top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 1064 sonuç bulundu

  • Düksel nedir, nasıl yapılır?

    Düksel (Duxelles), Fransız mutfağına ait klasik bir yemek terimi ve hazırlık tekniğidir. İnce doğranmış veya çekilmiş mantarların, genellikle arpacık soğanı (veya normal soğan), tereyağı, baharatlar (kekik, karabiber) ve bazen sarımsak veya otlarla birlikte sotelenerek macun kıvamına getirilmiş halidir. Mantarların suyu tamamen buharlaşana kadar pişirilir, böylece yoğun bir lezzet elde edilir. Düksel Bu karışım genellikle sos, dolgu veya lezzet artırıcı olarak kullanılır: Et yemeklerinde (özellikle Beef Wellington'da dana etini sarmak için), Tavuk, hindi, pirzola veya çorbalara eklenerek, Omlet, tart, makarna, risotto veya sebze yemeklerinde, Aperatif olarak ekmek üstünde. Adı, 17.-18. yüzyıl Fransız mareşali Marquis d'Uxelles'ten gelir ve Fransız mutfağının temel preparatlarından biridir. Türkiye'de MasterChef gibi programlarla popülerleşmiştir. Klasik Düksel Tarifi (yaklaşık 4-6 kişilik, sos/dolgu için) Malzemeler 500 g kültür mantarı (temizlenmiş) 2-3 adet arpacık soğanı (veya 1 küçük normal soğan, ince doğranmış) 2-3 yemek kaşığı tereyağı 1-2 diş sarımsak (isteğe bağlı, ince doğranmış) 1 tatlı kaşığı kuru kekik (veya taze kekik dalları) Tuz ve taze çekilmiş karabiber 1 yemek kaşığı sirke veya beyaz şarap (isteğe bağlı, asidite için) İsteğe bağlı: Birkaç yemek kaşığı krema (daha yumuşak kıvam için) Yapılışı Mantarları iyice temizleyin, saplarını kesin. Mutfak robotunda incecik çekin (veya çok ince doğrayın, neredeyse püre kıvamında olmalı). Çekilmiş mantarları temiz bir tülbent veya bezle sıkarak fazla suyunu çıkarın (bu adım önemli, yoksa pişirme uzar ve sulu kalır). Geniş bir tavayı orta ateşte ısıtın, 1 yemek kaşığı tereyağını eritin. İnce doğranmış arpacık soğanı (ve sarımsağı) ekleyin, yumuşayana kadar 2-3 dakika soteleyin (renk almamalı). Çekilmiş mantarları, kekik, tuz ve karabiberi ekleyin. Orta ateşte karıştırarak pişirin. Mantarlar önce suyunu salacak, sonra suyu çekilene kadar (yaklaşık 10-15 dakika) pişirmeye devam edin. Karışım koyu, macun kıvamına gelmeli. Kalan tereyağını ve sirkeyi/sharap ekleyin, hızlıca karıştırıp buharlaştırın. Gerekirse tuz-karabiber ayarlayın. Ocaktan alın, soğumaya bırakın. Buzdolabında 3-4 gün saklanabilir. Düksel Püf Noktaları Mantarları çok ince işlemek lezzeti yoğunlaştırır. Düşük ateşte yavaş pişirmek daha iyi sonuç verir. Beef Wellington gibi tariflerde prosciutto ile birlikte kullanırsanız mükemmel olur. Afiyet olsun! Bu temel tarifi et veya sebze yemeklerinize ekleyerek deneyebilirsiniz.

  • Esrar nedir?

    Esrar, Hint keneviri (Cannabis sativa, Cannabis indica veya Cannabis ruderalis) bitkisinden elde edilen psikoaktif bir maddedir. Aktif bileşeni başta THC (tetrahidrokannabinol) olmak üzere kannabinoidlerdir ve keyif verici, rahatlatıcı etkilere sahiptir. Halk arasında "ot", "marihuana" veya "weed" olarak da bilinir. Kenevir bitkisi Esrar Çeşitleri ve Elde Edilişi Esrar genellikle dişi bitkilerin çiçekli tepeleri (sömek), yaprakları ve reçinesinden üretilir: Ot (Marihuana) → Bitkinin kurutulmuş çiçek ve yapraklarının ufalanmasıyla elde edilir. En yaygın formu budur. Toz esrar (Gubar veya Haşiş) → Kurutulmuş bitki kısımları ince eleklerden geçirilerek reçine tozu toplanır. Bu toz preslenerek plaka haline getirilir (takoz esrar). Kalitesine göre "sıyırma" (birinci kalite) veya "hurda" (ikinci kalite) olarak ayrılır. Kubar → Yüksek kaliteli reçine toplama yöntemleriyle (el ovma veya mekanik ayrıştırma) elde edilir, daha yoğun THC içerir. Yağ formu → Reçine çözücülerle ekstrakte edilerek yapılır (hash oil). Kenevir bitkisi Geleneksel yöntemler binlerce yıldır kullanılır: Bitki kurutulur, dövülür/eleneir ve reçine ayrıştırılır. Modern yöntemlerde buzlu su veya solventler de kullanılabilir, ancak temel kaynak aynı bitkidir. Kenevir ile Farkı Kenevir bitkisinin tamamını ifade eder; lif, tohum ve sapları endüstriyel amaçla (ip, kumaş, kağıt, yağ) kullanılır. Esrar ise aynı bitkinin yüksek THC içeren kısımlarından keyif verici olarak üretilen uyuşturucu formudur. Endüstriyel kenevirde THC oranı çok düşük (%0.3'ün altı) tutulur. Esrar Yasal Durum (Türkiye'de) Türkiye'de esrar üretimi, kullanımı, bulundurulması ve ticareti yasaktır (TCK 188-191 maddeleri). Kişisel kullanım bile 2-5 yıl hapis cezası riski taşır. Sadece tıbbi amaçlı bazı ürünler (doktor reçetesiyle) sınırlı olarak izinlidir, ancak keyfi kullanım tamamen suçtur. İzinsiz kenevir ekimi bile ağır cezalarla karşılaşır. Esrar bağımlılık yapabilir, psikolojik sorunlara (anksiyete, paranoya) ve uzun vadede sağlık risklerine yol açabilir. Kullanımı önerilmez ve yasal sonuçları ağırdır.

  • Şeştar

    Şeştar Nedir? Anlamı: "Altı telli" anlamına gelen bir isimlendirmedir. Farsça/Azerice'de telli çalgıların tel sayısına göre adlandırıldığı bir sistem var: Dütar: 2 telli Setar (Sehtar): 3 telli (en bilineni, İran klasik müziğinde yaygın) Çahartar: 4 telli Penctar: 5 telli Şeştar: 6 telli Şeştar Bu isim, genellikle Azerbaycan tarı veya benzer uzun saplı telli çalgıların 6 telli versiyonlarını tanımlamak için kullanılır. Azerbaycan ve İran müzik geleneklerinde "tar" ailesinin bir varyantı olarak geçer. Temel "tar" enstrümanı zaten genellikle 5-6 tel civarında olur ve mızrapla (plektronla) çalınır. Benzer Enstrümanlar Daha yaygın olan setar (3-4 telli), İran müziğinin önemli bir solist enstrümanıdır ve narin, mistik bir sesi vardır. Bu tür enstrümanlar genellikle Orta Asya ve İran-Azeri müzik geleneklerinde yer alır, klasik makamlar ve halk müziğinde kullanılır.

