Arama Sonuçları
Search this site
Boş arama ile 1302 sonuç bulundu
- Tanrı Ülgen
Altay şaman mitolojisine göre, demiurg nitelikte olan Ülgen Baş Tanrıdır. Kayrakan'dan südurla türemiş üç büyük tanrıdan biridir. Gök gürültüsü çıkarır ve şimşek çaktırır. Ülgen'e yaratıcılık gücü Ak Ene tarafınfan verilmiştir. Onun talimatı ile evreni, yeri, göğü, hayvanları ve insanları yaratmıştır. Bazı Altaylı kavimler onu "töz" diye tanımlamışlar ve boylardan bazılarının Ata Tanrısı olduğunu varsaymışlardır. Ülgen hakkındaki bilgiler etnografik kaynaklı olup evrenin yaratıcısı Ülgen, Kögö Mönkö Adazının oğlu olarak göğün 15 nci katında, bazı varyantlarda 16ncı katında ya da 3ncü katında bulunmaktadır. Bazı Altaylı kavimlere göre güneş ve ayla birlikte göğün 9'uncu katındadır. Genel kanıya göre Sarayı veya yurdu Altın-tuu (Altın Dağ) dadır ve altın kapıları oşan sarayında, altın bir tahta oturmaktadır. Altay inancına göre, kişiselleştirilmiş bir tanrı olan Ülgen'in annesi Taz Kaan'dır. Bazı Altay-Sayan halklarına göre mutlak güç sahibi Kögö Mönkö / Kege Menge (ebedi gök) (Gök Tengri) 'nin oğludur. Kaynak: BAYAT, F. Türk Şaman Mitolojisinin Teonimleri , Ötüken Yay., İstanbul, 2023,s.101-107.
- Akıl Tanrısı
Mergen Teneri, Mergen Tengere ya da Pergen Han, Altay şaman mitolojisinde akıl tanrısı olarak nitelenen bir figürdür. Kayrakan'ın oğullarından birisi olarak görülür ve göğün 7'nci katında oturduğuna inanılır. Bu katta göğü ve yeri aydınlatan Kün-Ene (Güneş Ana) ile birlikte yaşar. Usta bir avcı da oşan Mergen-teneri'nin, yayının iki ucunda kurt kabartması bulunur, attığı okun hedeften saşmadığı söylenir. Şaman inancına göre O'nun yürümesi sonucu gök gürültüsü ve şimsek oluşur.
- Tavus Kuşu
Eşine kur yapan Tavus Kuşu Arkadan duyulan kuş sesleri Tavus kuşuna ait değil.
- Yunan Galip Gelseydi?
30 Kasım 1912 Tarihli The Illustrated London News'teki "The Mark of the Victor" İllüstrasyonu. Başına Haç Çizilen Türk Askeri Birinci Balkan Savaşı (1912-1913) sırasında yayınlanan The Illustrated London News gazetesinin 30 Kasım 1912 tarihli sayısından (Cilt 141, Sayı 3841) alınmış bir çizim. Gazetenin bu sayısı savaşın en yoğun dönemlerinden birine denk geliyor: Bulgar ordusu Edirne'yi kuşatmış, Osmanlı birlikleri Lüleburgaz ve Kırklareli'nde ağır yenilgiler almış, ve Balkan ittifakı (Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan, Karadağ) güçleri Trakya ve Makedonya'da ilerliyordu. Gazete, dönemin önde gelen illüstrasyonlu yayınlarından biri olarak, savaşı görsellerle belgeleyen haberler yapıyordu. Bu illüstrasyon, Salonika (bugünkü Selanik) şehrinin 8 Kasım 1912'de Yunan ordusu tarafından ele geçirilmesinden kısa süre sonra, muhtemelen bir tanık anlatımına veya gazetecilik raporuna dayalı olarak hazırlanmış. Görsel Detaylar Resim, siyah-beyaz bir çizim (muhtemelen sanatçı Sydney P. Hall veya benzeri bir illüstratör tarafından yapılmış, imzada "S.P.H." benzeri bir imza görülüyor). Merkez Bir Bulgar subay (koyu üniforma, kasket şapka, bıyıklı) elini kaldırarak bir Türk erkeğinin (fes giymiş, sakallı, geleneksel kıyafetli) alnına tebeşirle haç işareti çiziyor. Yanında bir Yunan askeri (daha açık renkli üniforma, fustanella eteği, bacaklarında beyaz çoraplar) duruyor ve sahneyi izliyor. Arka plan Salonika'nın dar sokakları, ahşap evler, Yunan bayrakları asılı balkonlar, kalabalık bir grup (askerler, siviller, çocuklar) izliyor. Sokak taş döşeli, hava