursa olsun Kalpten daha fazla olamazdı Kim olduğumuza sonsuza dek güveniyorum Hayır, başka hiçbir şey önemli değil Not: Çeviri, şarkının duygusal tonunu ve anlamını korumak için doğal ve akıcı bir şekilde yapılmıştır. Bazı ifadeler, İngilizce’nin şiirsel yapısını Türkçe’ye uyarlamak için hafif esneklikle çevrilmiştir. Şarkının Hikayesi ve İlham Kaynağı Nothing Else Matters", James Hetfield’ın o dönemki sevgilisine yazdığı kişisel bir şarkıdır. Hetfield, turnedeyken sevgilisini özlediği bir dönemde, bir otel odasında telefonla konuşurken gitarla bu melodiyi çalmaya başlamıştır. Şarkı, başlangıçta sadece kendisi için yazılmış özel bir parça olarak düşünülmüştü, ancak grup üyeleri ve yapımcı Bob Rock, şarkının potansiyelini fark ederek albüme dahil edilmesini sağladı. Şarkı, aşk, bağlılık, özgürlük ve bireyselliği kutlar. Dış dünyanın yargılarına ve beklentilerine karşı, kişinin kendi kalbinin sesini dinlemesi gerektiğini vurgular. Hetfield’ın sözleri, hem romantik bir ilişkiye hem de genel olarak hayata dair bir felsefeyi yansıtır: Önemli olan sadece senin değer verdiğin şeylerdir, geri kalanı önemsizdir. Şarkı, akustik gitarla başlayan duygusal bir girişle açılır ve Metallica’nın tipik sert riff’lerine kıyasla daha yumuşak, melodik bir tondadır. Kirk Hammett’ın gitar soloları ve orkestral düzenlemeler (özellikle yaylılar), şarkıya epik bir hava katar. Şarkının sözleri, Hetfield’ın o dönemde yaşadığı duygusal karmaşayı ve ilişkilerdeki güven arayışını yansıtır. Youtube'da dinlemek için tıklayın https://www.youtube.com/watch?v=Fkj6-LN6WKI
- Without You - Harry Nilsson
Harry Nilsson’ın “Without You” adlı şarkısı, 1971 yılında yayımlanan "Nilsson Schmilsson" albümünde yer alan ve sanatçının en bilinen eserlerinden biridir. Şarkı, aslında Pete Ham ve Tom Evans tarafından yazılmış ve ilk olarak 1970 yılında Badfinger grubu tarafından seslendirilmiştir. Ancak Nilsson’ın yorumu, dramatik vokalleri ve güçlü düzenlemesiyle şarkıyı dünya çapında bir hit haline getirdi. Şarkı, ayrılık ve kayıp duygularını yoğun bir şekilde işleyen duygusal bir baladdır. Şarkının Türkçe Çevirisi Orijinal Sözler (İngilizce) Well, I can't forget this evening Or your face as you were leaving But I guess that's just the way the story goes You always smile, but in your eyes, your sorrow shows Yes, it shows No, I can't forget tomorrow When I think of all my sorrow When I had you there, but then I let you go And now it's only fair that I should let you know What you should know I can't live if living is without you I can't live, I can't give anymore I can't live if living is without you I can't give, I can't give anymore Well, I can't forget this evening Or your face as you were leaving But I guess that's just the way the story goes You always smile, but in your eyes, your sorrow shows Yes, it shows I can't live if living is