  • Nur Risaleleri ya da hezeyanlar - 4

    CİFR VE EBCED İLE HESAPLARIYLA KUR’AN, SAİD NURSİNİN HAYATININ ÇEŞİTLİ SAFHALARINA İŞARET EDİYORMUŞ... Tılsımlar Mecmuası adlı yayının bir bölümünde Said-i Nursi, Kur’an ayetlerini alet ederek yaptığı ala ziyan hesaplamalar ile ayetlerin kendisinin doğumuna işaret ettiğini ifade eder . “(…) Hakimiyet-i kafiranenin yıkılmasına mebde’ 1877 tarihinde doğan son bir “Nur-u Hidayet”in zuhuru tarihidir.” Kendini Allah tarafından görevlendirilmiş önemli bir kişi olarak gören Sait ayeti cifir ebced hesaplarına alet ederek "bir göreve başlama zamanı" da çıkarmıştır. “(…) baştaki vav hari. Ve (…)daki lam-ı tarif dahil, 1900 tarihi, 1316 tarihinin miladi karşılığı olup; son “İmam-ı Hidaye”e vazife-i me’muriyetinin verilmesiyle, heyula-i küfrün inhidamı başlamış” (Tılsımlar Mecmuası, s. 175) SAİT KIYAMETİN TARİHİNİ DE VERMİŞTİR. “LÂ TEZÂLÜ TÂİFETÜN MİN ÜMMETÎ.” “Ümmetimden bir taife zail olmayıp devam edecektir.” (şedde sayılır, tenvin sayılmaz) fıkrasının makam-ı cifrisi, bin beşyüz kırkiki (1542- M. 2117) ederek nihayet-i devamına îma eder. “Gaybı yalnız Allah bilir.” “ZÂHİRİNE ALE’L-HAK.” “hak üzerinde devam edecektir.” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi binbeşyüz altı (1506- M. 2082) edip, bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane, belki galibane; sonra tâ kırk ikiye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın îma eder. Ve’l-ilmû indAllah; “Gerçek ilim ancak Allah Katındadır.” “Hattâ ye’tiyallahû bi emrihi” “Allah’ın emri gelinceye kadar (yani kıyâmetin kopmasına kadar)” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi binbeşyüz kırk beş (1545- M. 2120) olup, kâfirin başında kıyamet kopmasına îma eder.” (Kastamonu Lahikası, s. 20-21) Ve bunları yaparken, gayba dair kendince kehanetlerde bulunurken Allah'tan korkmamış, kullarından da utanmamıştır.

  • Şeşhane

    Şeşhane, Osmanlı döneminde kullanılan bir ağızdan dolma tüfek namlu tipidir. Farsça kökenli bir kelime olup "şeş" (altı) ve "hane" (ev, yer) kelimelerinden türemiş, altıgen (köşeli, genellikle altı köşeli) namlulu tüfek anlamına gelir. Şeşhanenin Temel Özellikleri Namlunun Şekli Namlu dıştan altıgen (poligonal) formdadır. Bu köşeli yapı, günümüz yivli namlularının ilkel bir öncüsü gibi işlev görür; kurşuna dönme hareketi vererek daha düzgün ve uzak mesafeli atış sağlar. Şeşhane namlu ucu Avantajları Kurşun namluya daha sıkı oturur, bu sayede daha stabil bir yörünge ve menzil elde edilir. Özellikle nişan alma ve isabet için uygundur. Kullanım Alanı Daha çok avcılıkta ve üst düzey (paşa, padişah) tüfeklerinde tercih edilirdi. Askeri kullanımda yaygın değildi çünkü seri dolduruşta zorluk yaratırdı (kurşunu sıkı oturtmak zaman alır). Karşılaştırmalı Olarak Kaval Namlulu Tüfekler Osmanlı tüfek namluları iki ana tipe ayrılırdı; Kaval namlu: Yuvarlak iç ve dış yüzeyli, kurşun kolay doldurulur ama sıkı oturmaz, menzil ve isabet düşük. Şeşhane namlu: Köşeli, daha isabetli ama doldurması zor. Şeşhane Tabanca Bazı tüfeklerde hibrit tasarım yapılmış: Altı kaval üstü şeşhane (namlu ağzı yuvarlak -kaval-, dip kısmı altıgen -şeşhane-). Bu, her iki tipin avantajlarını birleştirmeyi amaçlardı (kolay dolduruş + sıkı oturuş). Günlük dilde kullanılan " Altı kaval üstü şişhane " (doğrusu şeşhane) deyimi de buradan gelir: Uyumsuz, birbirine yakışmayan şeyler için kullanılır. (Şişhane söylenişi halk etimolojisinden kaynaklanır; İstanbul'un Şişhane semti de eski adıyla Şeşhane'den gelir, tüfek imalathanelerinin bulunduğu yer olduğundan.)

  • Molla Kasım olmak

    Türk halk kültüründe "Molla Kasım", doğrudan bir deyim veya atasözü olarak kalıplaşmış bir ifade olmasa da, Yunus Emre ile ilgili ünlü bir menkıbe (efsane/halk hikâyesi) üzerinden güçlü bir kültürel sembol ve mecazi kullanım haline gelmiştir. Bu menkıbe, Türk halk edebiyatı, tasavvuf kültürü ve günlük dilde referans verilir. Menkıbenin Özeti Rivayete göre Yunus Emre, ömründe üç bin şiir (ilahî) söylemiştir. Vefatından sonra bu şiirlerin bulunduğu divan, Molla Kasım adlı bir zahirî ilimlere (fıkıh, şeriat) hâkim, ancak batınî (tasavvufî derinlik) bilgiden yoksun bir âlimin eline geçer. Molla Kasım, bir dere kenarında şiirleri okumaya başlar: İlk binini "şeriata aykırı" bulup yakar. İkinci binini de aynı gerekçeyle suya atar (veya yırtar). Üçüncü bine gelince şu beyitle karşılaşır: Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme Seni sîgaya çeker bir Molla Kasım gelir. Bu beyti okuyunca Molla Kasım hatasını anlar, Yunus'un keramet sahibi bir veli olduğunu fark eder, pişman olur ve kalan şiirleri korur. Derler ki: Yakılanları gök ehli (kuşlar), suya atılanları su ehli (balıklar), kalanları ise insanlar okumaktadır. Kültürel Anlamı ve Kullanımı Molla Kasım, yüzeysel bakan, derin mânâyı anlayamayan, eleştirel ama dar görüşlü, katı ve yargılayıcı kişi tipini temsil eder. Genellikle "zahir ehli" (şeriatın görünen hükümlerine takılan) ile "batın ehli" (tasavvufun iç mânâsını arayan) çatışmasının sembolüdür. Günlük dilde ve edebiyatta " Bir Molla Kasım gelir " veya " Molla Kasım gibi davranma " şeklinde mecazi olarak kullanılır: Birinin sözlerini veya eserlerini yüzeysel yargılayan, anlamadan eleştiren kişi için söylenir. Ayrıca "herkesin bir gün hesap vereceği, eleştirileceği" anlamında uyarıcı bir ifade olur. Bu menkıbe, Yunus Emre'nin şiirlerinde (özellikle yukarıdaki beyit) yer alır ve halk arasında nesilden nesile aktarılır. Modern yazılarda da " çağdaş Molla Kasımlar " diye dar görüşlü eleştirmenler için kullanılır. Kısaca, tam bir deyim kalıbı olmasa da, Türk halk kültüründe derin bir yer edinmiş, atasözü/deyim benzeri bir kültürel motif ve uyarıcı semboldür. Yunus Emre'nin bu beyti sayesinde ölümsüzleşmiştir.