kışa yakın serin (çıplak ağaçlar). Atmosfer: Aşağılayıcı ve propaganda yüklü; zaferin simgesi olarak Hıristiyan haçı, yenilen Osmanlı/Türk'e uygulanıyor. Başlık ve Alt Yazı (Caption): Resmin altında şu metin yer alıyor. "The Mark of the Victor: A Bulgarian and a Greek chalking a cross on the forehead of a Turk, in Salonika." "A Turkish sergeant-major, writing on the wall of the Bulgarian consulate in Salonika, in Greek: 'Long live King Ferdinand and Bulgaria.' In the world he had left: 'Kicking in the knee.' Turk of the red fez on which he had sworn allegiance to the Sublime Porte. His present employment: 'Drawing the religious emblem on the forehead of his late enemy.'" Bu Alt Yazıda; bir Türk çavuşun (sergeant-major) Bulgar konsolosluğuna sadakatini belirten bir yazı yazmasını ironik bir şekilde karşılaştırıyor. "Kicking in the knee" ifadesi muhtemelen bir mecaz veya yazım hatası (belki "kicking in the teeth" yani aşağılama anlamında), ve haç çizmenin "dini simge" olarak yenilgiyi simgelediğini vurguluyor. Alt Yazı Osmanlı subayının "kızıl fes"e bağlılığını yeminle bağdaştırarak, şimdi "düşmanının alnına dini amblem çizmekle" meşgul olduğunu belirtiyor. Tarihi Bağlam ve Olayın Anlamı Salonika'nın Düşüşü: 8 Kasım 1912'de Yunan Kraliyet Ordusu, Osmanlı valisi Hasan Tahsin Paşa'nın şehri teslim etmesiyle Salonika'yı ele geçirdi. Bu, Osmanlı'nın Avrupa'daki en önemli limanını kaybetmesiydi. Şehirde karışık etnik yapı (Yunanlar, Türkler, Yahudiler, Bulgarlar) vardı, ve Yunan işgali sırasında gerginlikler yaşandı. İllüstrasyon, muhtemelen Yunan gazetecisi veya tanıkların raporlarına dayalı; benzer olaylar, esir Türk askerlerine/sivillere yönelik aşağılamaları belgelemek için kullanıldı. Haç Çizme Olayı Bu, Balkan ittifakı askerlerinin (özellikle Yunan ve Bulgar) esir düşen Müslüman/Türk askerlerine uyguladığı yaygın bir aşağılama yöntemiydi. Haç (Hıristiyan simgesi), hilal'e (İslam simgesi) karşı propaganda olarak kullanıldı: "Haç hilali Avrupa'dan kovuyor" sloganıyla bağlantılı. Dönemin raporlarına göre: Esirler alnına tebeşir veya kömürle haç çizilerek "Hıristiyanlaştırılıyor" veya kimliklendiriliyordu; bazı durumlarda bu, idam veya sürgün öncesi bir ritüeldi. Benzer Aşağılamalar Priştine (23 Ekim 1912) katliamında Sırp askerleri benzer semboller kullandı; Edirne kuşatmasında (Kasım 1912-Mart 1913) Bulgarlar esirlere dini aşağılamalar yaptı. İngiliz diplomat raporları (örneğin, Sir Henry Bax-Ironside, 1912 sonu) Yunan işgalinde "Müslümanlara yönelik sistematik şiddet"i doğruluyor, ancak haç çizme spesifik olarak propaganda illüstrasyonlarında vurgulandı. Gazetenin Bakış Açısı The Illustrated London News, savaşı tarafsız gibi görünse de, Batı kamuoyunda Balkan Hıristiyanlarını sempatik gösteriyordu. Bu illüstrasyon, "atrocity" (zulüm) haberlerinin bir parçası; Osmanlı tarafı bunu propaganda olarak kullandı, Türk basını (örneğin, Tanin gazetesi) benzer olayları "etnik temizlik" olarak aktardı. Fiziksel arşiv (British Library) daha net detaylar sunabilir. Benzer Görseller Dönemin diğer yayınlarında (The Graphic, 1912) benzer karikatürler var; örneğin, "Haç Hilali Ezmek" temalı çizimler. Modern Değerlendirme Tarihçiler (örneğin, Justin McCarthy'nin "Death and Exile" kitabı), bu olayı 1912-1913'te 600.000+ Müslüman kaybının parçası olarak görüyor; propaganda unsuru ağır basıyor, ancak temeli gerçek şiddet raporlarında yatıyor.