without you I can't live, I can't give anymore I can't live if living is without you I can't give, I can't give anymore Türkçe Çeviri Bu akşamı unutamıyorum Ya da sen giderken yüzünü Ama sanırım hikaye böyle ilerliyor Her zaman gülümsersin, ama gözlerinde keder beliriyor Evet, bu belli oluyor Yarını unutamıyorum Bütün kederlerimi düşündüğümde Seni yanımda tutuyordum, ama sonra gitmene izin verdim Ve şimdi sadece adil olanı yapmalıyım, bilmelisin Bilmen gerekeni Sensiz yaşamaksa, yaşayamam Yaşayamam, artık bir şey veremem Sensiz yaşamaksa, yaşayamam Veremem, artık bir şey veremem Bu akşamı unutamıyorum Ya da sen giderken yüzünü Ama sanırım hikaye böyle ilerliyor Her zaman gülümsersin, ama gözlerinde keder beliriyor Evet, bu belli oluyor Sensiz yaşamaksa, yaşayamam Yaşayamam, artık bir şey veremem Sensiz yaşamaksa, yaşayamam Veremem, artık bir şey veremem Şarkı Hakkında “Without You” bir pop baladıdır ve Nilsson’ın yorumunda dramatik bir orkestral düzenleme ile desteklenir. Şarkının en dikkat çekici özelliği, Nilsson’ın geniş vokal aralığı ve duygusal yorumudur. Şarkı, 1971’de single olarak yayımlandı ve ABD Billboard Hot 100 listesinde 1 numaraya yükseldi. Ayrıca İngiltere ve diğer birçok ülkede de büyük başarı elde etti. Nilsson’ın versiyonu, şarkıyı Badfinger’ın orijinalinden daha popüler hale getirdi. Daha sonra Mariah Carey (1994) gibi sanatçılar tarafından da cover’landı, ancak Nilsson’ın yorumu klasik olarak kabul edilir. Şarkı, bir sevgilinin kaybından duyulan derin acıyı ve onsuz yaşamanın imkansızlığını anlatır. Sözler, hem kişisel hem de evrensel bir duygusal çaresizliği yansıtır. Şarkının prodüktörlüğünü Richard Perry yaptı ve düzenlemesi, güçlü piyano ve yaylı çalgılarla desteklenerek dramatik bir atmosfer yaratır. Harry Nilsson, şarkının başarısına rağmen kişisel hayatında mücadelelerle karşılaştı ve bu şarkı onun kariyerinin zirve noktalarından biri oldu. Şarkı, filmlerde ve dizilerde sıkça kullanıldı (örneğin, *Casino* filmi ve *The Rules of Attraction* gibi yapımlarda). Mariah Carey’nin 1994’teki cover’ı da büyük bir hit oldu ve şarkının yeni nesiller tarafından tanınmasını sağladı. Dinlemek İçin Youtube Linki veya Çalma Listesine bir göz atın; https://www.youtube.com/watch?v=8dnUv3DUP4E
- Saklanan Ayetler-2
(A’raf 7/6) “Kendilerine elçi gönderilenleri de gönderilen elçileri de hesaba çekeceğiz.” Neredeyse hiç dile getirilmeyen ayetlerden biridir. Rasûl algısı yanlış öğretildiği için, sürekli “kâinatın yaratılma sebebi Rasûlullah’tır” denilen bir toplumda Rasulullah'ın da hesaba çekileceğini anlatmak epey zorlayıcı olacaktır. Nasıl bir çelişkidir ki yine aynı toplumda bir hadis olarak; “Ey kızım Fâtıma! Baban Allah’ın Rasûlüdür diye sakın güvenme, nefsini Allah’ın elinden satın al. Vallahi o gün ben bile sana bir şey yapamam.” sözünün tekrar edilip durması da garip bir çelişkidir.