  • Sosyalist kardeşlik öpücüğü

    Sosyalist kardeşlik öpücüğü (İngilizce: socialist fraternal kiss), Soğuk Savaş dönemi komünist ülkelerin liderleri arasında kullanılan ritüel bir selamlaşma biçimiydi. Bu gelenek, sosyalist devletler arasındaki kardeşlik, dayanışma ve eşitliği simgeliyordu. Genellikle güçlü bir kucaklama eşliğinde, alternatif yanaklara üç kez öpücükten oluşuyordu. Daha yakın ilişkilerde nadir olsa da dudaktan öpücük de olabiliyordu. Batı'daki "soğuk" el sıkışmasının aksine, bu jest sosyalist blokta sıcak bir kardeşlik vurgusu yapıyordu. Kökeni Gelenek, Rus Ortodoks Kilisesi'ndeki "Paskalya barış öpücüğü" (Easter kiss of peace) gibi dini ritüellerden ve eski Rus geleneklerinden türemişti. Sovyetler Birliği'nde Stalin döneminden (1930'lar) itibaren görülmeye başladı, ancak II. Dünya Savaşı sonrası komünizmin yayılmasıyla diğer sosyalist ülkelerin liderleri arasında ritüelleşti. En Ünlü Örneği En ikonik örneği, 1979 yılında Doğu Almanya'nın (DDR) kuruluşunun 30. yıldönümü kutlamalarında gerçekleşti. Sovyet lideri Leonid Brejnev ile Doğu Alman lideri Erich Honecker arasındaki dudaktan öpücük, fotoğrafçı Régis Bossu tarafından çekildi ve dünya çapında ünlü oldu. Sovyet lideri Leonid Brejnev ile Doğu Alman lideri Erich Honecker arasındaki dudaktan öpücük Bu fotoğraf, Berlin Duvarı'nın kalan kısmında (East Side Gallery) Dmitri Vrubel tarafından 1990'da grafiti olarak resmedildi. Eserin adı "Tanrım, Bu Ölümcül Aşktan Kurtulmama Yardım Et" (My God, Help Me to Survive This Deadly Love) ve Soğuk Savaş'ın en tanınmış sembollerinden biri haline geldi. Bu gelenek, Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle (1991) birlikte büyük ölçüde ortadan kalktı. Pul üzerine resmedilmiş Sosyalist Kardeşlik Öpücüğü Dmitri Vrubel tarafından Berlin Duvarı üzerinde resmedilmiş Sosyalist Kardeşlik Öpücüğü

  • Kakofoni

    Kakafoni (doğru yazımı kakofoni şeklindedir), Türkçe'de ses uyumsuzluğu veya kulağa hoş gelmeyen ses karmaşası anlamına gelir. Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğüne göre; bir araya gelen ses, hece veya kelimelerin birbirleriyle uyuşamayarak kulağa hoş gelmeyen bir etki yapması hali. (Eş anlamlıları: kakışık, mütenafir.) Kökeni Yunanca "kakophonia"dan (kakos: kötü + phone: ses) gelir ve İngilizce'deki "cacophony" kelimesinin karşılığıdır – yani hoş olmayan, rahatsız edici gürültü veya ses karışımı. Kullanım örnekleri Müzikte: Farklı enstrümanların uyumsuz çalmasıyla ortaya çıkan kulak tırmalayıcı sesler. Günlük hayatta: Her kafadan bir ses çıkması, anlaşılmaz gürültü patırtı (örneğin kalabalık bir tartışmada). Edebiyatta: Kelimelerin seslerinin kulağı rahatsız edecek şekilde yan yana gelmesi. Not: Kelime bazen "kakafoni" diye yanlış yazılır, ama doğru şekli "kakofoni"dir (TDK yazım kılavuzu).

  • Samhain yılbaşı

    Samhain (telaffuzu yaklaşık "Sow-in" veya "Sav-in"), eski Kelt halklarının (özellikle İrlanda ve İskoçya'daki Gaelikler) en önemli dört büyük festivalinden biriydi. Yazın sonu anlamına gelir ve Kelt yılının sonunu işaret eder – yani Kelt yeni yılının başlangıcı olarak kabul edilirdi (31 Ekim - 1 Kasım). Kökeni ve Anlamı Hasat sezonunun bitişi, kışın başlangıcı ve ölülerin dünyasıyla yaşayanların dünyası arasındaki perdenin en ince olduğu zaman olarak görülürdü. Ölüleri anma, atalara saygı, geleceği tahmin etme (divination) ritüelleri yapılırdı. Büyük ateşler yakılır (kötü ruhları kovmak ve bereket için), hayvan kurbanları, ziyafetler, kostümlü gezmeler (ruhları kandırmak için), şalgam veya kabak oyma (jack-o'-lantern'lerin kökeni) yaygındı. Peri halkı (sidhe) ve ruhların dolaştığına inanılırdı. Halloween ile Bağlantısı Hristiyanlık yayılınca Kilise, Samhain'i All Saints' Day (1 Kasım) ve All Souls' Day (2 Kasım) ile örtüştürdü. "Halloween" kelimesi "All Hallows' Eve" (Azizler Günü Arifesi)nden gelir. Modern Halloween'in (kostümler, şeker toplama, kabak fenerler, cadılar) çoğu geleneği doğrudan Samhain'den türemiştir. Günümüzde, Neo-paganlar (Wicca, Druidry) tarafından 31 Ekim'de kutlanır; ölüleri anma, meditasyon, ateş ritüelleri ve yeni başlangıçlar temalıdır. Samhain de antik bir yenilenme/yeni yıl kutlaması – ama kışın karanlık yüzünü ve ölümü onurlandırarak. Bugün 31 Aralık olsa da, Samhain tam olarak modern yılbaşından bağımsız, hasat döngüsüne bağlı bir festivaldir.

  • Kalends of January, Ocak Kalendleri

    "Kalendes of January" (veya doğru Latince yazımıyla Kalends of January), eski Roma takviminde 1 Ocak gününü ifade eder. Kalends (veya Kalendes): Roma takviminde her ayın ilk gününe verilen isimdir (bu kelimeden modern "calendar/takvim" kelimesi türemiştir). Ocak ayı (January) tanrısı Janus'tan alır ve Roma'da yeni konsüllerin göreve başladığı, yeni yılın resmi başlangıcı olarak kutlandığı önemli bir gündü. Bu günde hediye alışverişi (strenae), ziyafetler, dualar ve kutlamalar yapılırdı – bugünkü yılbaşı kutlamalarının kökenlerinden biri olarak kabul edilir. Türkçe'de bazen "Ocak Kalendleri" veya benzer varyasyonlarla anılır, ama esas anlamı 1 Ocaktır. Eğer bir metinde geçiyorsa, muhtemelen tarihi veya edebi bir bağlamda "Ocak ayının ilk günü / 1 Ocak" anlamına geliyordur.