- Marlyn Monroe'ye yürümek
Marlyn Monroe
- Brown Butter
“Brown butter” Türkçede “kahverengi tereyağı” veya daha yaygın kullanılan şekliyle “yakılmış tereyağı” / “fındık tereyağı” anlamına gelir. Aslında tereyağının eritilip, içindeki süt katı maddelerinin (protein ve şekerlerin) karamelize edilmesine verilen isimdir. Tereyağı eritildikten sonra hafif kahverengimsi bir renk alır.Fındıksı, karamelimsi yoğun bir aroma kazanır. Brown Butter Fransız mutfağında “beurre noisette” (fındık tereyağı) olarak da bilinir. Kullanım alanları: Kek, kurabiye, tart gibi tatlılarda lezzeti derinleştirmek için. Soslarda, makarnada veya sebzelerin üzerine dökmek için. Balık ve et yemeklerine eşlik eden aromalı soslar hazırlamak için.
- Ateist Osmanlı Alimi, Lari Mehmed
Lâri Mehmed Efendi (veya Lari Mehmed Ağa), 17. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşamış bir din âlimi, imam ve düşünürdür. Bilim ve zekâsıyla tanınan, zengin bir tüccar olan Lâri Mehmed, İstanbul Valide Hanı'nda ikamet etmekteydi ve bir dönem Maksud Paşa Camii'nde imamlık yapmıştı. Dönemin uleması arasında saygın bir konuma sahipti, ancak Tanrı'nın varlığını (ulûhiyet), ahiret hayatını (haşr ü neşr), namaz ve oruç gibi ibadetlerin farzlığını inkâr ettiği ve şarabı (hamr) helal gördüğü iddialarıyla suçlandı. Bu görüşlerini sadece kendine saklamayıp etrafa yayması, "ehl-i İslâm'ı idlâl ederek" (Müslümanları saptırarak) taraftar toplaması nedeniyle dikkat çekti ve sarayın kulağına ulaştı. 1665 yılında tutuklandı ve yargılandı. Mahkeme, 2 Şubat 1665 Cuma günü İstanbul Kaymakamı Vezir İbrahim Paşa'nın sarayında toplandı; yaklaşık 40 şahit dinlendi. Lâri Mehmed, fikirlerini reddetmek yerine cesurca ve ısrarla savundu. Dönemin İngiliz tarihçisi Paul Rycaut'a göre, Osmanlı bürokrasisinde Tanrı inkârcılarının (gizli ateistler) yaygın olduğu bir ortamda, Lâri Mehmed bunların ileri gelenlerinden biriydi. Mahkeme, İstanbul Kadısı Merhabazâde Efendi'nin onayıyla idam fetvası verdi. Parmakkapı'da halka teşhir edildikten sonra boynu kılıçla vurularak idam edildi. Ölümünden sonra kitapları ve eşyaları satılarak devlete gelir sağlandı, ancak daha sonra iade edildi. Arşiv belgelerinde, "Evrâk-ı perişan" (dağınık evraklar) adlı kişisel notları ve "kâfir hattı" (gayrimüslim alfabeleriyle) yazılmış yabancı dil kitapları dikkat çeker; bu onun birden fazla dil bildiğini ve muhtemelen Avrupaî eserler okuduğunu gösterir. Lâri Mehmed, Osmanlı tarihindeki bilinen ilk açık ateist figürlerden biri olarak kabul edilir ve zındıklık (tanrıtanımazlık) suçlamasıyla idam edilen diğer âlimlerden (örneğin Molla Lütfi, Molla Kabız) ayrılır. Kaynaklar, onun reformcu ve muhalif bir tavır sergilediğini vurgular.