- Duahanlar
Osmanlı İmparatorluğu'nda "duahanlık" (veya duâgûluk), "dua eden" veya "duacı" anlamına gelen bir unvan ve görevdi. Bu terim, Osmanlı devlet teşkilâtında, sarayda, merkezî idarede, esnaf loncalarında, tekke ve zâviyelerde dua okuma veya ettirme ile ilgili resmî bir rolü ifade ederdi. Bazı kaynaklarda "duacı" veya "duahan" şeklinde de geçer ve halk arasında özellikle ramazan aylarında cami veya konaklarda hatim duası yapan kişileri tanımlardı. Duahanlar, günlük mesainin başlangıcında, merasimlerde veya şenliklerde uygun dualar okur; tarikat hiyerarşisinde ise üst düzey bir makam olarak kabul edilirdi (örneğin Mevlevîlik'te âyin sırasında gülbang duası yapan dedeler). Bu görev, Osmanlılar'da zamanla sembolik bir hâle evrilerek devletin bekası için dua etme karşılığında ücretli bir cihet (tahsisat) hâline geldi. Özellikle ilim adamları, tarikat mensupları ve salih kişilere maddî destek sağlamak amacıyla kullanıldı. Beratlarda "Devâm-ı devletim ed‘iyesine mülâzemet edeler" ifadesiyle belirtilen bu sembolik yükümlülük, askeri teşvikler gibi gazi ve mücahitlerin haklarını da kapsar şekilde genişledi. Duâgû alacaklarda dürüstlük ve iyi ahlâk şartı aranır; aykırı durumlarda tahsisat kesilirdi. Ücretler, çeşitli maliye kalemlerinden (örneğin Haremeyn muhasebesi) karşılanırdı ve 1784'te Hazîne-i Âmire giderlerinin önemli bir kısmını (%4,38) oluşturuyordu. Duahanlığın en yaygın alanı vakıflardı. Vakfiyelerde ilim ve tarikat erbabına ayrılan bu cihetler, onları finansal olarak desteklemeyi amaçlardı. Tarihsel gelişimi: XV. yüzyıl ortalarında Fâtih vakfiyesinde dua görevi yoktu; ancak XVI. yüzyıl başlarında (örneğin 1542 tarihli Şahbola Hatun vakfiyesinde) nadir olarak görülmeye başladı. XVI. yüzyıl sonlarından itibaren yaygınlaşıp suistimallere yol açtı; vakıflar, mukâtaa ve gümrüklerden büyük tahsisler yapıldı. Örneğin III. Murad döneminde (1574-1595) Şeyh Şücâ‘ gibi tarikat şeyhlerine yüksek ücretler verildi. XVII. yüzyılda ıslahatlar yapıldı: Derviş Paşa sadâretinde bazı tahsisler kesildi, Köprülü Mehmed Paşa döneminde azaltıldı. Örnekler arasında Bozcaada'da asker ücretlerinin duâgûluk olarak tarikat mensuplarına verilmesi (güvenlik sorunlarına yol açması) ve Kıbrıs'ta timarların Şeyh Sâlim'e tahsisi yer alır. XX. yüzyıl başlarında (1911 kanunları) bu tahsisler büyük ölçüde kaldırıldı; sadece belirli gruplara (kör, felçli vb.) devam etti ve bedelleri ödenerek sonlandırıldı. Günümüzde de dinî toplantılarda dua yapan kişilere "duahan" denmesi, bu geleneğin kalıntısıdır. Osmanlı'da duahanlık, hem dinî-ritüel hem de sosyal-ekonomik bir işlev taşıyordu ve vakıf sisteminin önemli bir parçasıydı.
- Maybe I Maybe You - Scorpions
Scorpions - Maybe I Maybe You Scorpions'un "Maybe I Maybe You" adlı şarkısı, Alman hard rock grubunun 2004 yılında yayınlanan Unbreakable albümünün 6. parçasıdır. Şarkı, umut, birlik ve hayallerin gücünü anlatan motive edici bir rock ballad'ıdır. Sözleri Klaus Meine tarafından yazılmış, müzik ise Rudolf Schenker ve Matthias Jabs'a aittir. Şarkı, karanlık bir dünyada bireysel ve kolektif değişimin mümkün olabileceğini vurgular; "Belki ben, belki sen" ifadesi ile dinleyiciyi harekete geçirmeye teşvik eder. Albümdeki prodüksiyon Erwin Musper imzalıdır ve şarkı, grubun klasik melodik rock tarzını yansıtır. Şarkının süresi yaklaşık 4:24 dakikadır ve Genius, AZLyrics gibi platformlarda yüksek puanlı bir parça olarak