  • Yule, bir kış festivali

    Yule (veya Yuletide), eski Germen halklarının (özellikle İskandinav/Norse ve Anglo-Sakson) kış gündönümü (winter solstice) civarında kutladığı pagan bir kış festivalidir. Güneşin yeniden doğuşunu, günlerin uzamaya başlamasını ve bereketin dönüşünü simgeler. Kökeni ve Anlamı Kelime Eski İngilizce "ġēol" ve Eski Norsça "jól"dan gelir. Proto-Germen kökenli olup "şölen" veya "kutlama" anlamı taşıdığı düşünülür. En az 4. yüzyıla kadar uzanan kayıtları vardır; kışın en karanlık döneminde (Aralık ortası-ocak) kutlanır, genellikle 12 gün sürerdi. Gelenekleri Büyük ziyafetler, bira içme, hayvan kurbanları (bereket için), Yule log (büyük bir kütüğün 12 gün yanması, güneşin dönüşünü temsil eder), çelenkler, mumlar ve ölüleri anma ritüelleri içerirdi. Odin'in (Jólnir olarak da bilinir) kışın dolaşıp evleri ziyaret ettiği inancı da yaygındı. Noel ile Bağlantısı Hristiyanlık yayılınca Yule gelenekleri Noel'e (Christmas) entegre edildi. İskandinav dillerinde (Jul) hala Noel anlamına gelir. Yule log, çam ağacı süsleme, hediye verme gibi birçok modern Noel geleneği Yule'dan türemiş olabilir. Günümüzde, Neo-paganlar (Wicca, Heathenry) tarafından kış gündönümünde (21-22 Aralık) kutlanır; mum yakma, doğa ritüelleri ve yenilenme temalı törenlerle.

  • Antik Mısır Yılbaşı

    Wepet Renpet (veya Wep Renpet olarak da yazılır), eski Mısır'da yılın açılışı veya yeni yılın başlangıcı anlamına gelir ve antik Mısır yılbaşı festivalini ifade eder. Anlamı; "Wepet" açmak/açılış, "Renpet" ise yıl demektir. Çoğu kaynakta "Yılın Açılışı" veya "The Opening of the Year" olarak çevrilir. Bu festival, Sirius yıldızının (Mısırlılarca Sopdet olarak bilinen) heliyakal doğuşuyla (yaklaşık 70 gün görünmez kaldıktan sonra yeniden görünmesi) ve Nil Nehri'nin yıllık taşkınıyla eşzamanlı kutlanırdı. Bu olaylar tarım için yenilenme, bereket ve yeniden doğuşu simgeliyordu. Osiris'in ölümü ve dirilişiyle de bağlantılıydı; toprakların ve halkın rejuvenasyonu (yenilenmesi) anlamına geliyordu. Modern takvime göre genellikle Temmuz ortalarına denk gelirdi, ama Mısır takvimi kaydığı için tarih değişebilirdi. Kutlamalarda ziyafetler, hediye alışverişi (yeni yıl dilekleriyle), tanrı heykellerinin güneşe çıkarılması (yenilenme ritüeli), müzik ve dini törenler yer alırdı – bugünkü yılbaşı geleneklerinin bazı kökenlerini burada arayabiliriz.

  • Sin sin ateşi

    Sin sin ateşi (veya sinsin ateşi), Türk kültüründe özellikle Orta Anadolu (Ankara, Kazan, Güdül gibi bölgeler) ve Oğuz Türkmen geleneklerinde, geceleyin yakılan büyük bir ateşin adıdır. Bu ateş, sinsin oyununun oynandığı ritüel ateşidir ve kökeni Orta Asya Şaman inançlarına dayanır. Anlamı ve Kökeni "Sin" veya "sing", Kaşgarlı Mahmud'un Divanü Lugati't-Türk'ünde "sinmek, saklanmak, pısmak" anlamına gelir. Oyun da bu kökenden gelir: Oyuncular ateşin dumanı ve gölgesi arkasına sinerek saklanır, aniden ortaya çıkıp meydan okur. Ateş, arınma, yenilenme, birlik ve bereket simgesidir; eski Türklerde ateş kutsal kabul edilir, kötülükleri kovma ve topluluğu birleştirme gücü olduğuna inanılır. Genellikle düğünlerde, bayramlarda veya özel kutlamalarda (örneğin Ankara'da Kızılca Gün veya Cumhuriyet kutlamalarında) yakılır. Büyük bir ateş çemberi oluşturulur, davul-zurna eşliğinde gençler (çoğunlukla erkekler) ateş etrafında sinsin oynar. Bir oyuncu ateş çevresinde döner, diğerleri saklanarak yaklaşır ve vurmaya çalışır. Oyun saatlerce sürer, sonra ateş söndürülür ve diğer eğlencelere geçilir. Nevruz'daki ateş üzerinden atlama ritüeliyle benzerlik gösterir (arınma ve yenilenme için), ama sinsin daha çok bir halk oyunu ve meydan okuma ritüelidir. Günümüzde kültürel etkinliklerde yaşatılır, milli birlik ve gelenekleri temsil eder. Antik yenilenme kutlamalarına benzer şekilde, sinsin ateşi de ateşin dönüştürücü gücünü onurlandıran bir Türk geleneği – karanlığı yenme, topluluğu güçlendirme anlamı taşır.

  • Uykuluk!

    Uykuluk, kuzunun veya dananın timüs bezi ve pankreasından yapılan, sakatat grubuna giren bir yemektir. Genellikle kuzu gerdanına yakın, göğüs kafesinin üst kısmında ve akciğerin yanında bulunur. Uykuluk Uykuluk, özellikle genç hayvanlarda daha büyük olur ve hayvan yaşlandıkça küçülür. Genellikle ızgara veya tavada pişirilir ve yumuşak, kremamsı bir dokuya sahiptir. Özellikle İstanbul'da, meyhane kültürünün önemli bir parçasıdır. Uykuluk isminin nereden geldiğiyle ilgili kesin ve net bir bilgi bulunmamakla birlikte, birkaç farklı teori öne sürülüyor: * Uyku Haliyle İlişkisi: En yaygın inanış, uykuluğun hayvanın kesimi sırasında "uykuya dalması" veya "sakinleşmesi" ile ilgili olduğudur. Kesilen hayvanlarda bu bezlerin bir şekilde bu duruma yol açtığı düşüncesi, bu ismin kökeni olabilir. Ancak bu, bilimsel bir temeli olmayan halk arasındaki bir inanıştır. * Yaşla İlişkisi: Uykuluk, genç hayvanlarda (süt kuzusu ve süt danası gibi) daha büyük ve belirgin olurken, hayvan yaşlandıkça küçülür ve hatta zamanla yok olur. Bu küçülme veya "uykuya yatma" durumu, bu organa "uykuluk" isminin verilmesine yol açmış olabilir. * Latince Kökeni: "Timus" kelimesinin kökeni, eski Yunanca'da "kalp" veya "ruh" anlamına gelen "thumos" kelimesine dayanmaktadır. Bazı kaynaklar, bu kelimenin zamanla "uykuluk" olarak evrildiği veya bu kelimeyle bir bağlantısı olabileceğini öne sürmektedir. Özetle, uykuluk isminin kökeni tam olarak bilinmiyor. Ancak en güçlü ihtimaller, organın genç hayvanlarda belirgin olup yaşla birlikte küçülmesi ve bu küçülme durumunun uykuya benzemesiyle ilgili.