- Gınnap
Halk arasında "gınnap" olarak da bilinen hünnap , sağlık açısından pek çok faydası bulunan, dikenli bir ağaçta yetişen küçük, oval bir meyvedir. Daha çok Akdeniz iklimine sahip bölgelerde yetişen hünnap, Çin hurması olarak da adlandırılır. Özellikleri Meyve: İlk başlarda yeşil renkte olan hünnap, olgunlaştıkça kırmızımsı kahverengi veya siyah-mor bir renge döner ve yüzeyi buruşur. Zeytine benzeyen bir yapısı ve sert bir çekirdeği vardır. Ağaç: Hünnap ağacı genellikle 5-12 metre yüksekliğe ulaşabilen, dikenli dalları olan bir türdür. Yaprakları parlak yeşil ve oval şekildedir. Tadı: Taze hünnap, hafif ekşimsi ve elmaya benzer bir tada sahiptir. Kurutulduğunda ise tadı daha tatlı ve yoğunlaşır. Bu haliyle hurmaya benzetilir. Besin Değeri: Hünnap, C vitamini açısından oldukça zengindir. Bunun yanı sıra A vitamini , potasyum , fosfor , magnezyum ve demir gibi önemli vitamin ve mineralleri de içerir. Ayrıca yüksek lif ve antioksidan kaynağıdır. Faydaları Bağışıklık Sistemini Güçlendirir: İçerdiği yüksek C vitamini sayesinde vücudun bağışıklık sistemini destekler ve soğuk algınlığı gibi hastalıklara karşı koruma sağlar. Sindirim Sistemini Düzenler: Lifli yapısıyla sindirim sağlığını destekler, bağırsak hareketlerini düzenler ve kabızlık sorununa iyi gelir. Sakinleştirici Etki Gösterir: Doğal bir yatıştırıcı olarak bilinir. Uyku kalitesini artırmaya, stresi ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Kalp Sağlığına Katkı Sağlar: Potasyum içeriği sayesinde kan basıncını düzenler ve kalp-damar sağlığını korur. Antioksidan Kaynağıdır: İçerdiği flavonoidler ve diğer antioksidanlar sayesinde vücuttaki serbest radikallerle savaşarak hücre hasarını önler.
- Sisifos'un Kayası
Albert Camus’un Sisifos (Sisyphus) kayası metaforu, onun absürdizm felsefesinin temel taşlarından biridir ve Sisifos Söyleni (Le Mythe de Sisyphe) adlı eserinde detaylıca işlenir. Bu metafor, Yunan mitolojisindeki Sisifos karakterinden türetilmiştir ve insan hayatının anlamsızlığı, varoluşsal mücadele ve bu mücadele karşısında insanın tutumu üzerine derin bir yansıma sunar. Sisifos Mitolojisi Yunan mitolojisine göre Sisifos, tanrılara karşı gelmesi nedeniyle cezalandırılır. Cezası, bir kayayı bir tepenin zirvesine yuvarlaması, ancak kaya tam zirveye ulaşmak üzereyken tekrar aşağı yuvarlanması ve bu eylemin sonsuza dek tekrarlanmasıdır. Bu, anlamsız, bitmeyen bir çabadır. Camus’un Metaforu Camus, Sisifos’un bu sonsuz ve anlamsız görevini, insan varoluşunun bir metaforu olarak kullanır. Ona göre hayat, evrensel bir anlam ya da nihai bir amaç sunmaz; bu durum absürd olarak adlandırılır. Absürd, insanın anlam arayışı ile evrenin bu arayışa kayıtsızlığı arasındaki çatışmadır. Sisifos’un kayası, bu absürd varoluşun sembolüdür: İnsan, hayat boyunca çaba sarf eder, hedefler peşinde koşar, ancak nihai bir anlam ya da zafer elde edemez. Sisifos’un Tutumu Albert Camus’un metaforunun en çarpıcı noktası, Sisifos’un bu anlamsızlığa nasıl karşılık verdiğidir. Camus, Sisifos’u kayayı yuvarlarken bilinçli bir şekilde hayal eder. Sisifos, cezasının anlamsızlığını kabul eder, ancak buna rağmen kayayı yuvarlamaya devam eder. Bu, Camus’nün felsefesinin özünü yansıtır: Absürdü kabul etmek, ama ona boyun eğmemek. Sisifos, isyan edercesine kendi kaderini benimser ve bu süreçte kendi anlamını yaratır. Camus, eserin sonunda şu ünlü cümleyi kurar: “ Sisifos’u mutlu hayal etmek gerekir .” Bu, Sisifos’un anlamsızlığa rağmen kendi çabasında bir tür özgürlük ve onur bulduğunu ifade eder. Mutluluk, dışsal bir anlamdan değil, insanın kendi varoluşsal duruşundan ve hayatı bilinçli bir şekilde yaşamaya devam etme kararından gelir. Metaforun Günümüzle Bağlantısı Sisifos kayası, modern insanın tekrarlayan işleri, bitmeyen sorumlulukları ve anlam arayışıyla ilişkilendirilebilir. Örneğin: Günlük hayatta rutin işler (iş, aile, sorumluluklar) Sisifos’un kayası gibi anlamsız görünebilir. Ancak Camus, bu rutin içinde bile bireyin kendi değerlerini, özgürlüğünü ve tutkusunu bulabileceğini savunur. Metafor, bireyin absürd karşısında pes etmek yerine, kendi anlamını yaratmaya devam etmesi gerektiğini vurgular. Özet Sisifos kayası, insan hayatının anlamsızlığını ve bu anlamsızlık karşısında bireyin tutumunu temsil eder. Camus’ye göre absürdü kabul etmek, hayatı anlamsız bulup vazgeçmek değil, bilakis bu anlamsızlığa rağmen yaşamaya ve kendi anlamını yaratmaya devam etmektir. Sisifos, bu mücadelede bir kahraman olarak görülür; çünkü o, kaderine boyun eğmez, kendi varoluşunu bilinçli bir şekilde kucaklar.