listelenir. İngilizce Orijinal Sözler Maybe I, maybe you Can make a change to the world We're reaching out for a soul That's kind of lost in the dark Maybe I, maybe you Can find the key to the stars To catch the spirit of hope To save one hopeless heart You look up to the sky With all those questions in mind All you need is to hear The voice of your heart In a world full of pain Someone's calling your name Why don't we make it true Maybe I, maybe you Maybe I, maybe you Maybe I, maybe you Maybe I, maybe you Are just dreaming sometimes But the world would be cold Without dreamers like you Maybe I, maybe you Are just soldiers of love Born to carry the flame Bringing light to the dark You look up to the sky With all those questions in mind All you need is to hear The voice of your heart In a world full of pain Someone's calling your name Why don't we make it true Maybe I, maybe you Maybe I, maybe you Maybe I, maybe you Türkçe Çeviri Belki ben, belki sen Dünyada bir değişiklik yapabiliriz Karanlıkta kaybolmuş bir ruha uzanıyoruz Karanlıkta biraz kaybolmuş bir ruha Belki ben, belki sen Yıldızların anahtarını bulabiliriz Umut ruhunu yakalamak için Bir umutsuz kalbi kurtarmak için Gökyüzüne bakıyorsun Aklınla tüm o sorularla Duyman gereken tek şey Kalbinin sesi Acıyla dolu bir dünyada Biri adını çağırıyor Neden gerçek kılmayalım Belki ben, belki sen Belki ben, belki sen Belki ben, belki sen Belki ben, belki sen Bazen sadece hayal kuruyoruz Ama dünya soğuk olurdu Senin gibi hayalperestler olmadan Belki ben, belki sen Sadece aşkın askerleriyiz Alevi taşımak için doğmuşuz Karanlığa ışık getirmek için Gökyüzüne bakıyorsun Aklınla tüm o sorularla Duyman gereken tek şey Kalbinin sesi Acıyla dolu bir dünyada Biri adını çağırıyor Neden gerçek kılmayalım Belki ben, belki sen Belki ben, belki sen Belki ben, belki sen Şarkının teması, bireysel çabaların toplu değişime nasıl yol açabileceğini işler; bu da Scorpions'un sosyal mesajlı şarkılarına (örneğin "Wind of Change") benzerlik gösterir. Dinlemek için Youtube veya Çalma Listeme bir göz atın https://www.youtube.com/watch?v=YDjZb1LvHjY
- Perseus ve Medusa
Perseus ve Medusa Perseus, Zeus’un oğlu ve bir ölümlü olan Danaë’nin çocuğu olarak yarı tanrı bir kahramandır. Hikaye, Argos kralı Akrisios’un, bir kehanete göre torunu tarafından öldürüleceğini öğrenmesiyle başlar. Bu kehanetten korkan Akrisios, kızı Danaë’yi bir kuleye hapseder, ancak Zeus altın yağmur şeklinde ona ulaşır ve Danaë, Perseus’u doğurur. Akrisios, anne ve oğlunu bir sandığa koyarak denize atar, ancak tanrıların yardımıyla ikisi Seriphos Adası’na sağ salim ulaşır. Medusa Yıllar sonra, Seriphos’un kralı Polidektes, Danaë’ye göz koyar ve Perseus’u başından atmak için imkânsız bir görev verir: Gorgon Medusa’nın kafasını getirmesini ister. Medusa, yılan saçlı, korkunç bir canavardır; ona doğrudan bakan herkesi taşa çevirir. Perseus, bu tehlikeli görev için tanrılardan yardım alır: - Athena, ona parlak bir kalkan verir; bu kalkan, Medusa’ya doğrudan bakmadan yansımasını görmesini sağlayacaktır. - Hermes, ona keskin bir orak ve uçmasını sağlayan kanatlı sandallar verir. - Hades, görünmezlik miğferi sağlar. - Ayrıca, Perseus, Medusa’nın yerini öğrenmek için **Graeae** (üç yaşlı cadı) kardeşlerden bilgi alır. Bu cadılar tek bir gözü ve dişi paylaşır; Perseus, gözlerini çalarak onları konuşmaya zorlar. Medusa ile Karşılaşma Perseus, Medusa’nın yaşadığı mağaraya