  • Nekrofili

    Nekrofili (necrophilia), ölü bedenlere karşı cinsel çekim veya ölü bedenlerle cinsel ilişkiye girme eylemidir. Psikiyatride bir parafili (cinsel sapkınlık) olarak sınıflandırılır ve çoğu ülkede yasadışıdır, çünkü ölülerin onurunu ihlal eder. Bu durum nadir görülür ve genellikle psikolojik sorunlarla (örneğin reddedilme korkusu, kontrol ihtiyacı) ilişkilendirilir. Nekrofiller sıklıkla morg veya mezarlık gibi cesetlere erişimi olan işlerde çalışır. Bilinen Nekrofili Örnekleri ve Ülkeler Nekrofili vakaları dünya genelinde rapor edilmiş olsa da, belirli bir ülkeyle sınırlı değildir. İşte bazı ünlü veya belgelenmiş vakalar: ABD Carl Tanzler (1930'lar, Florida): Ölen hastası Elena de Hoyos'un cesedini mezardan çıkarıp yıllarca evinde sakladı ve nekrofili yaptığına dair güçlü kanıtlar var. Kenneth Douglas (1976-1992, Ohio): Morg çalışanı olarak 100'e yakın kadın cesediyle cinsel ilişkiye girdiğini itiraf etti. Sarhoş veya uyuşturucu etkisi altında yaptığı eylemler nedeniyle hapis cezası aldı. Karen Greenlee (1970'ler, California): Cenaze arabası çalıp genç erkek cesetleriyle ilişkiye girdiğini kabul etti (20-40 ceset). Seri katiller: Ted Bundy, Jeffrey Dahmer, Ed Gein gibi isimler cinayetlerle birlikte nekrofili yaptı. İngiltere David Fuller (2000'ler): Hastane morgunda 100'den fazla kadın ve kız çocuğunun cesedine cinsel tacizde bulundu. 2021'de yakalandı. Pakistan 2011'de Muhammad Rizwan adlı mezar bekçisi 48 kadın cesedine tecavüz ettiğini itiraf etti. Son yıllarda mezar kazıp cesetlere taciz vakaları rapor edildi (örneğin 2022-2024'te birkaç olay), bu da bazı ailelerin mezarlara kilit koymasına yol açtı (ancak bu iddialar bazen abartılı veya yanlış fotoğraflarla yayılıyor). Hindistan Nithari cinayetleri (2005-2006): Seri katil Surinder Koli, kurban cesetleriyle nekrofili yaptı. Son yıllarda morg veya mezarlıklarda birkaç vaka rapor edildi, ancak yasal boşluklar nedeniyle cezalar yetersiz kalıyor. Diğer Ülkeler Japonya: Seri katil Yoshio Kodaira (1940'lar). Almanya/Fransa: Tarihsel vakalar (örneğin Sergeant Bertrand, 1800'ler). Nekrofili her ülkede nadir olsa da, morg çalışanları veya seri katiller arasında daha sık görülüyor. Birçok ülkede özel yasalar var (örneğin İngiltere, ABD'nin bazı eyaletleri), ama bazı yerlerde sadece "cesede hakaret" olarak cezalandırılıyor. Bu tür vakalar genellikle gizli kalıyor ve ancak DNA gibi kanıtlarla ortaya çıkıyor.

  • Virman

    Virman, bankacılıkta kullanılan bir terimdir ve Fransızca "virement" kelimesinden gelir, anlamı "aktarım" veya "transfer"dir. Temel olarak, aynı banka içerisinde, aynı kişiye (veya aynı müşteri numarasına) ait farklı hesaplar arasında yapılan para transferi işlemidir. Virman ne demek? Virman ile Havale ve EFT Arasındaki Farklar Virman: Aynı bankada, sizin kendi hesaplarınız arasında (örneğin, vadesiz hesaptan vadeli hesaba veya döviz hesabına para aktarma). Havale: Aynı bankada, farklı kişilere ait hesaplar arasında para transferi. EFT: Farklı bankalar arasındaki para transferi. Virman genellikle ücretsizdir (bazı bankalarda büyük tutarlar veya özel hesaplar için ücret olabilir), hızlıdır ve anında gerçekleşir. Nasıl Yapılır? Mobil/internet bankacılığı üzerinden (en pratik yol, 7/24 yapılabilir). ATM'lerden. Banka şubesinden (mesai saatleri içinde). Ayrıca, borsa ve yatırım alanında "hisse virmanı" olarak, aracı kurumlar arasında hisse senedi transferi için de kullanılır. Bu işlem, bütçe yönetimi, birikim aktarımı veya kredi kartı ödemeleri gibi günlük finansal ihtiyaçlar için sıkça tercih edilir.

  • Hanuka bayramı

    Hanuka (Hanukkah) Nedir? Hanuka, Yahudi inancının önemli bayramlarından biri olan Işıklar Bayramı'dır (Festival of Lights). İbranice'de "adanma" veya "yeniden adanma" anlamına gelir. Yaklaşık 2200 yıldır kutlanan bu bayram, M.Ö. 165'te Makabiler'in (Maccabees) Seleukos İmparatorluğu'na karşı zaferini ve Kudüs'teki İkinci Tapınağın yeniden adanmasını anar. Hanukiya; dokuz kollu şamdan Tarihsel Arka Plan Seleukos Kralı IV. Antiohus, Yahudi dini pratiklerini yasaklamış ve tapınağı putperest ibadete çevirmişti. Yahudiler isyan etmiş, tapınağı geri almış ve menorayı (şamdan) yakmak için sadece bir gün yetecek kutsal yağ bulmuşlardı. Mucizevi şekilde bu yağ 8 gün boyunca yanmış, bu da bayramın 8 gün sürmesinin nedeni olmuştur. 2025'te Hanuka Ne Zaman? 2025 yılında Hanuka, 14 Aralık Pazar akşamı gün batımıyla başlar ve 22 Aralık Pazartesi akşamı sona erer (İbrani takvimine göre Kislev ayının 25'inden Tevet'in 2'sine kadar). Her akşam bir mum daha eklenerek toplam 8 gece kutlanır. Gelenekler ve Kutlama Şekli Hanukiya (Menora) Yakma: Dokuz kollu özel şamdan (Hanukiya) kullanılır. Ortadaki "şamaş" mumla diğer mumlar yakılır. Her akşam bir mum eklenir, dualar okunur ve ilahiler söylenir. Mumlar pencere kenarına konur ki ışık dışarıya yayılılsın. Yemekler : Yağ mucizesini hatırlamak için yağda kızartılmış yiyecekler yenir: Latke : Patates mücveri (genellikle elma püresi veya ekşi krema ile). Sufganiyot : Jöleli veya kremalı donut çörekler. Diğer geleneksel lezzetler : Peynirli yemekler (Judith'in kahramanlığını anmak için). Dreidel Oyunu : Dört yüzlü bir top (dreidel) ile oynanan şans oyunu. Çocuklara "Hanuka parası" (çikolata para veya gerçek para) verilir. Hediyeler ve Şarkılar: Aile bir araya gelir, hediyeler dağıtılır, özel Hanuka şarkıları söylenir. Hanuka bayramı Türkiye'de Hanuka Etkinlikleri Türkiye'deki Yahudi cemaati (özellikle İstanbul, İzmir gibi yerlerde) evlerde ve sinagoglarda kutlar. Kamusal etkinlikler sınırlı olsa da, bazı yıllarda Ortaköy veya Galata gibi alanlarda menorah yakma törenleri düzenlenir. 2025'e özel etkinlikler için Yahudi cemaati duyurularını (örneğin Şalom gazetesi veya cemaat siteleri) takip edebilirsiniz. Hanuka, sevinçli bir bayramdır; oruç tutulmaz, iş yapılabilir ve ışıkla umut vurgulanır.