- Kedilerin Bebek Sevgisi
Kediler ve bebekler
- Tırtıldan Kelebeğe
Tırtılın muhteşem dönüşümü
- Gudrun Himmler
Nazi Propagandası ürünü bir çocuk Gudrun Himmler (evlilik sonrası soyadı Burwitz), 8 Ağustos 1929'da Münih'te doğmuş, Nazi Almanyası'nın en üst düzey yetkililerinden Heinrich Himmler'in ve eşi Margarete (Marga) Boden'in tek biyolojik kızıdır. Heinrich Himmler, SS'nin lideri (Reichsführer-SS) olarak Holokost'un baş mimarlarından biriydi ve Nazilerin en güçlü figürlerinden biriydi. Gudrun, "Püppi" (kukla) lakabıyla babasının gözbebeğiydi; babası onu resmi etkinliklere sık sık götürür, haftada bir mektup yazar ve her gün telefonla arardı. Ailesi, 1930'larda Münih yakınlarında bir villa satın aldı ve Gudrun, Aryan ideali olarak görülen sarışın, mavi gözlü bir çocuk olarak büyüdü. Babası ayrıca bir metresi (Hedwig Potthast) ve ondan iki çocuğu olsa da, Gudrun'a özel bir sevgi besliyordu. II. Dünya Savaşı sırasında, 1941'de 12 yaşındayken babasıyla Dachau Toplama Kampı'nı ziyaret etti ve günlüğünde "Her şeyi gördük" diye yazdı – bu kampta 30.000'den fazla kişi öldürülmüştü. Savaşın sonlarında, 1945'te annesiyle birlikte İtalya'ya kaçtılar, ancak Amerikalı askerler tarafından yakalandılar. Roma'da tutuldukları sırada Gudrun açlık grevine girdi ve Florence'da sorgulanırken gardiyanlar ona soyadını gizlemesini tavsiye etti, yoksa "yırtılıp atılacağını" söylediler. Nuremberg Mahkemeleri'nde tanıklık ettiler ve 1946'da serbest bırakıldılar. Babası Heinrich Himmler ise 23 Mayıs 1945'te İngilizler tarafından yakalandıktan sonra siyanür kapsülüyle intihar etti (Gudrun buna inanmazdı). Savaş sonrası Gudrun, 1950'lerde aşırı sağcı Wulf Dieter Burwitz ile evlendi (kocası NPD partisinde yetkiliydi) ve iki çocukları oldu. Kariyerinde ilginç bir dönüm noktası, 1961-1963 yılları arasında Batı Almanya'nın dış istihbarat servisi BND'de sekreter olarak çalışmasıydı – bu servis o dönemde birçok eski Nazi'yi istihdam ediyordu ve lideri Reinhard Gehlen'di. 1951'de Wiking-Jugend adlı neo-Nazi gençlik örgütünün kurulmasına yardım etti (bu örgüt Hitler Gençliği'ne benzerdi). Yaşamının büyük kısmını Stille Hilfe (Sessiz Yardım) adlı örgütün önde gelen üyesi olarak geçirdi; bu örgüt eski SS üyelerine ve Nazi savaş suçlularına yasal ve maddi destek sağlıyordu. Örneğin, 2010'da Belzec kampında 437.000 Yahudi'nin katledilmesine yardım eden Samuel Kunz'un savunmasını finanse ettiler. En Bilinen Yönü Gudrun Himmler, en çok