ulaşır. Athena’nın kalkanını kullanarak Medusa’ya doğrudan bakmaktan kaçınır ve yansımasını izleyerek onun kafasını keser. Medusa’nın kesik başından, kanatlı at Pegasus ve dev Chrysaor doğar. Perseus, Medusa’nın kafasını bir torbaya koyar ve kaçarken görünmezlik miğferini kullanır. Dönüş Yolunda Maceralar Dönüş yolunda Perseus, zincirlenmiş bir prenses olan Andromeda’yı görür. Andromeda, bir deniz canavarına (Cetus) kurban edilmek üzeredir. Perseus, Medusa’nın kafasını kullanarak canavarı taşa çevirir ve Andromeda’yı kurtarır. İkili aşık olur ve evlenir. Sonunda, Perseus, Medusa’nın kafasını Athena’ya sunar; Athena da onu kalkanına (Aegis) yerleştirir. Perseus, annesi Danaë’yi kurtarır ve kehanet gereği, yanlışlıkla dedesi Akrisios’u bir disk atma yarışmasında öldürür. Öykünün Anlamı ve Kültürel Etkisi Temalar Cesaret, kurnazlık, kader ve tanrısal yardım. Perseus’un hikayesi, imkânsız gibi görünen görevleri başarma azmini ve zekanın gücünü vurgular. Medusa’nın Sembolizmi Medusa, korku ve ölümün sembolü olsa da, onun kafasının koruyucu bir güç olarak kullanılması (örneğin Athena’nın kalkanında), kötülüğün bile doğru ellerde bir silaha dönüşebileceğini gösterir. Sanatta ve Kültürde Perseus ve Medusa miti, Rönesans’tan modern çağa kadar sanat eserlerinde, heykellerde (örneğin Cellini’nin Perseus heykeli) ve edebiyatta sıkça işlenmiştir. Medusa’nın imgesi, korku ve büyülenmeyi temsil eden ikonik bir semboldür.
- Nur Risaleleri ya da hezeyanlar !
DEPREM ! Madem hakikat budur. Size ihtar ediyorum: Kur'â n'a dayanan Risale-i Nur ile mübareze etmeyiniz. O mağlûp olmaz, bu memlekete yazık olur. O başka yere gider, yine tenvir eder. ( HAŞİYE-1 Dört defa o mübareze zamanında gelen dehşetli zelzeleler, “yazık olur” hükmünü isbat ettiler.” Tarihçe-i Hayat s.692 https://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=12&pageNo=112#content.tr.14.692 NUR SURESİ YAZDIKLARINI İŞARET EDİYOR (!) Sûre-i Nur'dan Âyetü'n-Nur'dur ki, Risale-i Nur'un Resâilü'n-Nur ve Risalei'n-Nur ve Risaletü'n-Nur namlarıyla sebeb-i tesmiyesinin on altı sebebinden bir sebep olduğundan, birinci olarak onu beyan etmek gerektir. Bu Âyeti'n-Nur: اَللهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْباَحٌ اَلْمِصْبَاحُ فِى زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لاَشَرْقِيَّةٍ وَلاَغَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِۤيءُ وَلَوْلَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ يَهْدِي اللهُ لِنُورِهِ مَنْ يَشَۤاءُ وَيَضْرِبُ اللهُ اْلاَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ 1 Şu âyet-i nuriyenin mânâca çok tabakatı ve vücûh-u kesiresi vardır. Ve o tabakalardan ve vecihlerden işârî ve remzî bir vechi, mânâca ve cifirce nurlu bir tefsiri olan Risalei'n-Nur ve Risaletü'n-Nur'a dört-beş cümlesiyle on cihetten bakıyor. Ve o tabakalardan ve o vecihlerden bir tabaka ve bir perde dahi, mu'cizâne elektrikten haber veriyor. Risale-i Nur'a bakan birinci cümlesi: مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ 1 'dur. Yani, nur-u İlâhînin veya nur-u Kur'ânînin veya nur-u Muhammedînin (a.s.m.) misali, şu مِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ 'dur. Makam-ı cifrîsi dokuz yüz doksan sekiz (9 98) olarak, aynen Risaletü'n-Nur—şeddeli ن , iki ن sayılmak cihetiyle—tam tamına tevafukla ona işaret eder. https://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=12&pageNo=112#content.tr.4.839





