  • Hutame cehennemi

    İslam kaynaklarına göre, "Hutame" (Arapça'da "el-Hutame" veya "el-Hutamah") Cehennem'in (Cehennem) isimlerinden biri veya tanımlayıcı bir niteliğidir. Kur'an-ı Kerim'de Humeze Suresi'nde (104:4-7) şöyle geçer: "Hayır! Andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır. Hutame'nin ne olduğunu sen ne bileceksin? O, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir ki, kalplerin ta üstüne çıkar." Bu ifade, Cehennem ateşinin ezici, parçalayıcı ve her şeyi yok edici özelliğini vurgular; "hutame" kelimesi "kırmak, ezmek" kökünden gelir ve ateşe atılan her şeyi parçalara ayıran bir ateş olarak tasvir edilir. Bazı tefsirlerde (örneğin İbn Kesir'in tefsirinde), Hutame Cehennem'in yutucu ve kalplere kadar ulaşan bir ateş olarak betimlenir; içindekileri canlıyken kalplerine kadar yakar ve bedenlerini tekrar tekrar yok eder. Ayrıca, bazı İslamî yorumlarda Cehennem'in yedi katmanından biri (genellikle üçüncü veya dördüncü kat) olarak kabul edilir ve gururlu, kibirli, iftiracı ve mal biriktirip sayan kişiler için ayrıldığı belirtilir. Bu surenin bağlamında, mal toplayıp onu ebedi sanan ve başkalarını arkadan çekiştirenlerin Hutame'ye atılacağı vurgulanır.

  • Ticani Tarikatı

    Ticanilik Nedir? Ticanilik, Türkiye'de 1940'lı-1950'li yıllarda ortaya çıkan, Nakşibendî tarikatının Halidî koluna mensup bir tarikat hareketidir. Kemal Pilavoğlu Adını, kurucusu ve lideri Kemal Pilavoğlu'ndan alır; takipçileri ona "Ticani Baba" veya "Ticani Şeyh" dedikleri için bu harekete "Ticanilik" ya da "Ticani Tarikatı" denilmiştir (asıl Ticaniyye tarikatıyla karıştırılmamalıdır; Türkiye'deki bu hareket tamamen yerli ve farklıdır). Ticanilik, aşırı Atatürk düşmanlığı, laiklik karşıtlığı, "şeriat" istekleri ve Cumhuriyet rejimine yönelik radikal söylemleriyle dikkat çekmiştir. Kendilerini "gerçek Müslümanlar" olarak görür, Atatürk'ü ve laik düzeni "kâfirlik" ile suçlarlardı. Anadolu'da Nasıl Başladı? Kurucusu: Kemal Pilavoğlu (1896-1971). Erzincan Kemah doğumludur. Gençliğinde Nakşibendî-Halidî şeyhi Hacı Hasenizade Mehmet Efendi'ye intisap etmiş, daha sonra kendi yolunu çizmiştir. Kemal Pilavoğlu, yargılama Kemal Pilavoğlu genç yaşlarda Ankara'da hukuk fakültesi öğrencisi iken örgütsel oluşumuna başlamıştır. Ankara Çubuk ve yakınındaki Çankırı Şabanözü civarlarında, cahil kesimin dini inanışlarını sömürerek, diğer tarikatlarda olduğu gibi hurafelerle kandırarak ilk örgüt mensuplarını toplamaya başlamıştır. Başlangıç tarihi: 1920'lerin sonu - 1930'ların başı. İlk faaliyetleri Doğu Anadolu'da (özellikle Erzincan, Erzurum, Elazığ civarında) başladı. 1940'lı yıllarda İstanbul'a geldi ve burada asıl ünlendi. Özellikle Fatih, Üsküdar, Eyüp gibi muhafazakâr semtlerde hızla taraftar topladı. 1949-1952 arası en aktif ve en radikal dönemidir. Bu yıllarda Atatürk büstlerine saldırılar, laiklik aleyhine broşürler dağıtma, camilerde Atatürk ve İnönü aleyhine vaazlar gibi eylemler yaptılar. En bilinen olaylar: 1950'de Kırşehir'de Atatürk büstünün kırılması 1951'de İstanbul Tophane'de Atatürk büstüne balyozlu saldırı (bu olay çok büyük yankı uyandırdı) Bu saldırılar sonrası 1951-1952'de büyük Ticani operasyonları yapıldı. Kemal Pilavoğlu ve yüzlerce müridi tutuklandı, yargılandı. Yargılanma ve sonrası 1952'de Ankara'da görülen davalarda Kemal Pilavoğlu 15 yıl hapis cezası aldı (sonra indirildi). Tarikat resmen yasaklandı, faaliyetleri büyük ölçüde durduruldu. Ancak yer altına inerek 1970'lere kadar küçük gruplar hâlâ varlığını sürdürdü. Kemal Pilavoğlu 1971'de öldü. Özetle: Ticanilik, Cumhuriyetin ilk yıllarında Doğu Anadolu'da Nakşibendî kökenli bir kişinin (Kemal Pilavoğlu) etrafında toplanan, 1940-50'lerde özellikle İstanbul'da büyüyen, aşırı şeriatçı ve Atatürk karşıtı bir radikal tarikat hareketidir. Türkiye'de "laiklik karşıtı ilk örgütlü cemaat" olarak tarihe geçmiştir. Bugün artık aktif bir örgütü yoktur, ama Türkiye'deki radikal İslamcı hareketlerin ilk örneklerinden biri olarak hatırlanır.