babasının sadık bir savunucusu ve Nazi ideolojisinin devam ettiricisi olarak bilinir. "Nazi prensesi" lakabıyla anılır ve ölene kadar (24 Mayıs 2018, Münih yakınlarında, 88 yaşında) babasının itibarını korumaya çalıştı. Müttefik propagandayı suçladı, Holokost'u reddetti ve Heinrich Himmler'i "canavar değil" diye savundu. Neo-Nazi etkinliklerine katılır, eski Nazileri desteklerdi; bu, onu aşırı sağın "maskotu" yaptı. En Eleştirilen Yönü En çok eleştirilen yanı, Nazi suçlarını reddetmesi ve Holokost'u inkar etmesi. Babasının soykırım sorumluluğunu kabul etmemesi, neo-Nazi gruplara destek vermesi ve Stille Hilfe üzerinden savaş suçlularını koruması nedeniyle "Nazi ideolojisinin devamı" olarak suçlandı. Eleştirmenler, onun unrepentant (pişman olmayan) tutumunun Nazi mirasını sürdürdüğünü ve antisemitizmi teşvik ettiğini söyler. BND'de çalışması da Nazi bağlantılarını gizleme olarak görüldü ve büyük tartışma yarattı. Bazıları onu "flamboyant Nazi prensesi" diye nitelendirerek, ailesel sadakatinin ahlaki körlüğe yol açtığını vurguladı. İlginç Olaylar Dachau Ziyareti (1941): 12 yaşında babasıyla Dachau'yu gezdi ve günlüğünde olumlu notlar aldı – bu, Nazi rejiminin çocuklara bile ideolojiyi nasıl aşıladığını gösterir. Babasının Ölümüne İnanmamak: Himmler'in intiharını reddetti; İngilizler tarafından öldürüldüğünü savundu (bu görüş, Hugh Thomas'ın 2001 kitabı "The Unlikely Death of Heinrich Himmler"da da tartışılır). Bu inanç, psikolojik çöküşüne yol açtı ve ömür boyu sürdü. Açlık Grevleri ve Kaçış: Savaş sonunda İtalya'da yakalandıklarında açlık grevi yaptı, ateşlendi ve zayıfladı. Soyadını gizlemek zorunda kaldı; bir keresinde "Himmler" adını söylememesi için uyarılmıştı. Mektuplar ve Anılar: Babasının mektuplarında "Auschwitz'e gidiyorum, öpücükler" diye yazması gibi detaylar, 2014'te keşfedilen belgelerle ortaya çıktı. Gudrun'un günlüğü, savaşın son günlerinde "Baba çok çalışıyor, Führer askerlerin savaşmayacağına inanmıyor" diye notlar içeriyordu. Neo-Nazi Destekleri: Stille Hilfe ile eski Nazileri korudu; örneğin, 2010'larda Kunz gibi isimlerin davalarını finanse etti. NPD bağlantılı kocasıyla evliliği ve Wiking-Jugend'in kuruluşu, aşırı sağdaki rolünü pekiştirdi. Gudrun'un hayatı, Nazi mirasının bireysel düzeyde nasıl devam edebileceğini gösteren trajik bir örnek. Kaynaklar, onun sadakatini hem hayranlık hem de nefretle anar.
- Kirpi
Bir kirpi yavrusunun büyüyüşü.
- Yalan söylemekten çekinmeyen 3 burç!