  • Putana

    Putana (पुतना), Hint mitolojisinde (özellikle Vaishnava / Krishna merkezli Purana’larda) çok önemli ve dramatik bir karakterdir. En çok Bhagavata Purana (Şrimad Bhagavatam) 10. kitapta detaylı anlatılır. İşte Putana’nın hikâyesi ve mitolojik özellikleri: Putana Kimdir? Putana, devasa bir rakshasi’dir (dişi şeytan/cadı). Kamsa’nın (Krishna’nın dayısı, Mathura kralı) yakın arkadaşı ve casusudur. Puthana'nın Görevi Yeni doğan bebekleri öldürmek, özellikle Vasudeva ile Devaki’nin 8. oğlu olduğu kehanetle bildirilen Krishna’yı bulup yok etmek. Görünümü ve yetenekleri Normalde korkunç, dev gibi bir kadındır. Shapeshifting (şekil değiştirme) yeteneği vardır; çok güzel, çekici bir genç kadın görünümüne bürünebilir. Vücudunda ve özellikle memelerinde ölümcül zehir taşır. Krishna’yı öldürme girişimi (en ünlü hikâyesi) Kamsa, kehanetten korktuğu için Gokul’daki tüm yeni doğan bebekleri öldürtmeye başlar. Putana, güzel bir kadın kılığına girerek Gokul’a gelir. Elinde bir sepet, sanki sıradan bir köylü kadınmış gibi dolaşır. Yashoda ile Rohini onu çok güzel buldukları için evlerine buyur ederler. Putana, bebeği (Krishna’yı) kucağına alır ve zehirli memesini emzirmeye kalkar. Krishna bebeği, hem sütü emer hem de öyle güçlü emer ki Putana’nın bütün hayat enerjisini (prana) çeker. Putana korkunç çığlıklar atarak gerçek devasa şeytani hâline döner ve gökyüzüne kadar yükselir, sonra yere çakılarak ölür. Krishna'nın Putana'yı öldürmesi, Devi Kothi Tapınağı Cesedi o kadar büyüktür ki birkaç kilometre yer kaplar. Köylüler cesedi kesip yakarlar; inanılmaz bir şekilde yanarken sandal ağacı gibi güzel kokular yayılır (çünkü Krishna’ya dokunmuştur, günahlarından arınmıştır). Putana’nın kurtuluşu (moksha) Bu olay Vaishnava felsefesinde çok önemlidir: Putana kötü niyetle gelmiş olsa da Krishna’ya “anne” rolü oynayarak memesini vermiştir. Krishna bunu “anne sütü” olarak kabul etmiş ve ona moksha (kurtuluş) vermiştir. Bu yüzden Putana bazen “kötülerin bile kurtulabileceğini” gösteren bir örnek olarak anlatılır. Putana’nın diğer isimleri ve aile bağları Bazen Kamsa’nın kız kardeşi olarak da geçer (bazı yerel anlatılarda). Putani, Putana, Putana Rakshasi diye anılır. Oğlu veya kardeşleri arasında Bakasura, Aghasura gibi diğer ünlü şeytanlar da vardır. Günümüzde kültürel izleri Hindistan’ın birçok yerinde Putana Ghatı (Putana’nın düştüğü yer olduğu söylenen yer) vardır. Holi festivalinden bir gün önce (Holika Dahan’dan ayrı olarak) bazı bölgelerde “Putana Dahan” yapılır; Putana’nın kuklası yakılır. Çocuklara “Putana geldi, süt içirecek!” diye korkutarak susturmak hâlâ bazı köylerde kullanılan bir yöntemdir. Kısaca: Putana, kötülük ve anne sevgisinin en uç noktada çarpıştığı, Krishna’nın ilahi gücünü bebekken bile gösterdiği çok çarpıcı bir mitolojik figürdür. Putana Putana’nın özellikle Hindistan’ın kırsal bölgelerinde ve tapınaklarında çok sayıda geleneksel ve yerel tarzda resmi/tasviri vardır. Bunlar genellikle turistik kartpostallarda veya modern Yapay Zeka resimlerinde gördüklerimizden çok daha farklı, daha “folk” ve bazen de ürkütücüdür.

  • Recm ayeti hikayesi

    “Âişe’nin yatağının altında bulunduğu söylenen recm ayetini keçinin yemesi komedisi. “Müslüman çevrelerden birçok insan, keçinin yediği söylenen ‘recm ayeti’ hikâyesine inanıyor. Onlar bu ayetin hükmünün hâlâ geçerli olduğunu söylüyor ve zina edenlere bu hükme göre ceza veriyorlar. Gerçekten garip bir hikâye.” Bu rivayet, Âişe’ye nispet edilen bir haber olarak İbn Mâce’nin Sünen’inde (Kitâbü’n-Nikâh, hadis no: 1944) ve Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde (cilt 5, s. 131–183; cilt 6, s. 269) geçmektedir. Rivayetin Orijinal Kaynağı Hadis kaynaklarında geçen rivayet şu şekilde aktarılır: Âişe şöyle demiştir: “Recm ayeti ve yetişkin kişiyi on defa emzirme (sebebiyle nikâhın haramlığı) ayeti nazil olmuştu. Bu ayetler yatağımın altında bir sahifede yazılıydı. Resûlullah vefat edince biz onun ölümüyle meşgul olduk. O sırada evde beslenen bir koyun (veya keçi) içeri girip o sahifeyi yedi.” Kaynaklar - İbn Mâce, Sünen, Kitâbü’n-Nikâh, hadis no: 1944 - Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/131, 132, 183; 6/269 Her daim sadece recm kısmından bahsedilir de yetişkin emzirme! kısmı gizlenir. Sözde ayetler katipler tarafından yazılıyordu. Ne hikmetse sadece Ayşe'de varmış başka kimsede yokmuş onu da keçi yemiş!!! Varın düşünün rivayet yığınının meşruiyetini... Recm adı verilen katliam, cinayet!

  • Köçekçe

    Köçekçe, Osmanlı eğlence ve saray kültüründe çok önemli bir müzik-dans türüydü. Hem bir müzik makamı/makamlar dizisi hem de bu makamla icra edilen şarkı formu hem de özellikle bu şarkılarla yapılan erkeksi rakkaslık (dans) anlamına geliyordu. Köçekçe Köçekçe’nin temel özellikleri Dansçıları: Köçekler 15.-19. yüzyıl arasında genellikle 14-20 yaş arası, güzel yüzlü, ince yapılı erkek çocuklar/gençlerdi. Çoğu Rum, Ermeni, Yahudi veya Çingene kökenliydi. Kadın kıyafeti giyerlerdi (şalvar, entari, yelek, başlarına püsküllü fes veya çiçekli başlık), ama sakallarını tıraş ederlerdi. Uzun saçlı veya peruklu olurlardı, belden aşağısı tamamen kadın gibi görünürdü. Bu dansçılar “köçek” diye anılırdı; “köçekçe” de onların dans ettiği müzik ve şarkılara verilen isimdi. Müzik tarzı Çok hızlı tempolu, ritmik ve coşkulu şarkılardı. Genellikle 9/8’lik (aksak) veya curcuna usulünde yazılırdı. En meşhur makamları: Hicaz, Hüzzam, Karcığar, Bayati, Uşşak, Rast köçekçeleri. Sözleri çok kere aşırı müstehcen, eşcinsel ima ve temalar içerirdi (saray ve erkek meclislerinde bu normaldi). Nerede icra edilirdi? Saray işret meclislerinde Sadrazam ve zengin konaklarında Düğünlerde, sünnet törenlerinde Kahvehanelerde, meyhanelerde (özellikle 18. yüzyıl İstanbul’unda Galata ve Kasımpaşa’da köçek kahveleri çok meşhurdu) Lale Devri’nde (1718-1730) ve 19. yüzyıl başında en parlak dönemini yaşadı. Köçek Yasaklanması 1856’da II. Abdülmecid döneminde köçeklik ve köçekçe dansı resmen yasaklandı. Sebebi ise “ahlâksızlığa yol açtığı, erkeklerin kadın kılığına girmesinin şeriata aykırı olduğu” düşüncesiydi. 1857’den sonra köçekler yerine kadın dansözler (çengiler, rakkaseler) ön plana çıktı. Kısaca: Köçekçe, Osmanlı’nın en renkli, en erotik, en tartışmalı ama bir o kadar da sanatsal eğlence türüydü. Hem müzik hem dans hem de dönemin cinsel kültürünün aynasıydı.

  • Hünsa, İnterseks

    Arap kültüründe ve özellikle İslam’ın ilk dönemlerinde (Cahiliye ve erken İslam dönemi) hünsa (خنثى)** kelimesi, cinsiyeti belirsiz olan veya her iki cinsiyete ait organları birden taşıyan kişiyi ifade ederdi. Günümüz tıbbi terimiyle interseks (hermaphrodit veya cinsiyet gelişim bozuklukları) durumları) bireylere karşılık gelir. Erken İslam dönemi fıkhi ve kültürel anlamı Kelimenin kökeni: Arapça “h-n-s” kökünden gelir, “yumuşaklık, kadınsılaşma, cinsiyetsizlik” anlamı taşır. Cahiliye döneminde de kullanılırdı ama İslam'la birlikte fıkhi bir mesele haline geldi. İki ana türü vardı: Hünsâ-i gayr-i müşkil (cinsiyeti belli olan hünsa): Zamanla hangi cinsiyete ait olduğu anlaşılır (örneğin idrar yapma şekli, sakal çıkması, adet görmesi vb. ile). Hünsâ-i müşkil (cinsiyeti belirsiz kalan hünsa): Ömür boyu hangi cinse ait olduğu tespit edilemez. Bu kişi. Bu durum fıkıhta en çok tartışılan konuydu. Fıkhi hükümleri (Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezheplerinde detaylı ele alınmıştır): Mirasta hangi payı alacağı (erkek mi kadın mı, yoksa yarı yarıya mı?) Namazda safın neresinde duracağı (erkeklerin safında mı, kadınların safında mı?) Evlenebilir mi, kiminle evlenebilir? Hacda ihram giyerken, mahremiyet kurallarında nasıl davranacağı? Cuma namazı, şahitlik, had cezaları gibi konularda statüsü ne olacak? Cahiliye döneminde durumu Bazı kabilelerde hünsa çocukları uğursuzluk sayılır, öldürüldüğü veya çöle bırakıldığı rivayetleri vardır. Bazılarında ise kahinlik yaptığı, kutsal kabul edildiği de olmuştur (özellikle Güney Arabistan’da). Erken İslam’da tutum: İslam bu kişilere karşı insani ve adil bir yaklaşım getirmiştir. Öldürülmeleri kesinlikle yasaklanmış, hakları korunmuş, cinsiyeti tespit edilemiyorsa “en ihtiyatlı hüküm” uygulanmıştır (örneğin mirasta daha az pay verilmesi, namazda ayrı durması gibi). Özetle: İslam’ın ilk dönemlerinde “hünsa”, bugünkü interseks bireyleri ifade eden, hem tıbbi hem de yoğun şekilde fıkhi bir meseleydi ve dört mezhepte de çok detaylı hükümler geliştirilmiştir. Günümüzde bu hükümler hâlâ klasik fıkıh kitaplarında (Mevsılî’nin el-İhtiyar’ı, İbn Kudâme’nin el-Muğni’si, Nevevî’nin Ravdatü’t-Talibin’i vb.) aynı terimle geçer.

  • Baldıran içmek

    "Baldıran zehri" (veya daha yaygın bilinen adıyla baldıran otu zehri), Conium maculatum adlı bitkinin (Türkçe’de "baldıran otu", "hemlok" ya da "zehirli baldıran" olarak bilinir) içerdiği son derece güçlü bir zehirdir. Bu zehirin aktif maddesi coniine (konisin) adlı bir alkaloittir. Coniine, sinir sistemini felç ederek çalışır; özellikle solunum kaslarını durdurur ve insan birkaç dakika içinde boğularak ölür. Baldıran Otu Tarihteki en ünlü kullanımı En bilinen örneği MÖ 399 yılında Sokrates’in idamıdır. Atina mahkemesi tarafından "gençleri zehirlemek" ve "tanrılara inanmamak" suçlarından ölüm cezasına çarptırılan Sokrates, devlet tarafından kendisine baldıran zehri (hemlok) içirilerek idam edilmiştir. Platon’un "Phaidon" diyaloğunda bu ölüm sahnesi ayrıntılı olarak anlatılır: Sokrates zehri içtikten sonra önce bacakları uyuşmuş, sonra felç yukarı doğru ilerlemiş ve soluksuz kalarak ölmüştür. Baldıran Otu Baldıran zehrinin özellikleri Çok hızlı etki eder (dakikalar içinde). Acı vermez, sadece uyuşma ve felç yapar. Antik Yunan ve Roma’da resmi idam zehri olarak kullanılırdı. Bugün de yabani olarak Avrupa, Türkiye ve Kuzey Afrika’da bulunur; yanlışlıkla maydanozgiller familyasından başka bitkilerle (özellikle yabani havuç veya dereotu ile) karıştırılıp yenildiği için ölümcül zehirlenmeler hâlâ nadir de olsa görülür. "Baldıran zehri içmek" Türkçede ve dünya literatüründe genellikle Sokrates’in idam şekliyle özdeşleşmiş, soğukkanlı ve kaçınılmaz bir ölüm anlamında kullanılan tarihi ve edebi bir ifadedir. Günlük dilde bazen "kaçınılmaz son" ya da "ölümcül karar" anlamında mecazen kullanılır.

  • Ceviche

    Ceviche (okunuşu: sev-i-çe veya İspanyolca aslıyla se-bi-çe), Latin Amerika kökenli, özellikle Peru’nun millî yemeği kabul edilen çiğ balık/deniz mahsulü marinasyon tekniğidir. Temel tanımı Taze balık veya deniz ürünleri çok kısa sürede (genellikle 5-30 dakika) limon/lime suyu içinde “pişirilir”. Asitle pişirme (denatürasyon) olduğu için ateşe hiç dokunulmaz, tamamen çiğ kalır ama dokusu pişmiş gibi olur. Klasik Peru Ceviche’sinin ana malzemeleri Çok taze beyaz etli balık (levrek, çipura, dil balığı, corvina gibi) Taze sıkılmış lime suyu (Peru’da “limón sutil” denen özel bir tür kullanır) Tuz Kırmızı soğan (çok ince doğranmış, soğuk suda bekletilmiş) Acı biber (Peru’da ají limo veya ají amarillo) Taze kişniş (kişniş yaprağı) Servis anında biraz balık suyu (leche de tigre = kaplan sütü denen karışım) Yanında gelen geleneksel eşlikçiler (Peru usulü) Haşlanmış mısır (choclo) Haşlanmış tatlı patates (camote) Kızarmış mısır (canchita) Ateşte pişirme yoktur, sadece asitle (sitrik asit) proteinler denatüre olur. Balığın çok taze olması şarttır (parazit riski yüzünden). Genellikle aynı gün içinde tüketilir, uzun süre bekletilmez. Dünya çapında artık hemen her iyi restoranda menüde bulunur. Kısaca: Ceviche = Limon suyunda marine edilerek “çiğ pişirilen” Latin Amerika usulü taze balık/deniz mahsulüdür. Türkçede bazen “seviçe” ya da “sevice” diye telaffuz edildiği için karışıklık olabiliyor ama adı ve tekniği budur.

bottom of page