Amaç kötü değil Zararsız "beyaz yalanlar" söylemek doğal bir insani refleksdir. Bu durumlarda amaç karşıdakini kandırmak ve menfaat elde etmek değildir, yani kötü bir niyet yoktur. Bu konuda toplumda en bilinen örnek, ölüm döşeğinde bile olsa bir hastaya iyileşeceğini söylemek alışkanlığımızdır. Astrolojiye göre bazı burçlarda olan insanlar, "yalan söylemek" demeyelim ama gerçeği biraz esnetmek eğilimindedirler. Çoğunlukla anlatıyı ilginç kılmak, dikkat çekmek, iletişim çatışmasından kaçınmak, karşılıklı uyumu korumak adına diğerlerine kıyasla daha rahat olabilen o üç burç şunlar; İkizler Burcu Yönetici gezegeni Merkür olan İkizler, iletişimin ve zekanın burcudur. Astrologlara göre, onların gerçeği esnetme eğilimi kötü niyetten çok, canlı hayal güçlerinden ve anı daha ilginç kılma arzusundan kaynaklanır. Hızlı zekaları ve kelimelerle oynama yetenekleri, gerçek ile kurgu arasındaki çizgiyi ustalıkla bulanıklaştırmalarını sağlar. Onlar için bu, bir aldatmacadan çok, bir hikaye anlatma sanatıdır. Balık Burcu Zodyak'ın en duygusal ve empatik burcu olan Balık, gerçeğin can yakabileceği durumlarda pembe yalanlara başvurabilir. Onların motivasyonu genellikle çatışmadan kaçınmak veya sevdiklerinin duygularını korumaktır. Gerçeklerden kaçma eğilimleri, onları acı bir gerçeği söylemek yerine, durumu yumuşatan zararsız bir söylemi tercih etmeye iter. Terazi Burcu Adalet ve denge arayışıyla bilinen Terazi burcu, ilişkilerde uyumu her şeyin üzerinde tutar. Bu nedenle, gereksiz bir tartışmayı önlemek veya ortamdaki barışı korumak için gerçeği biraz "esnetebilirler". Diplomatik doğaları ve doğal çekicilikleri, söyledikleri beyaz yalanların kolayca kabul görmesini sağlar ve onları oldukça ikna edici kılar. Kaynak: Sözcü Gazetesi https://www.sozcu.com.tr/yalan-soylemekten-cekinmeyen-3-burc-amac-yalnizca-uyumu-korumaktir-p228233
- Limon otu
Limon otu (Cymbopogon citratus), çoğunlukla Asya mutfaklarında kullanılan aromatik bir bitkidir. Hem taze hem kuru hali bulunur. Görünüm Uzun, ince, kamışa benzeyen yapraklı bir bitkidir. Dışı sert ve yeşil, iç kısmı ise beyaz ve daha yumuşaktır. Hafif limon kokusuna sahiptir ama limondan daha otumsu ve ferah bir aroması vardır. Yemeklerde Kullanımı Taze haliyle: Genellikle dış kabuğu soyulur, iç kısmı bıçakla ezilir ya da dilimlenir. Çorbaya, körilere, marine soslarına atılır. Pişerken aromasını verir, servis öncesi genelde çıkarılır. Kuru veya toz haliyle: Baharat gibi yemeklere eklenebilir. Çay olarak: Yaprakları veya sapları sıcak suda demlenerek rahatlatıcı bir bitki çayı yapılır. Öne çıkan mutfaklar: Tayland, Vietnam, Malezya, Hindistan ve Endonezya yemeklerinde sıkça kullanılır. Özellikle Tom Yum çorbası ve tavuklu körilerde vazgeçilmezdir. İpucu: Limon otu, balık, tavuk, deniz ürünleri ve hindistan cevizi sütüyle çok uyumludur. Ayrıca zencefil ve sarımsakla birlikte kullanıldığında lezzeti daha da artar. Limon Otlu Tavuk Tarifi Malzemeler: 500 gr tavuk göğsü (küçük parçalara doğranmış) 2 sap taze limon otu (beyaz kısmı, bıçakla ezilmiş ve doğranmış) 2 diş sarımsak (ince doğranmış) 1 parça taze zencefil (1-2 cm, rendelenmiş) 2 yemek kaşığı sıvı yağ (tercihen zeytinyağı) 1 yemek kaşığı soya sosu 1 tatlı kaşığı bal veya esmer şeker Yarım limon suyu Tuz ve karabiber İsteğe göre: bir kutu hindistan cevizi sütü (daha kremalı versiyon için) Yapılışı 1. Tavayı ısıt ve yağı ekle. 2. Sarımsak, zencefil ve doğranmış limon otunu ekleyip birkaç dakika kavur. 3. Tavuk parçalarını ekle, yüksek ateşte renk alana kadar pişir. 4. Soya sosu, bal ve limon suyunu ilave et. Karıştır. 5. (İstersen) hindistan cevizi sütünü ekleyip kısık ateşte 10 dakika pişir. 6. Tuz ve karabiberle tadını ayarla. Servis Önerisi: Yanında yasemin pirinci veya noodle ile çok iyi gider. Üzerine taze kişniş veya maydanoz serpebilirsin. Limon Otlu Çay Tarifi Malzemeler: 2–3 sap taze limon otu (yapraklı kısımları da olur, tercihen beyaz kısmı) 2 bardak su 1 tatlı kaşığı bal (isteğe bağlı) Yarım limon suyu veya birkaç dilim limon (isteğe bağlı) Yapılışı 1. Limon otunu yıkayıp birkaç parçaya böl, aromasını daha iyi bırakması için bıçakla hafifçe ez. 2. 2 bardak suyu kaynat, içine limon otunu at. 3. 5–10 dakika kadar kısık ateşte demle. 4. Süzüp fincana al. İstersen bal ve limon ekleyerek tatlandır.
- Gökhöyük'te İnsan Yüzlü Çömlek Parçası
Gökhöyük Gökhöyük 1950'li yıllarda arkeolog James Mellaart'ın araştırmasıyla tespit edilmiştir Konya'nın Seydişehir ilçesine 8 km uzakta bulunan yaklaşık 5 hektarlık bir alandır. Gökhöyük Konya 2002 yılında Devlet Su İşleri (DSİ)'nin sulama kanalı için yaptığı çalışmalar sırasında tarihi eser parçalaının bulunması sonrasında yaklaşık 3 yıl süre ile kurtarma kazıları yapılmıştır. Konya Selçuk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Ramazan Gündüz başkanlığında Höyükteki kazılar yeniden başlatıldı Çalışmalar esnasında milattan önce 7000 ila 1000 yıllarına tarihlenen ve o döneme ait bilgiler sunun tarihi kalıntılar arasında insan yüzü kabartması olan bir çömlek parçası da bulunmaktadır. Gökhöyük-İnsan yüzü kabartması Kaynak: Sözcü Gazetesi https://www.sozcu.com.tr/konya-da-5-bin-yillik-insan-yuzlu-comlek-parcasi-bulundu-p228247 Arkeoloji ve Sanat Yayınları https://www.arkeolojisanat.com/shop/blog/seydisehirdeki-gokhoyuk-kazi-calismalari-ile-neolitik-donemden-demir-cagina-kadar-olan-surec-arastirilacak_3_1376891.html
- Hesperidesler; Günbatımı Nimpaları
Yunan mitolojisinde Hesperidesler , uzak Batı'da, Bahtiyarlar Adasından biraz uzak bir yerde Okeanus kıyısında, dünyanın bir ucunda bulunan bir bahçede yaşayan periler veya nympha'lardır. Hesiodos' un Theogoniasına göre bunlar "Gecenin Kızları"dır. Sonraları onlara Zeus'un, Themis'in, Phorksy'in, Keto'nun, ve nihayet ve genelllikle Titan Atlas'ın kızları olarak anılırlar ve bahçelerinde Gaia'nın düğün hediyesi olan "altın elma ağacı"na bakmakla görevlidirler. Kimlerdir? Hesperideslerin sayısı ve isimleri kaynaklara göre değişiklik gösterebilir, ancak genellikle üç, dört veya yedi kız kardeş olarak tasvir edilirler. En yaygın bilinen isimleri şunlardır: Aegle (parlaklık) Erytheia (kırmızı olan) Hesperia (akşam veya batı) Bu isimler, gün batımı ve onunla ilişkilendirilen renklerle bağlantılıdır. Hesperideslerin babası Titan Atlas ve annesi bazen Gece Tanrıçası Nyx veya Hesperis olarak gösterilir. Neyi Temsil Ederler? Hesperidesler ve onların bahçesi, Yunan mitolojisinde birçok şeyi simgeler: Uzak ve Ulaşılmaz Zenginlik: Altın elmalar, dünyanın batısındaki uzak ve erişilmesi zor bir yerde bulunan eşsiz bir hazineyi temsil eder. Bu durum, antik Yunanlıların dünyasının ötesindeki bilinmeyen ve egzotik bölgeleri hayal etme biçimlerini yansıtır. Ölümsüzlük ve Ebedi Güzellik: Altın elmalar, tanrılara ölümsüzlük veren yiyeceklerden biri olan ambrosia ile ilişkilendirilir. Bu elmaların bulunduğu bahçe, ideal ve kusursuz bir dünyanın sembolüdür. Görevin Zorluğu ve Kahramanlık: Hesperideslerin bahçesi, Herakles'in 12 görevinin en zorlusu olan altın elmaları getirme görevinin mekânıdır. Bu görev, bir kahramanın en büyük zorluklarla yüzleşmesi ve onları aşması gerektiğini gösterir. Bu elmaları çalmalarını önlemek için bahçe, Hesperidesler ve yüz başlı ejderha Ladon tarafından korunmaktadır. Özetle, Hesperidesler, uzak Batı'daki gizemli bir bahçeyi ve içindeki paha biçilmez altın elmaları koruyan perilerdir. Onlar, hem ulaşılması zor bir hazineyi hem de bu hazineyi elde etmek için gereken büyük kahramanlığı ve çabayı simgelerler.
























